Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Eylül . 2017  
Burhaniye'den Behramkale'ye
Bir Yaz Günü..

Burhaniye'den Behramkale'ye

Yazar: Tolga Durudoğan
27.12.2006

15 Haziran 2004

İlk kez kendi bisikletimi toplamamın üstünden yaklaşık bir yıl geçmiş. Yazın, çalıştığım şantiyeden tatil izni aldığımda, kafamdaki tur planı aslında çok önceden belliydi: Evimden, Burhaniye'den yola çıkıp kuzeye, Edremit Körfezi boyunca yolu izleyerek Behramkale, nam-ı diğer Assos'a kadar gidecektim.

Edremit Körfezi, bu tür uzun geziler için harikadır. Zira Kaz Dağları, ki Türkiye'nin milli parklarından biridir, oksijen bolluğundan ve yanında harika manzarasından ötürü, böyle uzun gezilerde insanı fazla yormaz.

Sabah, sağlam bir kahvaltıdan sonra, oldukça erken bir saatte yola çıktım. Öncelikle Burhaniye merkezden, sahil yoluna çıkmak için yaklaşık 10 km. kadar bir yol gittim. Daha sonra ise, Burhaniye sahili ile Akçay arasındaki, tarlalar ve sahil şeridini oluşturan bitki örtülerinin arasından giden yolu izlemem gerekiyordu.

Burhaniye
Burhaniye'den Akçay'a...
Büyük boyut için tıkla!


Akçay'dan sonra Güre'ye geldim, ondan sonra ise, Küçükkuyu'ya kadar, şehirler arası Çanakkale yolunda gitmem gerekiyordu. Ben şehirler arası yollarda gitmeye alışkınım, ama sizi uyarmamın uygun olacağını düşünüyorum: Şehirler arası yollarda gitmek için dengenizin çok sağlam olması gerekir, zira karşınıza ne çıkacağı çok da belli olmaz. Bazen de yol kenarının çok dar bir bölgesinde, bisikleti hiç sağa-sola kaçırmadan gidebilmelisiniz, eğer bunu yapamayacaksanız, hiç böyle bir yolculuğa çıkmayın.

Ana yolda pedallamaya henüz başlamışken, sağı, dağa doğru çıkışı gösteren bir tabela gördüm:
"Etnografya Galerisi - 4km"

Evet, hatırlıyorum, daha önce gelmiştim buraya, geçmişte, hatırlayamadığım bir zamanda. Hatıra tazelemek iyi olacaktı, döndüm.

Bana göre zor bir çıkıştı, özellikle sıcak bir yaz gününde ve sırtımdaki yaklaşık on kilo civarlarındaki sırt çantasıyla, ama bir ara dönüp arkama baktığımda gördüğüm manzara şuydu:

Etnografya Galerisine Çıkarken
Etnografya Galerisine Çıkarken
Büyük boyut için tıkla!


Ve sonunda ulaştım.

Tahtakuşlar Köyü, dünyada ve Türkiye'de -bildiğim kadarıyla ve halen değişmediyse- etnografya galerisi olan tek köydür. Kökeni oldukça eski bir Türkmen köyüdür, ve -galeri yöneticisi Sn.Alibey Kudar'ın anlattığına göre- halen birtakım Orta Asya geleneklerini yaşatmaya devam etmektedir.

Alibey Kudar, emekli bir ilkokul öğretmeni. Galeriyi kendi imkanlarıyla kurmuş, ve ailesiyle birlikte işletiyor. Tahtakuşlar Etnografya Galerisi, 1994 yılında UNESCO tarafından ödüllendirilmiş.

 Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


  Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


  Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


  Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


  Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


  Etnografya Galerisi
Etnografya Galerisi
Büyük boyut için tıkla!


Sergideki herşeyin üzerinde tek tek durmayacağım, buna burada yer de yetmez, hem de bu keyif size kalsın. Ama ben, en göze batanları es geçemem:

Birincisi, girer girmez tüm haşmetiyle "ben buradayım" diyen Türkmen Çadırı. Köyde yaşamış ve yanılmıyorsam birkaç yıl önce -Allah rahmet eylesin- vefat etmiş son çadır ustası tarafından yapılmış. İsmini hatırlayamasam da, hep aklımda tuttuğum bir ilkenin temsilcilerinden: Önemli olan sadece yaşamak değil, hem kendine hem de diğer insanlara faydalı olacak şekilde "dolu dolu" yaşamak...

 Türkmen Çadırı
Türkmen Çadırı
Büyük boyut için tıkla!


Bu çadırın her şeyini aslında tek bir deyiş özetliyor: Türkmen çadırını bir katır taşır, keyfini kırk katır taşıyamaz.

Galerideki en ilginç şeylerden biri, normalde -eğer yanlış hatırlamıyorsam- sıcak iklim okyanuslarında yaşayan bir deniz kaplumbağası olan Dermochellys Coriacea. Yanılmıyorsam Burhaniye sahillerinde, bulunmuş, nasıl bu sulara geldiğini kimse bilmiyor. Kurutulduktan sonra boyunun kısalmasına rağmen (bu haliyle bile hafızam beni yanıltmıyorsa yaklaşık 1.9m boyundaydı) bu türün dünyada sergilenen en büyük örneği.

 Dermochellys Coriacea
Dermochellys Coriacea
Büyük boyut için tıkla!


 Dermochellys Coriacea
Dermochellys Coriacea
Büyük boyut için tıkla!


Bu arada gezerken bir ara gözüm tavana takıldı:

 Galeride Kırlangıç Yuvası
Galeride Kırlangıç Yuvası
Büyük boyut için tıkla!


Bu galeri hakkındaki daha detaylı bili almak isteyenler için iki yol var:

1- Internet sayfası http://www.etnografya-galerisi.com/

ya da daha iyisi, kendiniz giderek ve görerek.

Galeriden çıktıktan sonra, kendimi yokuş aşağı hızlanmaya bıraktım, tabii bu tam olarak bizim uzun yol şöförlerinin "peygamber vitesi" olmadı. Tavsiye etmem virajlı ve mıcırlı bir inişte.

Ana yola çıkınca, yolu izlemeye devam ettim. Küçükkuyu'ya yaklaştığımda ise bir diğer tabela dikkatimi ve beni çekti:
"Zeus Altarı - 6km"

"Atın ölümü arpadan olsun yaa!"

Çıkarsın tekrar... Yine virajlı çıkış, ama en sonunda mutluluk... Ve çıkıştaki bir manzara:

 Zeus Altarına Giderken
Zeus Altarına Giderken
Büyük boyut için tıkla!


Ve işte Zeus Altarı, yani sunağı, tabiimanzarasıyla.

 Zeus Altarı
Zeus Altarı
Büyük boyut için tıkla!


 Zeus Altarı
Zeus Altarı
Büyük boyut için tıkla!


 Deniz tarafındaki merdivenler
Deniz tarafındaki merdivenler
Büyük boyut için tıkla!


 Zeus Altarından Körfez Manzarası
Zeus Altarından Körfez Manzarası
Büyük boyut için tıkla!


Zeus Altarı, Adatepe Köyü girişinde bulunuyor. Köyün girişindeki tabeladan Adatepe:

"Binlerce yıllık zaman dilimine yayılmış insan yerleşimine sahip olan Adatepe Köyü, Cumhuriyet öncesinde zeytin ve hayvancılıkla uğraşan Rum ve Türk ailelerin yaşadığı bir köy olarak bilinmektedir. Mübadele ile birlikte Rumlar köyden ayrılmış, sadece Türk nüfus kalmıştır.

Adatepe köyü, mimari olarak taş yapı geleneğine sahiptir. Köyün konumlandığı bölge kayalık bir arazidir ve bütün evlerin taşları çevredeki küçük taş ocaklarından edinilmekte ve çevre köylerde geleneksel taş işçiliğini devam ettiren ustalar tarafından işlenmektedir. 1989 yılında SİT ALANI ilan edilen köy, bölgedeki korunan tek köy olma özelliğini de taşımaktadır. Evlerin birçoğu aslına uygun olarak restore edilmiştir.

Adatepe Köyü'nün tarihi antik dönemlere kadar uzanmaktadır. Köyün batı tarafında Roma dönemine tarihlendiği tahmin edilen buluntular yer almaktadır. Kurulduğundan bu yana sürekli yaşam olduğundan ve yeni yapılarda bir önceki yapı elemanları kullanıldığından bugün köydeki en eski yapı 250 yıllıktır. Köyün denize bakan tarafında ZEUS SUNAĞI bulunmaktadır."


Ben köye girmedim, hedefim başkaydı ama Zeus Altarı'ndan bahsedeceğim, tabii tabelasında yazanlardan alıntılarla:

"Altar (sunak), eski zamanlarda insanların tanrılara kurbanlar verdikleri ve sunular yaptıkları yerlere verilen genel addır. Zeus Altarı'na bu adı verenler ise Truva'yı bulan Heinrich Schliemann ve Arkeolog Judeich'tir. Bu fikri destekleyecek bir kanıt olmamasına rağmen, Schliemann, kendini, burasının, Ida (Kaz) Dağları'nın en yüksek tepesi olan ve Zeus'un Truva Savaşını izlediği Gargaros Tepesi olduğuna inandırmıştır.

Belki de Schliemann'ın böyle düşünmesine sebep, İlyada'nın sekizinci kitabında bulunan aşağıdaki bölümdür:

'Ve Ida'ya vardılar, hayvanların anası, bereketli kaynakların koruyucusu,
Gargaros'taydı Zeus'un tapınağı, mis kokulu sunağı...'"


Aynı zamanda burada Ermiş Baba Yatırı'da bulunmaktadır.

 Ermiş Baba
Ermiş Baba
Büyük boyut için tıkla!


Buradan da indikten sonra yoluma devam ettim, ve Küçükkuyu'yu geçtikten hemen sonra yol ve tabelalar beni sola yönlendirdi, sahile doğru. Artık anayoldan ayrılıyor ve Behramkale yoluna giriyordum.

İlk düşünce : "Yaşasın! Az kaldı, sadece yirmidört km."

Fazla geçmeden : "Aman Tanrım!"

Hayatımda ilk kez bu kadar dik yokuşlarla karşılaşıyordum, bütünüyle dağın tepesine çıkmam gerektiğini anlamıştım. Serde yiğitlik var, geri dönmem, başladıysam, özellikle bisiklette. Evden çıkarken "Behramkale'ye gidiyorum" dedim, yok çaresi, devam edeceğiz!

Tahmin ettiğim gibi, yolun en zor kısmına girmiştim. Yokuşlar öylesine dikti ki, çoğunlukla yürümek, enerji kullanımı açısından pedal çevirmekten daha ekonomikti. O yirmidört kilometre, sanki yüzyirmidört kilometre oldu, yaklaşık 2 saatte yolun belki yarısına bile gelememiştim. Ara sıra durup baktığım manzara ve arka planda yavaşça büyüyen ve belirginleşen Midilli Adası, gitgide yaklaştığımı gösteriyordu, ve yorgunluğumu bir anlık da olsa unutturuyordu.

 Behramkale
Behramkale'ye Giderken
Büyük boyut için tıkla!


Ve başardım yine!

 Behramkale (Assos)
Behramkale (Assos)
Büyük boyut için tıkla!


 Su sarnıcı, hisar ve Hüdavendigar Camii
Su sarnıcı, hisar ve Hüdavendigar Camii
Büyük boyut için tıkla!


 Behramkale (Assos)
Behramkale (Assos)
Büyük boyut için tıkla!


 Behramkale (Assos)
Behramkale (Assos)
Büyük boyut için tıkla!


 Behramkale (Assos)
Behramkale (Assos)
Büyük boyut için tıkla!


Assos, tarihi milattan önce ikinci binyıla kadar uzanan bir kent. Ben gezdiğim zaman, kazılar devam ediyordu ve dolayısıyla da kazı alanlarına girip gezme imkanım olmadı. Benim gözüme çarpan şeyler, anfitiyatro, su sarnıcı ve Hüdavendigar Camii. Bu cami, 14.yy'dan kalma ve Behramkale'de inşa edilmiş ilk cami.

 Anfitiyatro
Anfitiyatro
Büyük boyut için tıkla!


 Su Sarnıcı
Su Sarnıcı
Büyük boyut için tıkla!


 Hüdavendigar Camii
Hüdavendigar Camii
Büyük boyut için tıkla!


Manzaranın tadını çıkarıp, biraz dinlendikten sonra, geri dönüşe geçtim, aynen geldiğim yoldan. Dağın tepesinden yine bıraktım kendimi bisikletle, 60km/s'i gördüğümü hatırlıyorum, ama gözlerim yaşardığı için fren yaptım. Yolun bir tarafı karaya doğru, bir tarafı denize doğru uçurumken kumar oynamaya gerek yoktu.

Tekrar Altınoluk'a vardığımda, yaklaşık 120 km ve toplam 13 saatlik bir geziden sonra, artık gücüm tükenmişti. Kendimi attığım bir pansiyonda uykuya daldım...

Ertesi sabah, kalan 35 kilometreyi de tamamlayarak eve döndüm.

Toplam mesafe : Yaklaşık 180 km
Toplam süre : Yaklaşık 15 saat (2 günde)

Ve bu da harita üzerinde yaklaşık güzergah:

 Harita
Harita
Büyük boyut için tıkla!


Çok uzun oldu biliyorum. Ama ne kadar çabalasam da, kelimeler sadece gerçeğin gölgesi olarak kalıyor yine...

Bisikletle kalın!

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 10285 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015