Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
24 . Eylül . 2017  
Velosipet İle Bir Cevelân
110 Yıl Önce Bisikletle Seyahat

Velosipet İle Bir Cevelân

Yazar: Cüneyt Kazokoğlu
21.1.2007

Bisikletin bir gezi aracı olarak kullanılmasına Türkiye de giderek alışıyor. Bundan çok değil, 5-10 yıl önce nâdirattan sayılan ve büyük çoğunlukla yabancı turistlerin kullandığı bisikletleri şehirlerarası yollarda gördüğümüz zaman duyulan şaşkınlık bugün kendini bu aracın uzun yollarda giderek yayılmasının getirdiği sevince bırakıyor.

Sayfamızda Patika bölümünde bugüne kadar sayısız yerli gezgini konuk ettik, yazılarını, gezilerini, resimlerini hep beraber zevkle okuduk. En son olarak da Panorama bölümünde Emre Tok’un „geziyorum.net“ini tanıdık. Fakat bunların hepsi yeni olgular. Size „bundan aşağı yukarı 110 yıl önce de Türkiye’de bisikletle uzun yollara çıkan gezginler vardı desek“ ne düşünürsünüz?

Ekim 2006’da İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan İbnülcemal Ahmet Tevfik’in yazdığı Velosipet İle Bir Cevelân kitabı işte böyle bir geziyi, 1890’lı yılların ortasında bisiklet meraklısı iki İstanbullu gencin İstanbul’dan yola çıkıp Bursa ve çevresinde yaptıkları bir seyahati konu alıyor. İstanbul-Mudanya arasını gemi ile geçtikten sonra Bursa-İnegöl-Yenişehir-Bursa güzergâhını bisikletle turlayıp tekrar İstanbul’a dönüyorlar ve Bursa-Bursa arasındaki kısmı, 20.yüzyıla ramak kalmışken, hamamlarından çalgılı gazinolarına, mesirelerinden köylerine, derbentçilerinden Boşnak ve Gürcü göçmenlerine, otellerinden demircilerine kadar sıcak ve eğlenceli bir şekilde anlatıyorlar. Ahmet Tevfik’in yolculuğunun tam tarihini kitabı hazırlayan Cahit Kayra tam olarak belirtmemiş, ya da bir ihtimal de bizim gözümüzden kaçmış olması. Kitapta ilk basım tarihi olarak Rumî 1315 belirtiliyor, ki bu zâten yazıldığı üzere 1900’e tekâbül eder. Kitabın asıl metninden kaleme alınma tarihinin Rumî 14 Eylül 1310 olduğunu öğreniyoruz, ki bu da –hesapta hata yapmadıysak- 27 Eylül 1894 yılına denk geliyor. Yani Ahmet Tevfik, günümüzden tam 112 yıl önce yapmış bu geziyi.

Büyük boyut için tıkla!

Kitabın ortaya çıkışı yeni değil aslında. 2005 Temmuz’unda o zaman ilk olarak çıkaracağımız Türkiye dağ bisikleti katalogunun basımı için gittiğimiz yayınevinde sohbetimiz sırasında bu kitabı görmüş ve ilgilenmiştik. O dönemde basılmak için finansman bekleyen bu kitabın bir yıldan fazla bir süre sonra yayınlandığını görmek gerçekten sevindirici bir gelişme.

Kitabın elbette (ve aslında ne yazık ki) bugün kullanılan Türkçe’ye uyarlanması, o berbat tâbirle söylemek gerekirse “sadeleştirilmesi” gerekmiş. Neden 12 yaşından beri öğrendiğim ve bugün çok şükür ziyâdesiyle vâkıf olduğum Almanca ve İngilizce’de 20.yy başında basılmış bir kitabı bugün de gayet kolaylıkla okuyup anlarken, kendi anadilimde yazılmış bir kitabın sadeleştirilmesi gerektiği başka bir tartışmanın konusu olsa da Türkçe’nin dalgalar halinde kırpılması, kerâmeti kendinden menkul bir „Öztürkçe“ merakı ile ve „eski Türkçe“ gibi bir garip olgu yaratılarak güdükleştirilmesinin kültürel hayatımızda yarattığı boşlukları, tarihimizle kopuklukları burada bir kere daha vurgulamayı zarurî görüyorum. Bundan 100 yıl önce yazılmış bir kitabı geniş kitleler bugün üzerinde oynanmadan okuyup anlayamıyorsa bunun kültürel kimliğimizde yarattığı tahribatı sanırım hepimiz düşünmeli ve sorgulamalıyız. Bu bağlamda aslı da zâten Türkçe yazılmış olan kitabı hazırlayan Cahit Kayra’yı kitapta yazdığı üzere “çevirmen” olarak göremiyorum, Kayra’nın yaptığı işin “çevirmenlik” olarak adlandırılmasını kültürel ve edebî anlamda içinde bulunduğumuz felâket durumun bir göstergesi sayıyorum. Gene bu nedenle de bu metnin sonuna kitabın aslından bir kaç paragraf alıntı koymayı ilgilenenler için uygun gördük.

Dolayısıyla kitabı tanıtmaya başlamadan önce biraz da üzülerek başlığını da açıklamak etmek gerek, çünkü Cahit Kayra kitabın geri kalanını hiç kulak tırmalamayacak bir şekilde, son derece başarılı olarak hazırlarken kitabın başlığını unutmuş, ya da ben görmedim. „Cevelân“ dolaşma, gezi demek.

Biraz da Cahit Kayra’nın takdim yazısından alıntılayarak yazar hakkında bir iki bilgi verelim: Kitabın yazarı Ahmet Tevfik Bey 19. ve 20. yüzyılların bitiştiği II. Abdülhamit (hükümranlığı 1876-1909) döneminde bir bisiklet tutkunu ve haliyle bugün kimi yerde kendilerini „uzaylı“ gibi hisseden bisikletçilerle mukâyese edildiğinde „uzaylıların babası“ diyebileceğimiz türden biri. Sayfamızda bisiklet tarihi konulu makâleleri inceleyenler (bkz. sayfa sonundaki bağlantılar) elbette bisiklet kullanımının 19. yüzyılın sonunda Avrupa’da da çok yaygın olmadığını tahmin edeceklerdir. Böyle bir dönemde Osmanlı’da bisikletle gezi yapmak takdir edilir ki her babayiğidin harcı değil. Kitapta Ahmet Tevfik Bey bisikletin üstünlükleri, zevkleri, bisiklet kullanmanın güzellikleri hakkında da çok geniş bilgiler sunuyor. Buna ek olarak Bursa’dan çıkıp tekrar Bursa’ya vardığı toplam 267km’lik yol boyunca gördüklerini, konuştuklarını, başlarından geçenleri anlatarak aslında uzun yolda bisiklet kullanmanın –biraz da şaşırtıcı bir şekilde- bugünkünden pek de farklı bir şey olmadığını gösteriyor.

Kitapta yola çıkılmadan önce bisikletlerle ilgili fazlasıyla teknik bilgi mevcut. Genelde „araba“ tâbir edilen bisikletlerin her birine bir çanta ve bir de su haznesi ekleniyor. Su hazneleri ikişer kilo geliyorlar, üstleri su geçirmeyen bezle ve içi mukavvadan olan çantalara çamaşır ve yiyecek konuluyor (shf. 3-4).

Seyahat edilen bisiklet
Seyahat edilen bisiklet
Büyük boyut için tıkla!

Ahmet Tevfik Bey haliyle uzun yolda ağırlığın getireceği dertleri de düşünmüş. Bu yüzden yola çıkmadan „her bisikletten yalnız boru bırakarak, fazla zil ve benzerlerini çıkarıyor“. Gidilen yol „siklometre“ (cyclometer) denilen mesâfe ölçer ile kaydediliyor, kıyafetler ise dönemin „acayip bisiklete binme giysileri“ değil, „sıradan ceket, yelek ve pantolon“ (shf. 4).

Gezide kullanılan bisikletler bu derece hafifletildikten sonra çıplak olarak her biri 13,5kg geliyorlar ki bugün bile bir uzun yol bisikleti için gayetle makul bir değer. Yalnız çantaları ve öteki eşyayı da yükleyince bisikletler 27kg ağırlığına geliyorlar, buna mukâbil en küçük ecza kutusuna kadar her şey düşünülmüş (shf. 4).

Teknik konularda bilgiler de eksik değil. Bisiklet elbette o dönemde vites olmadığından tek vitesli, dolayısıyla uzun yolda ön ve arka dişlilerin oranı mühim rol oynuyorlar. Ahmet Tevfik Bey 18/8 olarak seçtiği bu oranı bayağı etraflıca açıklıyor. 18/8 oranı „ne olağanüstü hız, ne de büyük bir güç sağladığı“ için tercih edilmiş (shf. 5).

Bugün de bisikletçilerin en büyük sorunlarından biri uzun yolda geceleme vakti geldiğinde bisikletin nerede duracağıdır. İstanbul’dan Mudanya’ya geldikten sonra geceleyecekleri otelde „Velosipetlerimizi denize bakan bir odaya çıkartıp, olduğu kadar temizlendikten sonra....“ diyerek Ahmet Tevfik Bey aslında o dönemde otel idarecilerinin bir nebze daha anlayışlı olduklarının işaretini veriyor gibi (shf. 20).

Kitapta bugün de geçerliliğini kabul ettiğimiz yorumları görmek olası: Örneğin yokuş çıkarken inip bisikletleri itmek zorunda kalan ve bundan şikâyet edip „biz bunları sürüklemek için mi getirdik“ diye üzülen arkadaşını Ahmet Tevfik Bey’in „her yokuşun bir inişi var“ diyerek teselli etmeye çalışması sanırız bugün de bilhassa tepe inişi sahasına meraklı bisikletçileri gülümsetecektir.

Yola çıkış noktası - Sarayburnu
Yola çıkış noktası - Sarayburnu
Büyük boyut için tıkla!

İniş demişken, elbette o dönemde bisikletlerin teknik donanımı nispeten yetersiz. Fren sadece önde bulunuyor, o da tel fren. Tel frenin nasıl bir şey olduğunu merak edenler için daha önce atölye sayfalarımızda yer almış 1939 model bir Adler 155 restorasyonu yazısını salık verelim (bkz. sayfa sonundaki bağlantılar). Tek bir tel frene sahipken yokuşlarda nasıl durulup inileceği de önemli bir soru teşkil ediyor haliyle: Yokuş inilirken durmak için fren kullanıldığı gibi, ön tekerlek ayakla basılarak durulur, lakin bu son çaredir. Çünkü meyilli bir yerde, özellikle durmadan artan bir hızla artan bir birikmiş güç ve süratle gidilirken ayakları dayayıp durmak pek büyük bir ihtiyatsızlıktır. Düz yerde bile durur durmaz inmek gerekirken yokuşlarda durulduğu zaman daha ziyade bir hızla atlamak gerekir. Oysa ayaklar tekerleğe basarken kendisini toplamak herkes için her zaman olanaklı değildir. En iyisi, kesin zorunluluk olmadıkça, yolu müsaadesine göre sağa ya da sola, yokuşça bir yere doğrugidip, ayakla da yardım ederek, bizim yapmak zorunda kaldığımız şekilde hareket etmektir (shf. 35). Bugünün disk frencileri için özellikle okunması gereken bir paragraf.

Elbette bunca yol esnasında kazalar da olmuyor değil. At arabalarının atlarının bisikletlerden ürkmesi, yokuşlarda hızı ayarlayamayıp düşmelere rastlanıyor: Daha o noktaya varmadan önce „Freni sık! Sağa sap! sözcükleriyle, sağ taraftaki meydancığa göre bir daire çizerek, freni de sıkıp, manivelayı da (aynakolu demek istiyor, Cüneyt) olabildiğince geri basmasını anlatmayı başardım. Bu manevrayı tamamıyla yaptıysa da öyle hızla gelen bir makinenin çark etmesi pek kolay olmadığından kenarda, set üzerine giderek hız kesildiği anda atlamak isteyip arabayı elinden bırakmış, kendisi elleri üstünde kalmıştı. Yan tarafa düşen makine sürünerek yokuş yukarı, üç dört metre gittikten sonra durdu. Yanına koştum, hamdolsun bir şey olmamıştı (shf 39).

Mudanya - Yeni Kaplıca
Mudanya - Yeni Kaplıca
Büyük boyut için tıkla!

Onca yol gidip de lastik patlatmamanın –hele de o dönemdeki yollar düşünülürse- mümkünâtı yok haliyle. Bir nalın çivisinin bisikletin arka lastiğine saplanması da başa gelenlerden. Üstelik nalın çivisini çekince çivinin tıpa görevi de kayboluyor, lastik tamamen iniyor, Ahmet Tevfik Bey ve arkadaşı yakındaki kasabaya yürüyerek gidiyorlar (shf. 67).

Büyük şehirlerde oturanlar genelde doğayla iç içe yaşayanlara gıpta ederler, şehir dışında oturanlar da büyük şehirlerdekilere. Aynı bakış açısı bundan 100 yıl önce de varmış: İhtiyarın „“İstanbul’da, o koca şehirde ne güzel vakit geçiriyorsunuz“ şeklindeki özlem dolu sözlerine, „Böyle yeşil çimen üstünde, emeğinizin ürünü olan sırma gibi ekinlere yaslanarak, yörenizde dolaşan tosunlar ile tosun gibi çocuklarınızdan başka bir şey düşünmeyerek, ne hoş ömür sürüyorsunuz“ cevabiyle karşılık verip... (shf. 69).

Gezginlerimizin başına gelen iki ilginç teknik arıza daha var. Bunlardan biri ön tekerleğin milini tutan vidanın bozulması (muhtemelen yivinin yalama olması, Cüneyt), bunu bir şekilde kendileri mili kaydırarak ve cıvatalar yardımı ile çözüyorlar (shf. 75). Daha büyük sorun ise bisikletin aynakolunun pedal yuvasından kırılması oluyor (shf. 88). Elbette kendi başlarına bu sorunu halledemeyecekleri için yakınlardaki bir Boşnak Köyü’nde bir demirci bulunuyor, demirci aynakolu üzerinde kırılan kısmın biraz daha altına bir delik daha açıyor, pedal çivisi oradan geçirilerek vidalar sıkıştırılıyor. Haliyle bu işlem sonrasında bir aynakolu diğerinden daha kısa oluyor ama en azından yola devam etmek artık mümkündür (shf. 90-91).

Bursa - Hüdâvendigâr Camii
Bursa - Hüdâvendigâr Camii
Büyük boyut için tıkla!

Güzel enstanteler arasında gezginlerimizin nereye giderlerse gitsinler ilgi odağı olmaları var. Çeşitli köy ve kasabalarda çocuklar etraflarını çeviriyor hemen ve bisikletler hakkında soru soruyorlar. Elbette sorulan sorular arasında –ilk defa bir bisiklet gördüklerinden- aletin adı da var. Ahmet Tevfik „şeytan arabasıdır“ diye hafif yollu dalga geçse de gerçek ismini sormaktan vazgeçmiyor çocuklar (shf. 74). Yenişehir’de bir ihtiyar kahveden kalkıp yanlarına geliyor ve rica ediyor: “Arabaya bin de şurada biraz dolaş. Biz de görelim. Biz bunu bir kes gördüğümüz için pek merak ediyoruz (shf. 81). Kezâ Boşnak Köyü’ndeki tamir sonrasında köylüler “Ayağınız tamir edildi, şimdi gidiyorsunuz. Buradan çabucak uzaklaşırsınız. Biz sizi seyredemeyiz. Biriniz arabaya binmeli, şurada dolaşmalı, biz de seyrederek, çok zaman önce görmüş olduğumuz bir şeyi tekrar görmekten mutlu olmalıyız“ diyorlar, Yenişehir’den alkışlarla uğurlanıyorlar (shf. 92).

Yolda hayvanlarla ilgili anılar da var. Birincisi şunu öğreniyoruz ki atlar bisikletten ürküyorlar. O nedenle Ahmet Tevfik ve arkadaşı ne zaman atlı bir araba görecek olsalar kenara çekiliyorlar. Bir de köpek sorunu o dönemde de mevcut. Yenişehir’de insanlara bisiklet nasıl binilir gösterirlerken köpekler saldırıyor, yöre ahalisi sopalarla dağıtıyorlar (shf. 81).

Bursa
Bursa
Büyük boyut için tıkla!

Kitabın sonunda bir de bisikletin yararları, nasıl bir alet olduğu, nasıl teşvik edilmesi gerektiği ve bisiklete beraber binilecek bir arkadaş bulunduğu zaman ona bisiklete binmenin nasıl öğretileceğini anlatan ufak bir bölüm var.

Velosipet İle Bir Cevelân hakkında başında bugüne kadar bir tek yazı çıktı, o da Radikal gazetesinde 12 Ocak’ta Özlem küçük imzâlı değerlendirme. Çok güzel yazılmış, „bir bisiklet misyoneri Ahmet Tevfik“’in kitabi ve bisiklete bakisini çok güzel yansıtan bir makâle. Yanlış bilmiyorsak önümüzdeki hafta gene Radikal’de Aydan Çelik’in de konuyla ilgili daha geniş bir makâlesi yayınlanacak.

Aydan Çelik demişken, ondan gelen bir tavsiyeyi de bu vesîleyle duyuralım: Agora Yayınları’nın Mesele adını taşıyan kitap dergisinin birinci sayısında İlhan Durusel’in kaleme aldığı „Tekerleküstü Şen Yolculuklar“ başlığını taşıyan ilk makâle bisikletle yapılmış bir yolculuğa dair kitabı tanıtıyor. Amazon sayfasından 11 dolar gibi gayet cüz’i bir meblağa temin edinilebilecek Across Asia on a Bicycle: The Journey of Two American Students from Constantinople to Peking kitabı iki Amerikalı öğrencinin 1894’te İstanbul’dan yola çıkıp, Pekin’e yolculuğunu anlatıyor. Ahmet Tevfik’in yolculuğu da girişte belirttiğimiz gibi tam aynı dönemde, ilginç bir tesâdüf.

Across Asia On A Bicycle
Across Asia On A Bicycle
Büyük boyut için tıkla!

İbnülcemal Ahmet Tevfik’in Velosipet İle Bir Cevelân’ı, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan Cahit Kayra’nın günümüze uyarlaması ile çıktı, 113 sayfa, 7 lira. Tavsiye olunur.

Kitabın Asıl Metninden

Neşrine içtisar edilen şu yazılar, Hüdeavendigar vilayeti dahilinde, velosipete rakiban icra eylediğim ufak bir seyahati müştir ve geşt’u güzar esnasında ceb defterime kaydedilmiş bir takım tafsilattan müteşekkildir. Memalik-i mütemeddinenin kaffesinde mazhar-ı rağbet olarak, umumun bir nevi eğlencesini teşkil etmekle beraber velospit, bu latif vasıta-ı seyr u seyahat memleketimizde dahi hüsn-i kabule nail olmuş ise de layık olduğu vech ile taammüm edememiştir. Maamafih, bu gibi şeylerde erbabının icraat ve tecaribini enzar-ı mütalaaya arzetmek kadar müessir bir taaziyane-i tergıb ve teşvik olamaz. İşte bu fikr-i halisanedir ki “Velospit ile Hüdavendigar Vilayeti Dahilinde bir Cevelan” ın defter yapraklarından sahaifi matbua suretine dökülmesi hususunda aczilerini vicdanen mecbur eyledi. Dolayısıylan mahal hatve be hatve mufassalan münderic bulunduğundan bisiklet vasıtasıyla icra-yı seyahatte ne suretle hareket etmek lazım geldiğine dair bir fikr-i icmali verebilir. Bundan başka, her mübtedi heveskârın esna-yı taallumdeki ahvaline ikaz olabilecek bir de mukaddime ilave edildi ki velospit hakkında izahat-ı kaffeyi muhtevidir. Müsadif olunacak hatayanın karin-i afv buyurulmasý kariin-i kiramdan rica olunur.

Fi 14 Eylül sene 1310
Ahmet Tevfik

MUKADDİME

Velospit için ne dedim? Fikrime iştirak mümkün müdür ? Merak mı öldürmek maharet mi? Bazen ahbablık nasıl başlar? Teşvik-i taallüm için muallim ister, kabiliyet mevhibedir. Öğrenildi ise biraz gezelim. Bundan hayli zaman mukaddem, bi’l münasebe:

...... ki, bedia-i zekadır,
Çalak ve muti ve bi-edadır,
Süratçe sabaya gıpta-bahşa
Herkesçe müsellem kazaya:
Olsaydı eğer onun misili
Sürat katarı denir şihibi
Var, var yine onda fark-ı uzma,
“Siklet” görülür ki, onda ahra !

Demiş idim, erbab-ı meraktan, şu sözüme iştirak etmeyecek kimse tasavvur edemem. Zaten velosipete binmeyi taallüm için onun sürat-i saba reftarına, mir-i dilarasına meftun olmak, üzerinde bulunduğu zaman hissedilmesi tabii olan, yaya yahut esb-suvar bulunanları gerice bırakdıkça bir kat daha tezayüd eylediği bulunan gurur tefevvukkaraneyi teykin eylemek iktiza eder. Demek ki, bir derrace-süvar evvela, derraceye ciddi bir muhabbetle merbut bulunur.

İşte o meyl-i sevdavi ile taallüm eder. Eğer bu his olmamış olsa öğreninceye kadar çektiği meşakatleri, döktüğü terleri unutarak ondan mütelezziz olamaz. Öğreninceye kadar dedik, evet, velosipete binmeyi öğrenmek, pek kolay tanınmış ise de, öyle ayaklarını yerden keserek.....

Not: Eski kartpostallar Haluk Özözlü’nün Sihirli Tur sayfasından alınmıştır.,

 

 
Yayın Sponsoru
  Panorama

Aydın A. Güney & Pınar A. Avşar'la TUR Üzerine
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu sırasında yükün çoğunluğunu vitrinde fazla olmayan bir ekip çekiyor. Bu ekibin başında A’dan Z’y ... Devamı » » » 

Emin Müftüoğlu ile Günümüzü Değerlendirdik
Emin Müftüoğlu ile TUR sonunda bir araya geldik. Başarılı geçen bir organizasyondan sonra yorgun, çoklukla olduğu gibi vakti kı ...
Devamı » » » 

Bisiklet Yolları Algısında Yanlışlar

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” piyesini seyredenler bilir: Estergon ve Vladimir, iki perde boyunca, Godot diye birini b ...
Devamı » » » 


Eki.14 İBB Emirgan Planları, Bisiklet v...
Haz.14 The Accidential Death of a Cycli...
Şub.14 The Armstrong Lie
Ara.13 Londra ve İstanbul'da Bisikletin...
Eyl.13 Süslü Kadınlar da Bisiklete Bine...
Eyl.13 Emin Müftüoğlu'yla Kısa Kısa
Auğ.13 Katlanır Bisiklete Giriş
Haz.13 Bisikletle işe gitmenin püf nokt...
Nis.13 Yaz Yaklaşırken 3 Büyük Şehirde ...
Mar.13 Dünyanın En Pahalı Bisikletleri
Eki.12 Velodromda Bir Gün
Tem.12 Dünden Bugüne Bisiklet...
Tem.12 Fransa Turu Tarihinden Hikayeler
May.12 Ruanda Bisiklet Takımı
May.12 İngiltere'de Bisiklet Ulaşımı Po...
Oca.12 Londra'dan Bisiklet Esintileri
Ara.11 Kış Yarışları Öncesi Temel İpuçl...
Eki.11 10 Tanınmış Sima’ya Sorduk
Eyl.11 Pedalla Enerji Üretttik
Eyl.11 Canyon'un Derinliklerine Yolculu...
Nis.11 Araba mı Daha Hesaplı Bisiklet m...
Şub.11 Pedal Alternatif Enerji Çözümü O...
Panorama Arşivi

 

İlgili Linkler:  

yayin   Bir Klâsik: Adler 155  
haber   Velosipet İle Bir Cevelân, Aydan Çelik Ve Hollanda  

  Bu yayın 14673 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015