Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
22 . Kasım . 2017  
Shock Position 1
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Shock Position 1

Yazar: Burak Bakay
9.1.2003

1. Bölüm Sabah erkenden hazırdı bisikletler kilometrelerce uzunlukta yollar için. Çantalar geceden kalma tamamen dolu. 2 adet 2 kişilik çadır almıştık bu gezi için. Geçen sene yapmayı planlayıp hayata geçiremediğimiz bir projeydi bu. Solucan Takibi'nin ilk proje rotalarından biri olduğu için manevi önemi (!) fazlaydı bizim için bu Salda gezisinin. Güneş daha görünmüyorken BLaDe ve Woofer, NoLimit ve Chamur'un evine geldiler. Hazırlıklar tamamdı. Bu gezide ekip daha da profesyonelleşmişti ama halen amatörlük devam ediyordu.

Bu geziyi daha ciddiye alıyorduk. Birincisi; diğer gezilerden başımıza gelen olayların tecrübesiyle çıkıyorduk yola. İkincisi gideceğimiz yolu tam tanımıyorduk ve böylece büyük bir risk alıyorduk. Üçüncüsü bu gezi için yeterince planlama aşamasında vakit harcamamıştık. BLaDe ve NoLimit'in üniversite ve ehliyet işleri arasında araya sıkışmış ve aceleye gelmiş bir hali vardı gezimizin.

Gülmek - Chamur
Gülmek - Chamur
Büyük boyut için tıkla!

* * * Woofer

Daha güneşi görmeden yola çıktık. Çantalar ağzına kadar dolu. BLaDe ve NoLimit'in bisikletlerinin omurgalarına sarılı çadırlar en azından sırta yük yapmıyordu. Çantalara çadırda kalacağımız için bir de battaniye yükü eklenmişti ki gerçekten çok yer kaplıyor ve ağırlık yapıyordu.

Şehirden çıkmamız ve Burkent yokuşundan aşağı doğru hızlanmamız uzun sürmedi. 4 kişilik bir ekip günün ilk saatlerinde gayet zinde ve enerjik bir şekilde ilerliyordu. Bu arada isterseniz gezimizin adının yani, Şok Pozisyonu'nun, hikayesine başlayalım. Aslında bu adın Solucan Takibi'nin yada Köfteciler'in hikayesi gibi bir hikayesi yok. Ben yani BLaDe ehliyet sınavının ilkyardım bölümüne hazırlanırken bir şey okudum.

- - - ŞOK - - -

Kan dolaşımı yetersizliği sonucu dokulara, organlara özellikle beyne yeteri kadar kan gitmemesi nedeniyle hayati faaliyetlerdeki azalmadır. Dolaşım yetmezliği sonucu, beyne giden kan azalır, buna bağlı bilinç bulanıklığı, bilinç kaybı oluşur.

Şokun Sebepleri : Aşırı kanamalar, kalp yetmezliği, zehirlenmeler, sıvı kaybı .

Belirtileri : Vücut ısısının düşmesi , nabız sayısı artar, zayıflar; solunum sayısı artar, zayıflar; deri rengi soluklaşır, soğuk terleme vardır.

İlkyardım : Kanama durdurulur, şok pozisyonu verilir, üzeri battaniye ile örtülür, konuşularak şuuru açık tutulur, sevk edilir.

Şok Pozisyonu : Hasta sırtüstü yatırılır. Çene göğüsten uzaklaştırılarak solunum yolu açılır. Ayakları yerden 30-40 cm yukarı kaldırılır. Şokta etkilenen sistem dolaşım sistemidir. Şoktaki hasta uyaranla (alkol koklatma, tokat atma) kendine gelmez, şuuru açılmaz.

* * * Salda

Evet, böylesine gerekli ve acil bir bilgiyi de verdikten sonra devam edelim. Dedim işte Şok Pozisyonu tehlikeyi, riski hatırlatan bir kelime. Bizim geziyi de kaldırabilecek karizmaya sahip söyleniş açısından bile. Bu tip sebeplerden geziye, ekip üyelerinin sessiz kalmalarını kabul anlayarak Shock Position dedim . Şimdi diyeceksiniz Şok Pozisyonu'nu anladık da neden İngilizce Shock Position? Evet, güzel bir soru. Türkçe hali yanlış anlaşılabilir diyebilirim belki ama yine de inandırıcı olur mu bilmem.

Bu konuyu da açıklığa kavuşturduğumuza göre artık ekip üyelerimizden Şokçular diye bahsetmemizin bir sakıncası kalmamıştır umarım. Haa! Bu arada başımıza fizyolojik olarak Şok Pozisyonunu gerektiren bir durum gelmedi Allah'a şükür ; korkacak bir şey yok.

Bu konuları Şokçular (daha isimleri Şokçular olmamıştı ama fark etmez) tartışırken Solucan Takibi gezisinin ilk mola yerine geldiler. Bir nostalji yaşandı ucundan azıcık. Birkaç bir şey yedik, daha açıkçası NoLimit ve Chamur'un annesinin hazırladığı aşırı şekerli kurabiyeleri yedik ve aşırı susadık. Ama önümüzde medeniyet dolayısıyla su olduğu için içimiz rahattı.

Sabahın bu güzel ve yolculuk için elverişli vakitlerini değerlendirmek için molaya son veriyoruz. Hafif bir yokuş tırmanıyoruz. Bursüt fabrikası, petrol istasyonları, Buryem binaları geride kalıyor. Yol yeninden asfaltlanmış bu yüzden üzerinde hala mucur duruyor. Bisikletleri çok etkilediğinden değişik yol arayışlarına giriyoruz: Bankete girip çıkıyoruz, dikenler mucurdan daha tehlikeli bizim için. Bir yolunu bulup devam ediyoruz.

[ Kendin Bir yazı ]

Şokçuların temposu güzel. Yokuşları bile belirli bir hızın altına düşmeden rahatça çıkıyoruz. Yollara alışkın bisikletler teknik olarak yeterli olmanın verdiği huzurla bizleri pek zorlamıyorlar. Güneşi sırtımızda hissediyoruz bir an. Arkamıza baktığımızda dağların arkasından güneşin bize yetişmeye çalıştığını görüyoruz. Onu geçemeyeceğimizi bile bile hızımızı artırıyoruz belki bizi yakalamasını geciktirebiliriz diye. Yollar düzleşiyor yine. Göller bölgesinin gülü Burdur gölü, dağlar ve ova manzarası. Ekip bu manzaradan hiç sıkılmayacakmış gibi gözlerini yoldan kaçırıp sağımızdaki güzelliğe bakıyor.

Siyah asfaltı renkli gözlük ve şapka arasından izlerken bir inişe geldiğimizi fark ediyorum. Dik sayılabilecek bir iniş: Kuruçay inişi. Ama pek uzun sayılmaz. Ekip üyelerini ilk hızlı iniş için ayarladıktan sonra bisikletleri bırakıyoruz rüzgara ve yola.

Hızımız rüzgarın keyfine göre fazla yükselmiyor. İniş çabuk bitiyor gibi geliyor Şokçular' a . Uzun inişlere alışmaya başlıyorduk ve tabi uzun çıkışlara. Hayatın kısalığını uzun gezilerle kırabilir miyiz diyorum ama yaptıktan sonra her uzun şey kısa gibi geliyor insanın aklına. Çok da sorun değil be diyorum en azından bir şeyler yapıyoruz yani yaşadığımızı fark etmek için. Şöyle hayatımızda geriye baktığımızda kolayca fark edilebilecek kilometre taşları koymak istiyoruz yaşam çizgimize. Kolay olmuyor ama görünce hoşumuza gidecek olan taşları bulmak eğlenceli bir iş gerçekten.

[ Bir yazı Rüzgar ]

İlk girdiğimiz köyde su arıyoruz ve buluyoruz da. Yalnız yeterince yemiz olmadığı için buradan içmiyoruz. İlerliyoruz. Yassıgüme ve Hacılar köyü görünüyor uzaktan. Yolumuz da düz olduğu için hızla dar yolun banketinden devam ediyoruz ve Yassıgüme'de bir gölgede duruyoruz. Bisikletlerin izini görüyoruz beyaz toprakta. Bu izleri gelirken de göreceğimizi bilmiyoruz o an tabi. Yeterince dinlendikten sonra zaten yan yana olan köyler arasında transfer yapıyoruz. Hacılar'da yol üzerindeki bir gölgede duruyoruz. Sularımızı dolduruyoruz. Üstümüzdeki (T-shirtlerimizin üstündeki) 2 katı çıkarıp, bisikletin oturağına bağlıyoruz. Çok garip görünüyor ama rahat bir yolculuk için bu şart sanırım.

Karşı tarafta Jandarma karakolunun yanında duran telefon kulübesinden telefon edelim bari diye yaklaşıyoruz. Kredi kartıyla çalışan bir teknoloji harikasıyla karşılaşınca afallıyoruz bu köy yerinde. Vay be diyoruz yolumuza devam ediyoruz. Sol tarafımızda sert sert bize bakan kayalıkların gölgesinde ilerliyoruz. Solucan Takibi gezisinde polis amcalarla konuştuğumuz yerden düşünceli bir şekilde geçiyoruz. Köy Hizmetleri'nin şantiyesinin gürültülü bölgesinden devam ediyoruz eğlenceli yolculuğumuza.

Ufak bir iniş ve baraj köprüsünden geçtikten sonra Karaçal Köyü'ne giriyoruz. İlk başta bile zorlamaya hazırlanan yokuşta kolay pes ediyoruz yada kendimizi erkenden bitirmek istemediğimizden bisikletler yanda yola devam ediyoruz. Yol ayrımına yaklaşırken kenarda nadir bulunan bir ağacın altında mola veriyoruz. Suyumuz azalmakta ve karşımızda pek de su kaynağı yok gibi görünüyor. Burdur'dan gelen yolun ikiye ayrıldığı yerdeyiz şu anda. Sola dönersek Karaçal yokuşu (O ünlü, eski gezide bizi yiyip bitiren kastırıcı yokuş) var. Biz ise sağa yani Yeşilova yoluna döneceğiz ama tam olarak bilmiyoruz yolun özelliklerini. Tek bildiğimiz şimdi daha az kullanıldığı. Beklerken karşımızdan Tefenni otobüsünün içinde Chamur ve NoLimit'in babası geçiyor, el sallıyoruz gülümseyerekten.

* * * Salda

Bu yolculukta da iskelet sistemimiz, kas sistemimizden daha çok eziyet çekecek gibi. Çünkü daha bacaklarımızda yorgunluk hissetmeden belimiz ağrımaya başladı uzun süre molasız gitmeye başlayınca. Bunda ağır battaniyelerin etkisi büyük. Çantalar arkaya çekerken biz bisiklete doğru yani öne eğilmek zorunda kalıyoruz tabi bu arada olan omuriliğe oluyor. Omuz hizasındaki omurlarımız ağrıyor genelde. Konforlu araba ve otobüslerde bile uzun yolculuklarda bel ağrısı yaşandığını göz önüne alırsak bu durum pek de anormal değil. Sonuçta bisiklet üzerindesin, eğilmek zorundasın. Sırtında çanta var vs... Şokçular'ın sağlığıyla ilgili bazı noktalara değindikten sonra pedal zamanı geldi sanırım.

Sağ taraftan yola devam ediyoruz. Uzun ama hafif bir iniş var karşımızda .Ben geriden gelirken fazla hızlanmayarak babamı arıyorum, durum raporu veriyorum kısaca. Trafik çok azaldı neredeyse sadece bizim yol. Dakikalar geçtikten sonra motorlu taşıtlarla karşılaşıyoruz. İki tarafımızda dağlar daha doğrusu tepeler var. Biz tarlaların arasından siyah yola yapışmış bir halde devam ediyoruz yola.

İnişli çıkışlı yola başladık artık. Bu yolları bilmiyoruz. Hiç kullanılmayan eski bir yol ama asfaltı yeni yoldan daha güzel, mucurlar zifte zamanla daha iyi gömülmüş, dolayısıyla daha pürüzsüz. Su yok, gölge yok, medeniyet yok, insan yok. Yollar devam ediyor. Sıcak artmaya başlıyor, güneş bize yetişiyor.

Sabah erkenden hazırdı bisikletler kilometrelerce uzunlukta yollar için. Çantalar geceden kalma tamamen dolu. 2 adet 2 kişilik çadır almıştık bu gezi için.Geçen sene yapmayı planlayıp hayata geçiremediğimiz bir projeydi bu. Solucan Takibi'nin ilk proje rotalarından biri olduğu için manevi önemi (!) fazlaydı bizim için bu Salda gezisinin. Güneş daha görünmüyorken BLaDe ve Woofer, NoLimit ve Chamur'un evine geldiler. Hazırlıklar tamamdı. Bu gezide ekip daha da profesyonelleşmişti ama halen amatörlük devam ediyordu.

Bu geziyi daha ciddiye alıyorduk. Birincisi; diğer gezilerden başımıza gelen olayların tecrübesiyle çıkıyorduk yola. İkincisi gideceğimiz yolu tam tanımıyorduk ve böylece büyük bir risk alıyorduk. Üçüncüsü bu gezi için yeterince planlama aşamasında vakit harcamamıştık. BLaDe ve NoLimit'in üniversite ve ehliyet işleri arasında araya sıkışmış ve aceleye gelmiş bir hali vardı gezimizin.

* * * Woofer

Daha güneşi görmeden yola çıktık. Çantalar ağzına kadar dolu. BLaDe ve NoLimit'in bisikletlerinin omurgalarına sarılı çadırlar en azından sırta yük yapmıyordu. Çantalara çadırda kalacağımız için bir de battaniye yükü eklenmişti ki gerçekten çok yer kaplıyor ve ağırlık yapıyordu.

Şehirden çıkmamız ve Burkent yokuşundan aşağı doğru hızlanmamız uzun sürmedi. 4 kişilik bir ekip günün ilk saatlerinde gayet zinde ve enerjik bir şekilde ilerliyordu. Bu arada isterseniz gezimizin adının yani, Şok Pozisyonu'nun, hikayesine başlayalım. Aslında bu adın Solucan Takibi'nin yada Köfteciler'in hikayesi gibi bir hikayesi yok. Ben yani BLaDe ehliyet sınavının ilkyardım bölümüne hazırlanırken bir şey okudum.

- - - ŞOK - - -

Kan dolaşımı yetersizliği sonucu dokulara, organlara özellikle beyne yeteri kadar kan gitmemesi nedeniyle hayati faaliyetlerdeki azalmadır. Dolaşım yetmezliği sonucu, beyne giden kan azalır, buna bağlı bilinç bulanıklığı, bilinç kaybı oluşur.

Büyük boyut için tıkla!

Şokun Sebepleri : Aşırı kanamalar, kalp yetmezliği, zehirlenmeler, sıvı kaybı .

Belirtileri : Vücut ısısının düşmesi , nabız sayısı artar, zayıflar; solunum sayısı artar, zayıflar; deri rengi soluklaşır, soğuk terleme vardır.

İlkyardım : Kanama durdurulur, şok pozisyonu verilir, üzeri battaniye ile örtülür, konuşularak şuuru açık tutulur, sevk edilir.

Şok Pozisyonu : Hasta sırtüstü yatırılır. Çene göğüsten uzaklaştırılarak solunum yolu açılır. Ayakları yerden 30-40 cm yukarı kaldırılır. Şokta etkilenen sistem dolaşım sistemidir. Şoktaki hasta uyaranla (alkol koklatma, tokat atma) kendine gelmez, şuuru açılmaz.

* * * Salda

Evet, böylesine gerekli ve acil bir bilgiyi de verdikten sonra devam edelim. Dedim işte Şok Pozisyonu tehlikeyi, riski hatırlatan bir kelime. Bizim geziyi de kaldırabilecek karizmaya sahip söyleniş açısından bile. Bu tip sebeplerden geziye, ekip üyelerinin sessiz kalmalarını kabul anlayarak Shock Position dedim . Şimdi diyeceksiniz Şok Pozisyonu'nu anladık da neden İngilizce Shock Position? Evet, güzel bir soru. Türkçe hali yanlış anlaşılabilir diyebilirim belki ama yine de inandırıcı olur mu bilmem.

Bu konuyu da açıklığa kavuşturduğumuza göre artık ekip üyelerimizden Şokçular diye bahsetmemizin bir sakıncası kalmamıştır umarım. Haa! Bu arada başımıza fizyolojik olarak Şok Pozisyonunu gerektiren bir durum gelmedi Allah'a şükür ; korkacak bir şey yok.

Bu konuları Şokçular (daha isimleri Şokçular olmamıştı ama fark etmez) tartışırken Solucan Takibi gezisinin ilk mola yerine geldiler. Bir nostalji yaşandı ucundan azıcık. Birkaç bir şey yedik, daha açıkçası NoLimit ve Chamur'un annesinin hazırladığı aşırı şekerli kurabiyeleri yedik ve aşırı susadık. Ama önümüzde medeniyet dolayısıyla su olduğu için içimiz rahattı.

Sabahın bu güzel ve yolculuk için elverişli vakitlerini değerlendirmek için molaya son veriyoruz. Hafif bir yokuş tırmanıyoruz. Bursüt fabrikası, petrol istasyonları, Buryem binaları geride kalıyor. Yol yeninden asfaltlanmış bu yüzden üzerinde hala mucur duruyor. Bisikletleri çok etkilediğinden değişik yol arayışlarına giriyoruz: Bankete girip çıkıyoruz, dikenler mucurdan daha tehlikeli bizim için. Bir yolunu bulup devam ediyoruz.

[ Kendin Bir yazı ]

Şokçuların temposu güzel. Yokuşları bile belirli bir hızın altına düşmeden rahatça çıkıyoruz. Yollara alışkın bisikletler teknik olarak yeterli olmanın verdiği huzurla bizleri pek zorlamıyorlar. Güneşi sırtımızda hissediyoruz bir an. Arkamıza baktığımızda dağların arkasından güneşin bize yetişmeye çalıştığını görüyoruz. Onu geçemeyeceğimizi bile bile hızımızı artırıyoruz belki bizi yakalamasını geciktirebiliriz diye. Yollar düzleşiyor yine. Göller bölgesinin gülü Burdur gölü, dağlar ve ova manzarası. Ekip bu manzaradan hiç sıkılmayacakmış gibi gözlerini yoldan kaçırıp sağımızdaki güzelliğe bakıyor.

Siyah asfaltı renkli gözlük ve şapka arasından izlerken bir inişe geldiğimizi fark ediyorum. Dik sayılabilecek bir iniş: Kuruçay inişi. Ama pek uzun sayılmaz. Ekip üyelerini ilk hızlı iniş için ayarladıktan sonra bisikletleri bırakıyoruz rüzgara ve yola.

Hızımız rüzgarın keyfine göre fazla yükselmiyor. İniş çabuk bitiyor gibi geliyor Şokçular' a . Uzun inişlere alışmaya başlıyorduk ve tabi uzun çıkışlara. Hayatın kısalığını uzun gezilerle kırabilir miyiz diyorum ama yaptıktan sonra her uzun şey kısa gibi geliyor insanın aklına. Çok da sorun değil be diyorum en azından bir şeyler yapıyoruz yani yaşadığımızı fark etmek için. Şöyle hayatımızda geriye baktığımızda kolayca fark edilebilecek kilometre taşları koymak istiyoruz yaşam çizgimize. Kolay olmuyor ama görünce hoşumuza gidecek olan taşları bulmak eğlenceli bir iş gerçekten.

[ Bir yazı Rüzgar ]

İlk girdiğimiz köyde su arıyoruz ve buluyoruz da. Yalnız yeterince yemiz olmadığı için buradan içmiyoruz. İlerliyoruz. Yassıgüme ve Hacılar köyü görünüyor uzaktan. Yolumuz da düz olduğu için hızla dar yolun banketinden devam ediyoruz ve Yassıgüme'de bir gölgede duruyoruz. Bisikletlerin izini görüyoruz beyaz toprakta. Bu izleri gelirken de göreceğimizi bilmiyoruz o an tabi. Yeterince dinlendikten sonra zaten yan yana olan köyler arasında transfer yapıyoruz. Hacılar'da yol üzerindeki bir gölgede duruyoruz. Sularımızı dolduruyoruz. Üstümüzdeki (T-shirtlerimizin üstündeki) 2 katı çıkarıp, bisikletin oturağına bağlıyoruz. Çok garip görünüyor ama rahat bir yolculuk için bu şart sanırım.

Karşı tarafta Jandarma karakolunun yanında duran telefon kulübesinden telefon edelim bari diye yaklaşıyoruz. Kredi kartıyla çalışan bir teknoloji harikasıyla karşılaşınca afallıyoruz bu köy yerinde. Vay be diyoruz yolumuza devam ediyoruz. Sol tarafımızda sert sert bize bakan kayalıkların gölgesinde ilerliyoruz. Solucan Takibi gezisinde polis amcalarla konuştuğumuz yerden düşünceli bir şekilde geçiyoruz. Köy Hizmetleri'nin şantiyesinin gürültülü bölgesinden devam ediyoruz eğlenceli yolculuğumuza.

Ufak bir iniş ve baraj köprüsünden geçtikten sonra Karaçal Köyü'ne giriyoruz. İlk başta bile zorlamaya hazırlanan yokuşta kolay pes ediyoruz yada kendimizi erkenden bitirmek istemediğimizden bisikletler yanda yola devam ediyoruz. Yol ayrımına yaklaşırken kenarda nadir bulunan bir ağacın altında mola veriyoruz. Suyumuz azalmakta ve karşımızda pek de su kaynağı yok gibi görünüyor. Burdur'dan gelen yolun ikiye ayrıldığı yerdeyiz şu anda. Sola dönersek Karaçal yokuşu (O ünlü, eski gezide bizi yiyip bitiren kastırıcı yokuş) var. Biz ise sağa yani Yeşilova yoluna döneceğiz ama tam olarak bilmiyoruz yolun özelliklerini. Tek bildiğimiz şimdi daha az kullanıldığı. Beklerken karşımızdan Tefenni otobüsünün içinde Chamur ve NoLimit'in babası geçiyor, el sallıyoruz gülümseyerekten.

* * * Salda

Büyük boyut için tıkla!
Bu yolculukta da iskelet sistemimiz, kas sistemimizden daha çok eziyet çekecek gibi. Çünkü daha bacaklarımızda yorgunluk hissetmeden belimiz ağrımaya başladı uzun süre molasız gitmeye başlayınca. Bunda ağır battaniyelerin etkisi büyük. Çantalar arkaya çekerken biz bisiklete doğru yani öne eğilmek zorunda kalıyoruz tabi bu arada olan omuriliğe oluyor. Omuz hizasındaki omurlarımız ağrıyor genelde. Konforlu araba ve otobüslerde bile uzun yolculuklarda bel ağrısı yaşandığını göz önüne alırsak bu durum pek de anormal değil. Sonuçta bisiklet üzerindesin, eğilmek zorundasın. Sırtında çanta var vs... Şokçular'ın sağlığıyla ilgili bazı noktalara değindikten sonra pedal zamanı geldi sanırım.

Sağ taraftan yola devam ediyoruz. Uzun ama hafif bir iniş var karşımızda .Ben geriden gelirken fazla hızlanmayarak babamı arıyorum, durum raporu veriyorum kısaca. Trafik çok azaldı neredeyse sadece bizim yol. Dakikalar geçtikten sonra motorlu taşıtlarla karşılaşıyoruz. İki tarafımızda dağlar daha doğrusu tepeler var. Biz tarlaların arasından siyah yola yapışmış bir halde devam ediyoruz yola.

İnişli çıkışlı yola başladık artık. Bu yolları bilmiyoruz. Hiç kullanılmayan eski bir yol ama asfaltı yeni yoldan daha güzel, mucurlar zifte zamanla daha iyi gömülmüş, dolayısıyla daha pürüzsüz. Su yok, gölge yok, medeniyet yok, insan yok. Yollar devam ediyor. Sıcak artmaya başlıyor, güneş bize yetişiyor.

Bu sitedeki hiçbir materyal yazarın izni olmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin alınıp, kopyalanamaz, başka bir ortamda çoğaltılamaz. Yasalara saygınızdan dolayı teşekkür ederiz.

Burak Bakay

www.geocities.com/ shockposition

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 3317 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015