Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
13 . Aralık . 2017  
Shock Position 3
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Shock Position 3

Yazar: Burak Bakay
9.1.2003

İnsan görmek bizi sevindirmişti (Sokçular dışındaki insanları kastediyorum tabi) . Bundan böyle yolumuzun hafif inişli çıkışlı ovalardan geçeceğini ve arada sırada köylere uğrayacağımızı anlamıştık. Artık düz yollarda fazla pedallamıyorduk ve Allah'tan bir köye daha girdik. Çıkışa doğru bir bakkal gördük, hemen bisikletleri binanın yanına gölgeye koyduk. Bakkal amcadan kola-bardak vs. aldıktan sonra ufak bir muhabbete başladık Salda' ya nasıl gideceğiz, yol hakkındaki bilgiler, yokuşlar, petrol istasyonları. Bunlar hakkında biraz muhabbet edip uzaklaştık. Bu arada benim bisikletin zincirinde yaklaşık 1 saattir bir problem vardı. Zincirin belirli bir yerinde pedal boşta dönüyor gibi oluyordu. Büyük güç ve zaman israfı oluyordu ve bisikletimin takırtılı ve sorunlu çalışması beni psikolojik olarak rahatsız ediyordu. Bu şekilde petrol istasyonuna girdik. Neredeyse burnumuzun direğini kıracak yoğunlukta bir anason kokusu vardı. Bizim yaşlarımızda bir genç ve yanında sanırım babası ufak bir kulübenin yanında oturuyorlardı. Yaklaştık. "Selamun aleykum abi" Aleyküm selam "Ya abi sizden bir şey rica edeceğim. Benim bisikletin zincirinde bir problem var da yağlayacak bir şey var mı sizde. Gerçekten çok lazım."

Bizim yaşlarımızdaki güleç yüzlü genç babasına bir şeyler sorduktan sonra kulübeye girdi ve elinde ufak bir yağlama kutusuyla geldi. Bu var sadece dedi. Bizde olur olur dedik, yağ olsun da nasıl olursa olsun isterse zeytinyağı (!). Benim zinciri 5 dakika kadar yağlamaya uğraştık. Yağsızlıktan kurumuş ve 2 parçası yapışmış zincircağızımın. Mekanikerimizin de yardımıyla eski haline getirmeye çalıştık. Biraz alışır gibi oldu. Bir-kaç tur attım biraz iyileşmişti ama problem devam ediyordu. Neyse dedik. Bize yardımcı olan gence börek ve kola ikram ettik yolumuza bakkalın bize tarif ettiği güzergahtan devam ettik. Çataldan sola döndük. Kolayı soğuk soğuk içmek istiyorduk ve artık bir molaya gereksinim duyuyorduk. Bir sulama havuzunu geçtikten sonra tarlanın birine girdik. Tarlanın etrafı büyük ağaçlarla çevrili olduğundan gölge bir yer bulmak kolay oldu. Burada mola veriyorduk.

Woofer
Woofer
Büyük boyut için tıkla!

[ Bisiklet Bir şiir ]

Çantalarımızı sırtımızdan indirdiğimizde fark ettik ne kadar da fazla yorulduğumuzu, bisikletleri kenara çektik. Kolayla beraber birkaç hamur işi atıştırdık. Karıncaların ve böceklerin üzerimizde gezinmelerine aldırmadan büyük bir ağacın gölgesinde biraz kestirdik. Bir saati aşkın bir süre burada durakladıktan sonra devam etme kararı aldık ve bisikletlerle tekrar yola koyulduk. Yokuşlar ve sıcak bizi bekliyordu.

Tabelalara çok da dikkat etmiyoruz, etsek de aklımızda pek kalmıyor ama geziden sonra haritaya baktığımızda Kocapınar, Çeltek, Başkuyu, Çuvallı gibi köyleri geride bıraktığımızı görüyorduk. Önümüzde Bayırbaşı vardı şimdi. Yokuşlarla boğuşarak önümüzde köyü gördüğümüz halde ilerliyorduk. Her tepeyi şimdi Yeşilova'yı yada Salda' yı göreceğiz umuduyla çıkıyorduk ancak hayatta her şey insanın istediği gibi olmuyordu, en azından o anda. Derken yolun eğiminin azaldığı bir yerde hafif bir yokuş aşağı bizi rahatlattı. Ben olayı abartıp, belimin ağrısını bahane ederek çantayı direksiyonun üstüne koydum ve başımı yastık gibi çantaya yan yaslayıp manzarayı seyrederek tadını çıkardım bu yokuş aşağı olayının. Tabi arada sırada önüme de göz ucuyla bakıyordum sonuçta bisikletin üzerindesin; ufak bir taş büyük bir kazaya meydan verebilir.

* * * Chamur ve NoLimit

Dev ağaçların gölgesinden Bayırbaşı köyünü de geçtik ve çok hafif eğimli çıkış, dümdüz bir yola geldik. Rüzgar biraz artmıştı ve hızımızı kesmeye başlamıştı. Neredeyse durma hızında gittiğimizden gerçekten zorlanıyorduk. Uzun ve heyecansız ama zorlu dakikalardan sonra tepeyi aştık, karşımızda mütevazı haliyle Yeşilova belirdi. İlçeye girmeden önce bir yol ayrımından geçecektik daha doğrusu ayrımdan tek yola geçecektik. Bu ayrım dönüş için önemliydi.

Büyük boyut için tıkla!
Çünkü dönüşte geldiğimiz yerden geri dönmeyecektik, diğer yolu takip edecektik. Neyse dedik, Yeşilova'ya girdik. Biraz oyalandık, sularımızı tazeledik ve sora sora Salda Gölü'ne nereden gideceğimizi öğrendik. Evlerin bitişinde durduk. Ben ve NoLimit bizim fotoğraf makinesine film almak için bir fotoğrafçıya girdik. Oradaki güler yüzlü amcadan birkaç bilgi edindik ve kokusunu duyarcasına hafif eğimli iniş yoldan karşımızdaki Salda Gölü'ne doğru hareket ettik. Rüzgar bizi durdurmak ister gibi esiyordu ama biz yolun sonunda olduğumuzu bildiğimiz için son gaz olmasa da yola devam etmeye çabalıyorduk.

* * * BLaDe

Sola doğru hafif kıvrımlı bir virajı inerken gözler yolu değil sağımızdaki muhteşem göl manzarasını izliyordu. Gerçekten büyüleyiciydi. Türkiye'nin Van Gölü'nden sonra 2.derin gölü : Salda Gölü. Etrafında oldukça fazla turistik tesis bulunuyordu. Krem renkli kumsal insanın içini ısıtıyordu. Sora sora çadır kurabileceğimiz Belediyeye ait olan bir mevkiide menzilendik. Orada bulunan bir abı bize çadır için yer gösterdi ve gölge yüzerken dikkatli olmamız gerektiğini ve kesinlikle boyumuzu geçmememiz gerektiğini, her sene burada boğulma olaylarının yaşandığını yaklaşık 1349 kere falan söyledi. Sonra bizde başladık çadırları kurmaya.

Çadırları kurarken daha doğrusu kurmaya uğraşırken birkaç tane çocuk hemen bize yardıma geldiler. Abı bu çadır bizimkinin aynısı bak şöyle yapacaksınız derken bir baktık çocuklar bizi kenara iteklemişler hep birden çadırı kuruyorlar. Tabi ufak bir zaman zarfından sonra çadırlar kurulmuştu. Kazıkları taşla çakmaya uğraşırken arkamda diz boyumdan birkaç santim daha uzun minicik bir kız çocuğu fark ettim. Elinde kendinden az bir şey kısa kocaman bir çekiç tutuyordu. Teşekkür ederim ABDcim dedim. Gülümsedim. O ise hiçbir şey yapmadan annesinin yanına doğru yürüdü. İçimden "Ah kızlar..." dedim :) . Ben annesine bakıp sağ olun anlamında başımı salladım. Çadırın işlerini çevremizde bize yardım eden sayısız çocuk ve insan tarafından tamamladık. Bisikletler, 4 genç ve 2 çadır yeterince çaylak olduğumuzu göstermeye yetti demek ki etraftaki meraklı ve yardımsever insanların yardım bombardımanına tutulduk. Baya yorulduğumuz için çadırlarda biraz uzandık. Gerçekten rahattı. İkindi olmuştu ve hava bunaltıcıydı çadırın içinde. Ama dışarısı estiğinden biraz daha rahattı. Oradaki büfe vari prefabrik binadan bir şeyler aldıktan sonra biraz serinleyelim diye düşündük. Hazırlıkları yapıp göle girdik diyemeyeceğim tam. Ayak parmaklarımız suya değince çizgi filmlerdeki efektler gibi gözlerimiz pörtlek pörtlek oldu. Su buz gibiydi. Dışarısı yanıyordu ama su soğuktu. Yahu bundan daha iyi ne var, daha ne istiyorsunuz diye düşünebilirsiniz ama derimizin tamamı suyla temas etmeden yarım saat kıyıda dolaştık desem anlarsınız belki :-)

* * * BLaDe

Suda donuncaya kadar bıcı bıcı yaptıktan sonra çadırlara geldik. Bıraktığımız gibi duruyorlar, bir yere gitmemişler. Zaman hızla geçiyordu akşam oldu. Üstü açık kırmızı bir mercedes kumsalda reklam filmi çekiyormuş gibi ilerliyordu. Gün batarken gayet güzel gözüküyordu kırmızı obje. İçindeki amcamız bizi gece boyunca arabesk parçalardan tamamen nefret ettirecekti, o anda bunu bilmiyorduk tabi. Bir an düşündüm o üstü açık kırmızı mercedes'in içinden arabesk melodilerle göle bakan amcamız mı daha mutlu yoksa biz mi diye. Gözlerimi kapadım. Kuma uzandım ve dalgaların sesinden başka bir şey duymayıncaya kadar düşündüm. Mutlu olduğumdan emindir artık...

Sabah pek de erken kalktık diyemeyiz. Aslında çadırın içi dışarıdan daha sıcak olmasaydı öğlene kadar uyurduk. Dünün yorgunluğu hala üzerimizdeydi. Benle NoLimit buna rağmen kahvaltılık için Yeşilova'ya gittik. Bisikletlerle 3 km lik yokuş bizim canımızı sıktı biraz ama yüklü erzakla geri döndük. Sabah egzersizimizi de yaptığımızdan iştahlı bir kahvaltı oldu. Daha sonra her şey bir şeylerle ilgilendi. Ben ve NoLimit walkman dinledik, Chamur ve Woofer kitap okudular. Ortalık gerçekten güzeldi. Hava sıcaktı ama ağaçların gölgesi ve hafif rüzgar bizleri rahatlatıyordu. Etraftakilerden önce kalktığımıza şaşırmıştık onca yorgunluğa rağmen.

* * * NoLimit

Hemen önümüzde bir basketbol sahası vardı. Biz taa Burdur'dan 60 km lik zorlayıcı yolu kat ettikten sonra burada basket oynayacak değildik. Bisikletlerle basket sahasına biraz imza attık .Arka tekerleklerin düz betona yazdığı siyah çizgiler çok güzel görünmüyorduama bizim hoşumuza gitmişti. Basket sahası bir an için şov alanına dönmüştü. Kimi ön tekeri havada pedallıyor, kimi kulağında walkman, mavi gözlüklerle gölü izliyor, kimi son gaz gelip tam aşağı uçacakken kazık frenle kulakları bayram ettiriyor. Sahada basket dışında bisikletle yapılabilecek her şeyi yaptıktan sonra sıcaktan bunalıp gölgeye , çadırlarımızın yanına geliyoruz. Yine herkes bir meşgale ile meşgul oluyor.

Daha sıcak tam güce ulaşmadan bir suya girelim dedik. Bari biraz serinleriz veya canımızın sıkıntısı geçer. Suya girip çıkmamız yarım saat, kırk dakika ancak oldu. Yine buz gibiydi. Yahu dünden beri hiç mi ısınmadın dedik göle. Biz bu işi anlamamıştık ya biz soğukkanlı yaratıklardık yada suyun sıcaklığı 0-5 arası bir derecedeydi. Belki ikisi de doğru değildi ama biz sudan çıkmıştık.

Büyük boyut için tıkla!
Madem taa uzaklardan velespitlerle buraya kadar geldik velespit turu atalım bari kumsalda dedik. Kuma bata çıka yol aldık. Gerçekten zevkliydi. Çok yorucuydu buna rağmen ama olsundu. Bisikletle kuma hızlı girince 2 teker birden kayıyor bisiklet düşecek gibi oluyordu. Patinajsız yol almak olanaksızdı bazen bisikletlerden inmek zorunda kalıyorduk. Teker kuma zaman zaman 10-15 cm batıyordu ve saplanıp kalıyorduk. Dalgaların arada sırada ıslattığı kumsalla suyun dokunduğu yerden çamura izlerimizi bırakarak gidip geldik uçtan uca tabi tesis sınırları içinde. Eğlenceli bir işti bu. Ayağın hiç ıslanmadan suyun içinde gitmek gibi bir şeydi. Teknik arıza korkumuz olmasaydı bisikletlerle suya son hız girmeye yeltenecektik ama yağımızın olmadığını benim gelirken yaşadığım problemi hatırlayınca aklımız başımıza geldi. Kumsalda sonsuz kum tanesinin yerini değiştirdikten sonra tekrar çadırlarımızın yanına geldik.

* * * Chamur

Öğle yemeğini büfeden aldığımız tostla geçiştirdik. Cesaretimiz yerine gelince tekrar suya girmeye karar verdik. Bu muhtemelen son Salda suyunda ıslanmamız olacağından bu sefer kararlıydık. Tabi cesurca konuşmalar su molekülleri derimizdeki reseptör hücreleri uyarıncaya kadar sürdü. Ama işin ucunda rezil olmak vardı. Dizine kadar suya girip de sırıtarak çıkan 4 genç. Ortamdaki karizmayı ıslatmamak için biz ıslanmaya karar verdik. Woofer önderliğinde 10 saniye gibi kısa bir süre içinde herkes suyun altındaydı. Ne biçim su yaaaaa buuu!!!!! gibi bağırmaları muhtemelen bizden başkaları da duymuştu ama yapabileceğimiz bir şey yoktu. Biz şoktan dakikalar sonra ısınmayı beklerken bunun hiç gerçekleşmeyeceğini anladık. Rüzgar çıkmıştı ve soğuk rüzgar bizi titretiyordu.

Dişlerimiz birbirini değerek tıkırdaya tıkırdaya sudan keyif almaya çalıştık. Hipotermi tehlikesi atlatıyorduk. Sudan çıktıktan sonra çadıra kadar giderken donup kalmayalım diye (tamam abarttığımı biliyorum ama gerçekten soğuktu, biz çıktıktan 10 dakika sonra suda onlarca kişiden kimse kalmamıştı.) kendimizi kuma gömdük. Biraz Salda' yı seyrettik. Daha sonra çadırlarımıza döndük. Güzel bir gündü ve daha bitmemişti. Akşama doğru bisikletlerle yine göle indik. Baya uzun bir müddet etraf karanlık oluncaya kadar gezindik. Tadını çıkardık ortamın. Güneş batarken manzara inanılmazdı. Akşam yemeği ve kimi walkman dinledi, kimi gezindi, kimi de ikisi. Yarın zor bir gün olacaktı. Şokçular erkenden yattı halbuki dışarıda gece daha yeni başlıyordu.

Güneş doğarken çantalar hazırlanmıştı, çadırlar toplanmış, hazırlıklar tamamdı. Geri dönüş yolculuğunun başlamasına saniyeler kalmıştı. Buraya gelirken zorlandığımız yokuşların tadını çıkarma zamanı yaklaşıyordu ve yine yollar ve bisikletler vardı. Bugün de hayatımız boyunca unutamayacağımız farklı bir tecrübe ekleyecektik kısa öykü kitabımıza. Benim gitmeden önce yapmayı planladığım bir şey vardı. Kamp boyunca (1.5 gün :-)) bize yardımcı olan komşulara ufak bir mesaj. Ayağımla çadırları kurduğumuz yere, tebeşirle yazı yazar gibi TEŞEKKÜR yazım ve diğer Şokçular' da ok işaretleriyle yardımcıları gösterdiler.

Vakit kaybetmeden yola çıktık. Yeşilova'ya kadar 3 km lik bir yokuş bizi asfalta ısındıracaktı. Bizi pek etkilemedi doğrusunu söylemek gerekirse. Çünkü Şokçular bugün hazırdı, idmanlıydı ve neşeliydi. Gezi heyecanımızdan bir şey kaybetmeden devam ediyordu ve dönüş yolculuğu çok eğlenceli olacaktı. Çok yorulmadan güzel manzaralı kilometreler arkamızda kalacaktı ve arkadaşlarımıza anlatacağımız bir ton güzel anı toplayacaktık bu uçsuz bucaksız topraklarda.

[ Bir yazı Doğruyu Bulmalısın ]

Uyanmamış Yeşilova'nın içinden hızla geçiyoruz ve iyi bir mekandan sularımızı tazeliyoruz. Önümüzde yol uzanıyor ve daha hava soğuk. Üzerimizde T-shirtlerin korumalığını üstlenen sweet shirt ve eşofmanlar var. Yeşilova'dan çıkıp bir sürü köyün bulunduğu yola giriyoruz. Az bir zaman sonra Salda' ya gelirken dikkat çektiğimiz çatala geliyoruz. Farklılık olsun diye ve birkaç kişiden daha az inişli diye duyduğumuz yoldan devam ediyoruz. Hacılar' a çıkacağız bu yoldan. Ama yine de kimse tam olarak nereden gideceğimizi bilmiyor. Tabelalardan başka yardımcımız yok bu konuda. Yola koyuluyoruz.

Önümüzde gerçekten de pek engebeli olmayan yani bisikletler için oldukça avantajlı bir yol var. Hızla yol alıyoruz. Güneşin bize verdiği zamanı iyi kullanmak istediğimizden her şartın ilerlemeye uygun olduğu şu sabah anlarında hızımızı düşürmemeye gayret ediyoruz. Uzun bir süre su bulamadıktan sonra ilk kaynakta baya oyalanıyoruz. Ufak köylerin yanından geçiyoruz. Yol güzel. Sabahçı, tarlaya gitmekte olan köylülere selam veriyoruz. Trafik, traktörlerin sıralanmasından ibaret bazı yerlerde. Pek de sıra dışı olmayan ama zevkli mesafelerden sonra bir havlama sesiyle alarma geçiyor Şokçular.

Arkamızdan bizi takip eden kahverengi şeyin büyüklüğü sesinden anlaşılmasına karşın grup üyeleri tedirgin olmamak için bakıyorlar. Ufak bir köpek olanca hızıyla bize kafa tutarcasına havlayarak peşimizden geliyor. Önce yola devam etmekten başka bir seçenek görmüyoruz. Köpek ısrarlı bir şekilde bizi takip ediyor. Koşarken harcadığı enerji yetmiyormuş gibi bir de havlayarak yoruluyor. Bisikletler 2x6 viteste normal hızın biraz üzerinde seyrediyor. Yokuş aşağı inerken arayı açıyoruz ama düz yolda farkı kapatıyor köpekçik. Hatta bazen yetiştiği bisikletin önüne geçmeye kalkıyor. Artık dayanamıyoruz ve duruyoruz. Köpek heyecanla havlamaya devam ediyor, oynamak istercesine etrafımızda koşturup duruyor. Susamış olabilir diye düşünüyoruz.

* * * Woofer

Woofer asfaltın üzerine yeni doldurduğumuz sudan döküyor. Köpek önce iştahla suyu yalamaya çalışıyor. Su verecek kabımız olmadığı için asfaltın içindeki mucurlardan oluşmuş ufak havuzcuklarla yetinmek zorunda kalıyoruz. Herkes suyundan biraz fedakarlık edip ufak bir gölet oluşturuyor. Ama köpekçik pek ilgilenmiyor, sanki tüm derdi oynamakmış gibi etrafımızda koşuyor, ayaklarımıza dolanıyor, heyecanla yüzümüze bakıyor. Biraz kraker veriyoruz. Birkaç tanesini yiyor ama gerisine dokunmuyor. Şu anda bir nohut tarlasının kenarında olduğumuzdan ve köpekçiğin kendisi de ufak olduğundan ona "Nohut" adını veriyoruz. Yola devam ediyoruz. Bizi bırakmasını ümit ettiğimiz küçük hayvan bağırarak hala peşimizden geliyor. Şokçuların kaybedecek zamanı olmadığı için Nohut' la fazla oynayamıyoruz. Ama onun için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Peşimizden devamlı koşuyor. Hızımızın yüksekliğine aldırmadan koşar adım geliyor. Ara bazen açılıyor bazen kapanıyor. Gölgede bir sulama havuzu ilişiyor gözümüze. Hemen duruyoruz bu ufak havuzdan su içmesini bekliyoruz Nohut' un. Önce her zaman yaptığını yapıyor, bizimle oynamaya çalışıyor ama zor da olsa ona suyun yerini gösteriyoruz. Kana kana suyunu içiyor Nohut. Gülümseyerek izliyoruz. Sonra çantalarımızda kalan, köpekçiğin yiyebileceği şeyleri çıkarıyoruz. Biraz kendimiz atıştırıyoruz, biraz ona veriyoruz.

Krakerlerden bizim oyun amaçlı attıklarımızı yiyor ama önüne sakince koyduklarımızı yemiyor. Kafasını karıştırıp diğerlerini de yedirme yarışına giriyor Şokçular. Bir krakerle üç kraker yedirttim gibi artistik laflar dolaşıyor ortalıkta. Güneş görünmeye başladığından gitme zamanımızın geldiğini anlıyoruz. Nohut'un ufak bir mantık kırıntısıyla burada suyun yanında kalması gerektiğini söylüyoruz ama anlamıyor. Bazılarımız üzerini değiştiriyor ve yolun tekrar gözlerimizin önünde uzandığını fark ediyoruz.

www.geocities.com/ shockposition

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 2218 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015