Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
22 . Haziran . 2017  
Bisikletle Manhattan Turu
New York Sokaklarında

Bisikletle Manhattan Turu

Yazar: Deniz Akgürgen
18.10.2008

Manhattan’ı bisikletle gezmek… New Yorklu çılgın taksi şoförlerinin kurbanı olmadan ve bisiklet şeritlerine aniden park etmeye karar veren arabaların üstüne çıkmadan bunu başarabilmek… Benim gibi yanına araba yaklaşınca eli ayağına dolaşan bir bisikletli için hiç kolay olmayacaktı..

 Manhattan bisiklet yolları haritası
Manhattan bisiklet yolları haritası
Büyük boyut için tıkla!

Çok özlediğimiz dostlarımızı ziyarete giderken, internetten New York şehrinin bisiklet yolları haritasıını biraz incelemiştik. Ancak gider gitmez evde bizi bekleyen iki bisikleti görünce haritayı bile edinemeden heyecanla ilk günden New York sokaklarına döküldük. Ancak ev halkının pek ihtimam göstermediği bisikletlerin lastikleri inikti. Evin hemen üst sokağındaki bisiklet mağazası Toga Bikes’ın –sabah kapalı olmasına rağmen- müşteri ve mahallelilere hizmet için dışarıya uzattığı hava hortumu sayesinde lastiklerimizi şişirdik. Sonra arkamızda beliren dadının bebek arabasının tekerleğini şişirmesine şöyle yardım ettik:

Sarper:’May I help You?” (Yardım edebilir miyim?)

Sarper eğilip küçücük tekere hava hortumunu taktı. 3 saniye sonra BOMMMM!!

Sarper:‘May I pay for this?’ (Bunun parasını ödeyebilir miyim?)

Ve dadıya parçalanan plastik jant için 20 dolar verip, East River’a paralel bisiklet yoluna doğru topukladık. Sarper’in havası biraz inmişti.

 Diğer lastik daha sorunlu oldu :((
Diğer lastik daha sorunlu oldu :((
Büyük boyut için tıkla!

Kaldığımız ev Manhattan’in doğusundan akan East River’ı görüyordu ve trafiğin olmadığı bisiklet yoluna da çok yakındı (York Caddesi ve 63. Sokak). East River aslında nehir değil deniz (yani Atlas Okyanusu). Ama Manhattan ve Long Island adaları arasında bir nehir gibi akıyor. Gelgit nedeniyle günün saatine göre her iki yönde ciddi bir akıntı da olunca adının Doğu Nehri olmasına insan şaşırmıyor. Yola çıktıktan yaklaşık 1-2 km sonra bisiklet yolu merdivenlerde bitiyor. Ancak bisikletleri sırtlamadan yukarı çıkarabilmek için merdivenin kenarına tekerleklerin rahatlıkla üzerinde gidebileceği genişlikte bir ray döşenmiş. Bisikletinizi iterek merdivenleri çok kolay çıkabiliyorsunuz. Sonra bisiklet yolu tüm keyfiyle devam ediyor. Amacımız üzerinde bisiklet şeridi (bike lane) bulunan 91. sokaktan şehrin ortasındaki meşhur ‘Central Park’a gitmek.

 Pratik bir çözüm
Pratik bir çözüm
Büyük boyut için tıkla!

East River’dan 91. sokağa çıkıp kendimizi New York trafiğine atıyoruz. Sürücüler bisiklet şeridi konusunda hiç hassas değil. Bike lane olmuş park lane. Bisiklet şeridini ya park ya da araba sollamak için kullanıyorlar. Ben ise araba altında kalma konusunda çok hassasım. Trafik ışıklarına güvenmekten çok arabaların tam olarak durduğunu gördükten sonra caddeleri geçerek Central Park’a ilerliyorum. Sarper ise ilk günden New Yorklular’a özenerek ışıklara çok dikkat etmiyor. Central Park’a doğu tarafından, 96. sokak ve 5. Cadde’den giriyoruz. New York birdenbire sessiz, huzur dolu bir şehir haline geliyor. Biraz önce duyduğumuz şehrin uğultusu tamamen ortadan kalkıyor. Etrafta bir sürü sincap ve güvercin var. Sincaplar kocaman kuyruklarıyla ağaçlara tırmanıyorlar. Bisikletlerin çoğu şehir ve yol bisikleti. Bisikletçiler ve New York’un koşucu nüfusu hafta arası olmasına rağmen bayağı fazla. Bunlar işlerini kaybetmiş Lehman Brothers çalışanları mıdır acaba diye düşünüyoruz.

Central Park dışında gördüğümüz bisikletlerin çoğu eski. Single speedlerin çokluğu dikkati çekiyor. İstanbul’daki moto kuryelerin yerine NY’da hep bisikletli kuryeler var. Tek vitesli yol bisikletleriyle ne ışık ne geçiş önceliği dinliyorlar. Yılda bir de yarışları oluyor bu kuryelerin. Bir diğer gözlemimiz de farklı gidon tipleri oldu. Düz bar şeklindeki gidonlar kısa; iki elin neredeyse birbirine değdiği 30 cm'den küçük gidonlarla arabaların arasından geçmek kolay ama bisikleti kontrol daha zor. Bir de “ters drop” diye bir ad taktığımız, kolların ve ellerin TT pozisyonunu andırır bir açıda durmasını sağlayan gidon tipi de ilgimizi çekti. Ama NY acemisi olduğumuzdan hızla giden bu bisikletlere yaklaşıp bir resimlerini çekemedik.

1853’den önce bir bataklık olan Central Park’ın içinde iki büyük göl var.Bunlar Belvedere Lake ve sadece The Lake. Park yemyeşil ve çok yaşlı ağaçlar ile dolu. Batı tarafında 72. sokağa yakın, adını Beatles’in meşhur şarkısından almış , 150’den fazla ülkeden getirilmiş yaklaşık 160 çeşit ağaç ve çiçek içeren ‘Strawberry Fields’ bulunmakta. Burası zamanında 72. sokakta oturan John Lennon’ı anma yeri. Parkın 84. sokağa yakın bir yerinde karşımıza Great Lawn (Büyük Çimenlik) çıkıyor. Central Park filmlerinden hatırladığımız bu yer şehrin güneyindeki tüm gökdelenleri gören büyük bir çim alan. İnsan burada bir süre bisikletten inip gökdelenler ile Central Park’ın yemyeşil çimlerini, bu ikisinin tuhaf uyumunu seyretmek istiyor. Ve işin kötüsü aslında buraya kadar bisikletle gelmek yasak. Ama bize terslik yapan olmadı hiç. Fotoğrafımızı çekecek kurban bulmak da hiç zor olmuyor.

Merkez Parkı -  Büyük çimenlik
Merkez Parkı - Büyük çimenlik
Büyük boyut için tıkla!

Parkın doğusunda 79. ve 84. sokakların arasında ‘Metropolitan Sanat Müzesi’ bulunmakta. Ancak müze havasından çok uzak olduğumuz için dev binaya arkadan bakıp pedal çevirmeye devam ediyoruz. Parkta iki tur attıktan sonra ev sahiplerimizin önerileri doğrultusunda Boathouse’a gidiyoruz. Burası göl kıyısında çok şirin bir restoran. Göl manzarası ile şarap ve peynir tabağının keyfine diyecek yok sanırız. Çünkü kilitleri olmayan emanet bisikletlerimizi bırakamadığımız için Boathouse’ın göle bakmayan tarafında parkı seyrederek hamburger yemek zorunda kalıyoruz.Yine de bizim keyfimiz yerinde..

Central Park’dan çıkarak Manhattan’ın batısında bulunan Hudson River kenarındaki bisiklet yolundan güneye doğru gidiyoruz. Buradaki bisiklet yolları çok bakımlı ve bisikletlere özel trafik işaretleri bulunmakta. Gösterilen bu özen karşısında biz de sürüşümüze çeki düzen veriyor daha dikkatli pedal çeviriyoruz. Yol kimi zaman koşanlarla paylaşılıyor. İşaretlerde bu paylaşıma dikkat edilmesi gerektiği belirtiliyor. Bazı alanlarda da bisikletten inip yürünmesi gerektiğini belirten işaretler var. Kurala uymayan biri var mı diye bakınıyoruz. Ortalık bomboşken bisikletin yanında yürümek anlamsız geliyor, pedal çevirip ilerliyoruz.

 Bisiklet yolları çok gelişkin
Bisiklet yolları çok gelişkin
Büyük boyut için tıkla!

Bazan yayalar ve bisikletliler bir arada...
Bazan yayalar ve bisikletliler bir arada...
Büyük boyut için tıkla!

Meatpacking District’e doğru bisikletlerimizle ilerlerken kentin simgesi Empire State binası solumuzda görünüyor. New York’a dördüncü gelişim olmasına rağmen binayı hiç bu açıdan görmediğimi fark ediyorum. Eskiden mezbahaların olduğu bu alanda şimdi çok şık restoranlar, barlar, hatta butikler var. Eskinin mezbaha ve kasap mahallesi şimdi Stella McCartney’nin butiği ve Buddha Bar gibi yerlerle göz kamaştırıyor. Bir marketten su almak için durduğumuzda cebime çok iyi yerleştirdiğimi sandığım ciddi bir miktar paranın düşmüş olduğunu fark ediyorum. En son şehrin batısına geçerken cebimde olduğunu hatırlıyorum. Moralimiz bozuluyor ve daha fazla para harcamadan artık dönüş vaktinin gelmiş olduğuna karar veriyoruz. Geldiğimiz yoldan geri dönersek de düşürdüğümüz parayı mutlaka buluruz diye düşünüyorum!? Hızla geldiğimiz yolu ters yönden geçmeye başlıyoruz. Önce Hudson River, sonra Central Park, en son da 90’ıncı cadde ve East River kenarındaki bisiklet yolunda ilerliyoruz. Sonunda yerde bir anda birkaç yüz dolar bulan arkadaşın kim olabileceğini düşünerek, ıslık çala çala eve varıyoruz. Bizim ‘West Side Story’miz de orijinali gibi kötü bitiyor. Parayı bulamıyoruz. New York’un acemi bisikletçilerinin odometresi ilk gün sonunda 33 km gösteriyor.

İkinci gün, East River’dan güneye doğru gitmeye karar veriyoruz. Nehirden güneye doğru inen bisiklet yolu tamamlanmadığı için bir süre trafiğin içine girmek zorunda kalınıyor. Bisiklet yolunda güneye doğru pedal çevirirken karşınıza çıkan köprüler nehrin tekdüzeliğini ortadan kaldırıyor. Özellikle Manhattan’ı Long Island ve Queens ile birleştiren Queensboro Köprüsü’nde yoğun bir trafik var. York Caddesi’nden güneye gidip 56. sokaktan 2. caddeye çıkarak yaklaşık 18 blok trafiğin içinde gidiyoruz. Arkamdan gelen taksi ve kamyonları kollamaktan şehirdeki binalara bakamıyorum. Bir ara kırmızı ışıkta beklerken 42. sokakta olduğumuzu fark ediyorum ve sağımda gördüğüm manzaraya hayran kalıyorum. Eskiden şehrin kötü mahallesi olan 42. sokaktan geçmeye korkar ve Grand Central garına giremezken, şimdi burası şehrin en güzel binalarının olduğu bir yer haline gelmiş. Restore edilen gar binasının içinde de çok şık mağaza ve restoranlar açılmış.

38. sokakta trafik stresinden kurtulup, yeniden bisikletlere ayrılmış East River bikeway’e girdikten sonra güneye doğru iniyoruz. Yavaş yavaş New York’un en sevdiğim bölgesine Manhattan ve Brooklyn köprülerine doğru ilerliyoruz.

 Brooklyn Köprüsü
Brooklyn Köprüsü'nde bisiklet şeridi
Büyük boyut için tıkla!

Doğu Nehri kıyısı
Doğu Nehri kıyısı
Büyük boyut için tıkla!

Brooklyn Köprüsü’nün altından geçtikten sonra önce South Street Seaport ve sonra Battery Park’ta biraz dinleniyoruz. Dokuz saatlik uçak seyahati sonrasında derin ven trombozlu bacağımın şişmesi nedeniyle bir süre bacağımı bisikletimin üzerinde dinlendirip, Battery Park’tan Özgürlük Anıtı’nı seyrediyorum. Adanın güneybatısında bulunan Battery Park’tan, New Jersey tarafındaki binaları ve Hudson Nehri’nde yelken yapanlar ile güneşin batışı seyrediliyor.

Artık Manhattan adasını güneyden bitirip Hudson River Park’a paralel olarak kuzeye çıkmaya başladığımızda rüzgar artıyor ve üşümeye başlıyoruz. Bir an önce Central Park ve ilk günkü eve dönüş yoluna girmeyi hedefliyoruz. Bugün bindiğimiz parkur trafik karmaşası açısından daha stresli olmasına rağmen, gördüğümüz manzaraların bu strese değdiğine karar veriyorum. Bugünün hasılatını odometre 35 km olarak gösteriyor.

New York’a gelmeden önce gözümüze kestirdiğimiz Specialized Roubaix’leri bayağı bir pazarlık sonucu Toga Bikes’dan sipariş etmiştik. Yol bisikletine ilk olarak buraya gelmeden iki hafta önce binmeye başlamıştım. Biner binmez bayıldığımı söyleyebilirim. Altımdan kayan, her hareketime anında cevap veren, estetik, hatta duygusal...İstanbul’a dönmemize iki gün kala teslim edilen bisikletimle açılış turuna çıkıyorum. Yeni bisikletimi şereflendirmek için en uygun rotanın Central Park olacağını düşünüyorum Roubaix ile birlikte Central Park’ta seyahatimizin kapanışını yapıyorum. Ve ona bir isim bulmaya çalışıyorum. Çok zarif, alımlı ve göz kamaştıran bir bisiklet bu. Arzu’nun önerdiği Sex & the City’deki Carrie karakterinden ve beni hem taşıyacağı (carry) ve trafikte de göz kulak olacağı (take care) için yeni kızımın adı Carie oluyor...

 Carie ilk yolculuğunda...
Carie ilk yolculuğunda...
Büyük boyut için tıkla!

Bu kadar övgüye rağmen dağ bisikletimi ikinci plana attığımın düşünülmesini istemem. Bana bisiklete binmeyi sevdiren kırmızı TREK 3700’üm ile doğanın içinde; ormanda, Adalar'da yaklaşık iki senede iki bin kilometre yaptık. TREK 3700’üm, halen kıyamayıp kimselere veremediğim bisikletimdir. Üstelik yeni yılda yeni bir dağ bisikleti daha toplamayı düşünüyorum. Dağ bisikleti ile doğanın içinde daha özgür, yol bisikleti ile ise şehrin içinde daha özgürüm.. Her iki ortamın da ruhuma seslendiği ayrı ayrı zamanlar mutlaka olacaktır. Bu nedenle her ikisinden de vazgeçemem..

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 10935 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015