Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
21 . Ağustos . 2017  
Bask Ülkesi ve La Vuelta
1 Taşla 2 Kuş

Bask Ülkesi ve La Vuelta

Yazar: Deniz Akgürgen Günsal
17.9.2011

Senelerdir kafamın bir köşesinde bekleyen seyahat sonunda gerçekleşti.Hem de İspanya Bisiklet Turu bonusuyla.. Bilbao’yu, özellikle Guggenheim Müzesini senelerdir görmek isterdim. İspanya Turu’nun 33 sene sonra Bilbao’dan geçeceğini öğrenince, bisiklet ve Guggenheim-Bilbao diye delirdim..

Pintxos-Bilbao-San Sebastian

İstanbul’dan Bilbao’ya varıp müzenin yakınındaki Hotel Miro’ya yerleştikten sonra ilk işimiz Kanadalı mimar Frank Gehry’nin tasarladığı Guggenheim Bilbao’ya gitmek oldu. Bu müze binası Gehry’nin şiirsel formları gerçeğe dönüştürdüğü, 20. yüzyılın en önemli binalarından biri. Nervion nehri kenarında, yaklaşık 32,500 m2’lik alanda 19 galerisi bulunan müze, taş, titanyum ve cam malzemenin birleşmesinden oluşuyor. 30m genişliği ve 130m uzunluğu olan galerilerden birinde, bugüne kadar yapılmış en büyük heykelleri içeren, sanatçı Richard Serra’nın ‘The Matter of Time’ sergisini ve 3. kattaki “Painterly Abstractions” sergilerini mutlaka görmek gerekir. 1949-1969 yılları arasında toplanmış, soyut dışavurumculuk akımına ait bir çok resmin olduğu bu sergide Jackson Pollock ve Willem de Kooning başta birçok sanatçının eserlerini ağzım açık seyrettim. Yorgunluktan mı yoksa binanın güzelliğinden mi sürekli başımız dönüyor ve ilk günümüzü müzenin kafesinde, bira ve yeşil zeytinle Guggenheim Bilbao’yu seyrederek sona erdiriyoruz.

 Guggenheim Bilbao
Guggenheim Bilbao
Büyük boyut için tıkla!

Seyahatimizin son iki gününü, İspanya Bisiklet Turuna, diğer günlerini ise Bask Ülkesini tanımaya ayırıyoruz.

Bilbao mimari açıdan çok zengin bir şehir. Metro girişleri bile mimar Norman Foster tarafından tasarlanmış. Sokak lambaları, nehir kenarındaki banklar, köprüler, heykellerin güzelliği bir müzede geziyor hissi veriyor. Eski şehire doğru yürürken yolumuzun üzerindeki Zubizuri (Baskça: beyaz köprü) köprüsünün yanından geçiyoruz. Bu köprünün zeminindeki cam tuğlaları görmek için mutlaka üzerinden yürümek gerekiyormuş ama maalesef İstanbul’a geldikten sonra öğrendik.

Büyük boyut için tıkla!

Eski şehrin dar şirin sokaklarından sonra, nehrin kenarındaki parka gelip, haritadan bisiklet dükkanlarını belirliyoruz. Ancak 13:00 – 16:00 arası siesta olduğunu fark edince kendimizi Athletic Bilbao’nun stadına yakın bir pintxos barına atıyoruz. Barda karnımızı doyurup benzinimizi (txakolin-beyaz şarap) de aldıktan sonra bisiklet dükkanlarına doğru ilerliyoruz. Ciclo Maestre’nin vitrininde bulunan Contador imzalı mayo ile fotoğraf çektirince, adamın kendisiyle fotoğrafım olmuş kadar seviniyorum.

 Contador
Contador'un Pembe Mayosu ve ben
Büyük boyut için tıkla!

Bask Ülkesi bağımsız olmadığı için, Bask milli takımı diye bir şey yok. Ama “Bask seçmesi” adıyla üç renkli formalarıyla kendilerince bir takımları var. Euskal Herria’ya (Bask Ülkesi) ait kırmızı,yeşil ve beyaz renklerdeki bisiklet mayosunu haliyle satın alıyorum.

İspanyollar meze yemeklerine “tapas” derler ama Basklar ‘pintxos (pinçoz) adını vermiş. Baton ekmek dilimleri üzerinde servis edilen deniz ürünleri, mantar, patlıcan, peynir ve jambon çeşitlerine kadar çok değişik malzemeden yapılıyor. Soğuk pintxos’lar barın üzerindeki tabaklarda müşterilere sunuluyor. Sıcak pintxos’lar için menü istemeniz gerekli. Yediğim onca farklı pintxos içinde favorim ciğer ve sarımsak soslu yengeç; favori pintxos barım ise Bilbao’daki El Globo. Burada yediğimiz pintxos’lar diğer barlardakinden açıkçası çok farklı değildi, ancak insanı rahatlatan, çok kalabalık olmasına rağmen huzur veren bir ortama sahip. Barmenler cin gibi, gözleri hep müşteride ve güler yüzlü. El Globo, Bilbao’nun en iyi klasik pintxoslarını yapan bar ödülüne sahip.

 Meşhur Bask pintxosları
Meşhur Bask pintxosları
Büyük boyut için tıkla!

İlk günün heyecanıyla yaklaşık on saat Bilbao’da yürüdükten sonra otele dönüp dinleniyoruz. Akşam, UNESCO tarafından koruma altına alınmış, Getxo’daki ‘Puente Bizkaia’ köprüsünü görmek için navigatörümüzü de alıp yola çıkıyoruz. Ancak navigatörü keşfetmeye vakit kalmadan ve gece karanlıkta yola çıktığımızdan, bize fısıltıyla yol tarifi yapan Sarah’ın verdiği direktiflerle bir türlü Getxo’nun eski limanını bulamıyoruz. Navigatör ‘exit’leri gösterdiğinde genellikle biz ‘exit’leri geçmiş oluyoruz. Artık Sarah da çözüm üretememeye başlıyor ve Getxo’nun içinde uzun bir süre turluyoruz. Yaklaşık yarım saat sonra, nasıl olduğunu anlayamadan kendimizi aradığımız köprünün önünde buluyoruz. ‘Puente Bizkaia’, dünyanın en eski taşıma amaçlı kullanılan asma köprüsü. 1893 senesinde yapılmış. 164m uzunluğundaki köprü, maksimum altı araba ve kısıtlı sayıda yolcuyu, yukarıdan sarkıtılmış kablolara bağlı bir gondolla karşı kıyıya geçiriyor. Gondolun,karşı kıyıya geçişini seyrettikten sonra karnımızı doyurmak için ‘Miro room service’ e doğru yola çıkıyoruz. Otelde navigatörü iyice keşfedip, her türlü ayarlamasını yaptıktan sonra ertesi sabah yine ‘Puente Bizkaia’ ya ve eski limana gitmeye karar veriyoruz.

La Puente Bizkaia (Biskay Köprüsü)
La Puente Bizkaia (Biskay Köprüsü)
Büyük boyut için tıkla!

Yedi bölgeden oluşan Bask ülkesinin (EUSKAL HERRIA) Alava, Bizkaia, Guipuzcoa ve Nafarroa bölgeleri İspanya’da. Lapurdi, Zuberoa ve Benafarroa ise Fransa topraklarında bulunmakta. Bunlardan İspanya topraklarındakiler, yani Álava (başkenti Vitoria-Gasteiz), Bizkaia (başkenti Bilbao) ve Guipúzcoa (başkenti San-Sebastian) bölgeleri EUSKADI adıyla özerk bir bölge olarak tescil edilmiş. İki farklı devlette toprağı olan ve kendi içinde bölünerek çoğalan topluluklara sahip Bask ülkesi hakkında barmenlerden bilgi almaya çalışıyorum. Ancak girişimlerim onların sadece Baskça konuşuyor olmaları ve olayın karmaşıklığı nedeniyle başarısız oluyor.

‘Puente Bizkaia’ya, sesini artık duyabildiğimiz navigatörle ve gündüz gözüyle gidince 15 dakikada erişiyoruz. Köprünün üstüne çıkılıyor, ama biz San Sebastian’a bir an önce gitmek için eski limanda biraz dolaştıktan sonra arabamıza binip yola çıkmayı tercih ediyoruz. San Sebastian, plajları, dağları ve film festivali ile meşhur, Atlas okyanusuna ait güzel bir kıyı şehri. ’La Concha’ koyundaki Santa Clara adası şehri daha da güzelleştiriyor.Koyun batısındaki Igueldo dağına füniküler ile çıkıp muhteşem manzarayı seyretmeniz tavsiye edilir. Fotoğraf makinanızı sakın unutmayın, pilini kontrol edin, dünyanın en güzel manzaralarından biri.

 San Sebastian (ya da Donostia)
San Sebastian (ya da Donostia)
Büyük boyut için tıkla!

San Sebastian’da her odası bir film artistine ait fotoğraflarla bezenmiş Astoria 7 otelinde bir gece kalacağız. Bizim kaldığımız odanın Elizabeth Taylor’a ait olduğunu öğrenip çok seviniyorum. Öğle yemeğimizi Santa Clara adasına bakan, sade bir mimariye sahip Bokado’da yiyoruz. San Sebastian da yemekleriyle ünlü bir şehir. Seçtiğimiz menüde yedi çeşit tabak var.İlk gelen tabakta pintxoslar için çatal bıçak getirmiyorlar.Bu kadar şık bir restoranda ilk defa elle yemek yiyorum. San Sebastian (yada Baskça Donostia) en fazla Michelin yıldızına sahip restoranın bulunduğu bir şehir. Arzak diye bir restorana akşam yemeği için rezervasyon yapmaya kalktığımızda; rezervasyon için ad, soyad, kalınan otelin adı, kredi kartı no, geçerlilik süresi alındıktan sonra güvenlik numarası da talep edilince Sarper’le Eeee yok artık!! Kim bunlar ya! Kendilerini ne zannediyorlar!!’ deyip telefonu yüzlerine kapatıyorum. Ancak Arzak’ın dünyanın en iyi ilk 10 restoranı içinde ve Michelin ***’e sahip olduğunu öğrenince, adamlara yaptığımız hırsız muamelesinden dolayı utanıyorum. Akşam yemeği için San Sebastian’ın pintxos barlarından ‘Fuego Negro’ ve onun civarındaki (31 de Agosto sokağı üstündeki) barlara gidiyoruz. Fuego Negro, modern dekore edilmiş bir pintxos bar, barmenler yakışıklı ve çalışkanlar, bekar hanımlara tavsiye edilir.. San Sebastian’ı eski şehri, kiliseleri, pintxos barları ve dağ, plaj manzaraları ile çok sevdik.

San Sebastian’a gelmişken buraya çok yakın mesafedeki Hondarribia, Saint-Jean de Luz ve Biarritz’i görmek istiyoruz. Hondarribia, Fransa sınırına çok yakın, Bidasoa nehrinin kenarında, küçük, şirin evleri olan bir kasaba. Bu sınır kasabasının hemen karşısında Fransa topraklarındakiHendaye görülmekte. Hondarribia’ya vardığımızda, kasaba halkı, Fransızlarla yaptıkları savaşlardan birindeki zaferi kutluyorlardı. Kırmızı Bask şapkalı çocuklardan oluşan trampet takımı, bando eşliğinde eski şehrin içinden geçerken biz de duygulandık ve bol bol alkışladık.

Saint-Jean de Luz ise Fransa topraklarında bulunan, Nivelle nehrinin okyanusa açıldığı, sevimli bir balıkçı limanı. Tabii balıkçı kasabası artık bir turizm merkezine dönüşmüş. Saint-Jean de Luz’de çok güzel elbiseler satan bir dükkanda yaklaşık üç saat geçirdiğim için sadece çok güzel kumsalını ve eski şehrin şirin sokaklarını hatırlıyorum. Biarritz, özellikle sörf yapanlar için çok güzel bir sahile sahip Atlas okyanusunun kıyısında bir sayfiye şehri. Burayı keyif yapmak için uygun buluyor ve biralarımızı batmakta olan güneşe ve sörfçülere karşı yudumluyoruz.

 Biarritz
Biarritz'de MTBTR ekibi
Büyük boyut için tıkla!

İspanya Bisiklet Turu:Bilbao & Urkiola

Bask ülkesini gezip, pintxos yiyip, bol bol txakolin içtikten sonra heyecanla İspanya Bisiklet Turu’nun 19. ve 20. etaplarına konsantre olmaya başlıyoruz. 19.etap Noja’dan başlayıp Bilbao’da sona eriyor. Bu etapta bisikletçiler Bilbao şehrine akşamüstü gelip, şehirde yaklaşık üç tur atacaklar. Bisikletçileri en az iki kere görebilmeyi ümit edip, bunun için şehrin hangi noktalarında durmak gerektiğini belirliyoruz. Benim için Guggenheim Müzesi’nin önünden geçecekleri ‘Puente de Salve’ köprüsü çok önemli. Bisikletçilerle birlikte Guggenheim Bilbao’nun fotoğrafını çekmek istiyorum.

Sonunda 19.etabı, önce Euskalduna Zubia köprüsüne girmeden önceki Sagrado Corazón meydanından, sonra da koştura koştura şehrin diğer yanına gidip ‘Puente de Salve’ köprüsü üzerinden seyretmeye karar veriyoruz. Yarışın finişine yetişemeyeceğimizi kabul edip, yarış başlamadan önce bitiş çizgisinin bol bol fotoğraflarını çekiyoruz.

19. etabın Bilbao
19. etabın Bilbao'daki finiş noktası
Büyük boyut için tıkla!

19.etapta, Bilbao’da çok sıcak bir gün yaşanmakta. Fotoğraf makinem ısınmış, metali elimi yakıyor. Sarper’le yaptığımız plana uyabilecek miyiz, polisin yolları kapatması nedeniyle ikinci lokasyona yani ‘Puente de Salve‘ köprüsüne gidebilecek miyiz diye endişelenmeye başlıyoruz. Yarışçılar, akşamüstü 17:00’e doğru rüzgar gibi Euskalduna Zubia köprüsüne giriyorlar.

 Euskalduna Zubia Köprüsü
Euskalduna Zubia Köprüsü
Büyük boyut için tıkla!

Yaklaşık yarım saattir korkunç sıcak altında bekleyen seyirciler, bisikletçileri yakalayabilecekleri başka bir yere doğru dağılıyor. Sarper ve ben, daha önceden belirlediğimiz kestirme yoldan ‘Puente de Salve’ köprüsüne doğru koşar adımlarla yürüyoruz. Yolumuzun üstündeki polislerle göz göze gelmemeye çalışarak, caddeleri kırmızı ışıkta geçip,’ Puente de Salve’ köprüsündeki yerimizi alıyoruz. Köprüde yanımda bekleyen karı kocanın sıcaktan yere yapışmış, baygın yatan bir köpekleri var. Yarışçılar köprüden geçerken, yanımdaki kızın ‘Igor Anton’ çığlıkları sayesinde, önde giden turuncu mayolu Igor Anton’u görüyorum.

Fotoğraf çekmeye çalışırken, motorsikletle gelen bir fotoğrafçı tam önüme yerleşmeye çalışıyor. Biraz muhabbet ettikten sonra ricam üzerine geri çekiliyor ve pelotonun köprüden geçerken fotoğraflarını çekebiliyorum. Peloton gittikten sonra adamın meşhur bisiklet fotoğrafçısı olan Tim de Waele olduğunu öğreniyorum. Hem bana karşı olan anlayışlı davranışına, hem de çektiği fotoğrafları internetten gördükten sonra ona hayran kalıyor, onu çektiğim fotoğrafıyla kendimce ödüllendiriyorum.

Tim de Waele yine fotoğraf açımı işgal ediyor
Tim de Waele yine fotoğraf açımı işgal ediyor
Büyük boyut için tıkla!

Acaba böyle bir havada yarış klima ve cin tonikle televizyondan mı seyredilmeliydi? Sıcaktan o kadar terlemişim ki, üzerimdeki siyah elbisede harita gibi beyaz tuz lekeleri oluşmuş. Ayrıca hoşluk olsun diye giydiğim Euskal Herria formam da sırılsıklam sırtıma yapışmış. Yine de bisikletçileri görebildiğim toplam beş dakikadan fazla olmayan bu süre için değerdi diye düşünüyorum. Etabı Bask bisikletçi Igor Anton alıyor.

20. Etap Bilbao’dan başlayıp Vitoria Gasteiz’de sona eriyor. Yarış öncesi tüm takım arabaları Euskalduna köprüsüne yakın bir parka gelmeye başlıyor. Sarper, yarışla ilgili herkesin olduğu bu ortamdan ayrılmak istemiyor, transa geçmiş bir şekilde dolaşırken çoğunu tanıdığı bisikletçilere adı ile seslenip selam veriyor. Ama P-R 2011 galibi J. van Summeren sandığı kişinin takım arkadaşı Sepp Vanmarcke çıkınca bozuluyor. Sepp ona ‘I am not Johann” deyip gidiyor, Sarper hem utanmış hem rezil olmuş kalıyor. Ben yarış başladıktan hemen sonra pelotonun ’Puente de Salve’ köprüsü üzerinden, Guggenheim Bilbao önünden geçmelerini seyretmek istiyorum. Leopard-Trek otobüsünün etrafında dolaşıp, yarışçıların otobüslerden bisikletleriyle inişini seyrediyorum. Takımın tüm bisikletlerinde, 2011 İtalya Bisiklet turunda kaybettikleri arkadaşları Wouter Weylandt için “108WW” yazılı olduğunu görüp tüylerim diken diken oluyor.

Büyük boyut için tıkla!

Yarışın başlamasına yarım saat kala, Puente de Salve köprüsüne doğru giderken, yolumun üzerindeki kalabalığı “herhalde ortada önemli bir şey var” diye yararak içlerine dalıyorum. Karşıma çıkan, bir gün önceki etabın galibi Bask bisikletçi Igor Anton’un fotoğraflarını çekmeyi başarıyorum.Bask halkı Igor Anton’la gurur duyuyor.

 Igor Anton
Igor Anton
Büyük boyut için tıkla!

Start alanından uzaklaşıp, Puente de Salve köprüsünde yerimi alıyorum. Yaklaşık 20 dakika sonra peloton geliyor. Yarışçılar, fiktif startta oldukları için bu sefer önümüzden muhabbet ederek geçiyorlar. Yarışı, naklen yayına alan motorsiklet üzerindeki kameramanı ve pelotonu sonunda ‘Puente de Salve’ köprüsü ve Guggenheim Bilbao ile aynı kareye alabiliyorum.

Büyük boyut için tıkla!

Peloton N-634’e ve Galdakao’ya doğru yola devam ediyor. Biz de onları 750m yükseklikteki Urkiola’da yakalamak üzere arabamıza doğru ilerliyoruz .Galdakao Igor Anton’un doğduğu 30,000 kişilik bir kasaba. Peloton bu kasabadan geçerken Igor Anton’un ailesini selamlamak üzere önden gitmesine izin verip vermediğini merak ediyorum. Bisiklet yarışlarının, yazılı olmayan bu tip gelenekleri ve kuralları olması beni çok etkiliyor. Yarışçıların rakip takımlardan olmalarına rağmen, paylaştıkları ölümcül zorluklar sonucunda, kendi aralarında oluşturdukları, hiçbir UCI kitabında yazmayan kurallar, uygulamalar ve alışkanlıklar bu sporu çok sevmemde başlıca nedenlerden biri.

Urkiola’ya geldiğimizde, Bilbao’da görmediğimiz bir kalabalıkla karşılaşıyoruz. Arabamızı, tırmanışın sona erdiği yere park edemeyeceğimizi bu kalabalıktan anlayıp, tepeye 3km uzaklıkta yol üzerine bırakıyoruz. Yarışı seyretmek için gelen bisikletliler, pelotonun geçeceği yokuşu tırmanırken, biz de yürüyerek aynı yokuşu çıkıyoruz.

Urkiola-eğimin yüzdesine dikkat!!
Urkiola-eğimin yüzdesine dikkat!!
Büyük boyut için tıkla!

Yaklaşık 3km’lik yokuşu tırmandıktan sonra tepede bulduğumuz dondurmacıdan altı şişe su alıp 15sn içerisinde tüketiyoruz. Yarışı seyretmek için tepeye yakın, eğlencesi bol olan bir yeri seçiyoruz. Bisiklet yarışında, seyirciler için tırmanma etaplarının en keyifli etaplar olduğuna karar veriyorum. Bir süre sonra bulunduğumuz yere gelen, tırmanışın verdiği acı hepsinin yüzünden okunan pelotonun aynı düşüncede olmadığı kesin.

Peloton geliyor!!!
Peloton geliyor!!!
Büyük boyut için tıkla!

Büyük boyut için tıkla!

İsim benzerliğinden olsa gerek, çok sevdiğim bir bisikletçi olan Geox-TMC takımından Denis Menchov’un tam önümden geçerken fotoğrafını çekiyorum. Ancak yanımdaki hiperaktif adamın sürekli Bask bayrağı sallama sevdası nedeniyle kadraj şaşıyor. Carlos Sastre’nin sadece yarısı çıkarken, Menchov da net çıkmıyor. Bu sene sonunda emekli olacağını açıklayan Sastre’nin bu karede olamamasına çok üzülüyorum. Bilbao-Vitoria Gasteiz etabını Daniele Bennati alıyor.

Menchov ve yarım Sastre
Menchov ve yarım Sastre
Büyük boyut için tıkla!

2011 İspanya Bisiklet Turu’nda, genel klasman şampiyonluğunu Geox-TMC takımından Juan Jose Cobo; puan klasmanını Rabobank’tan (selesi takım arkadaşlarından en az 15cm yüksek) Bauke Mollema, yokuş klasmanını ise Cofidis’ten David Moncoutie alıyor. 2011 İspanya Bisiklet Turu benim için, bir taşla iki kuş vurduğum çok güzel bir seyahatin içinde, arkama dönüp baktığımda pırıltısını hiç kaybetmeyecek bir anı olarak yerini alıyor.



 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 6899 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015