Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
24 . Kasım . 2017  
Solucan Takibi 1
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Solucan Takibi 1

Yazar: Burak Bakay
13.1.2003

1.Bölüm

KÖFTECİLER

GÜN PERŞEMBE

SOLUCAN TAKİBİ

bir hikaye...

bir amaç...

beş araç...

bir grup...

beş insan...

on teker...

yirmi fren...

Bu gerçek hikaye 5 kafadarın "herşeyin başladığı sona yakın" yaptıkları bir bisiklet gezisini anlatmaktadır.

Haftalar boyunca yoğun planlamalardan sonra artık kesin olarak karar verilmişti.ne olursa olsun gidilecekti bu geziye. Başlarına geleceklerden hiç mi hiç haberleri olmayan 5 kişi kendilerini bir anda sabahın köründe buluşma yerinde buldular. Bulup bulabildikleri ,yol boyunca HAYATTA kalabilmek için gerekli olan şeyleri herkes kendince getirmişti, çantalar sırtlarda , bisikletler ileri atılmak için pedal darbesi beklerken aniden bir anın içine sığmayan bir panik ve donuklukla irkildi grup üyeleri.

Evet, BLaDe in ön tekerinin havası inmişti. Bir anda şırkılan grup üyeleri NoLimit in nedenli anlamsız ve boş olduğunu hiçbir zaman anlayamayacakları su birkaç kelime permütasyonuyla kitlendiler : "N’ olmuş koçum , benim ön teker de inik. " Belliydi ki , boynuzları pervasızca (*) kavrayan eller ilk benzin istasyonuna yönlendirecekti bisikletleri, hava basmak için .

Ve daha uyananlar bile uyanmadan , herşeyin bittiği bir başlangıca yakın bir anda yolculuk başlıyordu.

* --> Bu kelimenin anlamını bilmiyom ve gıcıklığına öğrenmiycem. (Kimeyse gıcıklığım !?)

BLaDe ve NoLimit in ön tekerleri inik wOOfer ve memoli abilerinin durumunda sıkıntılı bir şekilde ulaşıldı ilk hedef istasyona. MCat ise günlük aile kavgasından yeni yeni çıkarak yanımızdaydı. Tekerlere hava basıldı. Moraller düzeltilmeye çalışıldı. Herşey , neredeyse herşey kötü gidiyordu şu ana kadar.

Büyük boyut için tıkla!
Ama herşeyin kesinliğine inat hiç kimse geri dönmekten bahsetmiyordu... Asla... Ölmek var dönmek yoktu bu yoldan (!).

Zaman aleyhine işliyordu grubun .Saat 7.30' a yaklaşırken moraller düşük bir şekilde son bir karar alındı Burdur’dan çıkmadan. Üyeler yoklandı; herhangi bir isteksizlik var mı diye. Ancak nafile . Kimse geri dönmek istemiyor, tüm aksiliklere gıcıklığına , sanki "ileri" diye haykırıyordu. Nedense o an , saatler durdu, kalpler temposunu arttırdı ve insanlar düşüncelere daldı...Grup wOOfer’ in söylemiyle heyecanlandı ve ayaklar pedallara dayandı. " Hadi gidelim " :oP . En ufak bir itiraza yer vermezcesine bisikletler hafiften kıpırdadı ve grup Burdur meydanından , yeni uyanmış halkın meraklı ve dalgın bakışları arasında yola çıktı.

Büyük boyut için tıkla!

BLaDe in bisiklete monte ettiği ses siteminden (bir walkman ve ufak bir hoparlör) çıkan ses dalgaları , çılgın ruhları yatıştırmaya yetmedi. Crazytown - Butterfly adlı parça çalarken birkaç km lik ilk inişi gerçekleştirdi grup. Bisikletler son viteslerde yol alırken özgürlüğün ve serinliğin ferahlattığı bireyler müzik eşliğinde tüm dertlerini unuttular ve yolculuk artık gerçek anlamda başlamıştı.

Sabahki moral çöküntüsünden kurtulan grup üyelerinden önceleri

biraz muhabbet daha sonra gürültülü kahkahalar duyulmaya başlanmıştı. Artık onlar bir "grup" tu. Normal aralarla duruluyor, sular içiliyor, hafif bir şeyler atıştırılıyordu. Grup artık iyice kaynaşmıştı. Birkaç gündür düşünülen bir konuya el attı memoli: "eee tamam da gezinin ismini hala bulamadık?!" Bu cümleden sonra derin düşüncelere daldı grup üyeleri.

BLaDe -- tavuk takibi MCat -- survivor wOOfer -- oyun memoli -- götürgeç

gibi sallamalardan sonra NoLimit son noktayı koydu gibi oldu sanki : "Solucan Takibi"

Anlamsız bakışların "Hönk!? Ne alaka??" dediğini çözmüş olmanın verdiği bir bilgiçlik edasını nazara almadan geldi kelimeler ardınca NoLimit ten "Koççum... Hani bi dizi var yaaa Kobra Takibi diye ... Otoyol da arabalar çarpışıyor.. Hızlı bişiy. Bizimki de onun ufağı olsun Kobra--> solucan) yani solucan takibi. "

Büyük boyut için tıkla!

Ellerinde olmayan bir iradesizlikle kabullendi bunu grup üyeleri (nası oluyosa?) - Haa bu arada artık grubumuzda Solucan Takibi ekibi diye bahsedicezz.. Bu gibi konuları tartışırken Çendik mevkine varılmıştı ( 8:10 )

Değişik muhabbetlerle yola devam eden Solucan Takibi ekibinin keyfi yerindeydi. Saatin kolları 8:25 civarlarında dolanırken Suludere tabelası görüldü. Önceki ısınma gezilerinde bu yolları rahatça kateden Solucan Takibi ekibi kendinden emin bisikletlere hızla yol alıyordu. Erkenci köy halkının odağı haline gelmekten pek memnun değildi bu gözlüklü, çantalı, şapkalı ve bisikletli insanlar. Buna ne kadar tahammül edeceklerini bilmiyorlardı. Belki de bu kadar ilgiyi hak ediyorlardı. Onların yaptığını önceden kaç kişi yapmıştı sanki?! Kuruçay tabelasını gördükten sonra mola isteyen üyeler bir gölgede dinlenirken saatin 8:35 olduğu not alındı. Sular içildi, yola geri dönüldü. Upuzun yollara ve yöre halkının aşırı ilgisine alışık olmayan Solucan Takibi pedallara yüklenmeye devam ediyordu. Allah'tan bisikletlerde şimdiye kadar hiçbir ciddi teknik arıza meydana gelmemişti. Arada bir vites takırtıları ve zincir çatlamaları geliyordu ancak bunlar önemli değildi.

Yolculuk güneşin o sıcacık yüzünü göstermesiyle biraz daha ısındı. Solucan Takibi ekibinde 10 km lik bir yol almalarına rağmen hiçbir yorgunluk belirtisi yoktu. Bunda belki de şu ana kadar kat ettikleri yolun çoğunun yokuş aşağı olmasının etkisi vardı. Şapkaların ucu arkada; gözler, karanlık gözlüklerin ardından yolu dikkatlice izlerken hayatın ne kadar güzel olduğunu düşünüyordu bazıları. Manzaralar harikaydı. Engin sarı-yeşil ovalar... Burdur gölünün, dağların ve gökyüzünün sergilediği mavimsi bütünlük... Bunların hepsi değerdi on binlerce pedal turuna. Bir ara dalınan bu düşüncelerden sıyrılmayı başaran Woofer' dan haber aldı diğerleri Yassıgüme sınırına gelindiğini. (9:00) . Ufak bir mola verildi. BL@De ailesiyle kısa bir görüşme yaptı. Yolun yarısının belirtisi Hacılar köyünün bağlarının gözükmesiyle gaza (yoksa pedala mı) gelen Solucan Takibi ekibi vitesleri ve tempoyu yükselterek tekerlerini banketten sıcak asfaltın asık suratına teslim etti.

Tempo güzel Hava bulutsuz ve serin Rüzgar yok denecek kadar az Moraller yüksek Tekerler sıcak İnsanlar mutlu Belki de en önemlisi buydu Derken mavi Hacılar levhası göründü. (9:25) Çok güzel bir köy Her taraf üzüm bağı Zamanımız olmadığı için Türkiye'nin en eski medeniyet kalıntılarını barındıran Hacılar' da fazla oyalanamıyoruz.

Burada, Hacılar' da bilmem kaç yıllık bir mammoth fosili ve yaşı tahminen 7 bin yıl olan medeniyet kalıntıları bulunmuştu. Zamanında yaşam için çok elverişliydi belkide bu yöre. Suni pınarlardan buz gibi suyu bisiklet makaralarımıza doldurduktan sonra yola devam edecektik. Artık ilk durak olan Bademli köyüne olan uzaklığı yarılamıştık. 25 km yi geride bırakmanın verdiği tarifsiz mutlulukla yola devam ettik.

insanlar çocuklar ağaçlar bitkiler kayalar taşlar uzun yollar kısa yollar akıp giderken hayatta akıp gidiyordu bisikletliler gibi... yavaş ama emin karasız ama hızlı sevecen ama soğuk düz ama yamuk !'^+%&/()=?_é !?!?

Sanırım kafama sıcak geçti. Güneş biraz fazla yakınlaştı bize. Derken makaramı doldururken taşan buz gibi suyun elime değmesiyle uyanıyorum bu rüyadan. Şapkamın yarısını suyla doldurup, o halde kafama takıyorum. Üşüyorum...

Hacılar' ın çıkışındaki buzdolabından suları tazeleyip yola devam ettik. Bir köprü geçerken ufak bir tehlike atlattık. Her zaman olduğu gibi yolun solundan gitmekte olan biz bir korna sesiyle irkildik. Köprüden biz soldan giderken bir traktör de sağ şeridi işgal ediyordu. Arkadan hızla gelen 2 araba araya sığmazcasına yada sadece tedbir için kornalarla bizi korkuttular. Birkaç sinirli haykırıştan sonra Solucan Takibi ekibinde biraz homurdanmalar... Sonra yine son hız devam yola.

Biraz ilerleyince önümüzde polis kontrolü olduğunu fark ettik. Halen soldan gitmekteyiz. Polisleri görünce asfalttan bankete indik (uygun yerlerde) Polisten 100-200 m önce bir köylü amca bizi durdurdu. 30 yaşlarında, bıyıklı, üstü başı bir köylüye göre düzenli bu amca bize yardımsever bir tavırla: "Gençler yolun ters tarafından gidiyorsunuz." Yok amca falan filan derken ufak bir tartışma. BL@De olayı hallediyor : -Amca bak, bildiğimiz kadarıyla trafik kuralları böyle. Yayalar ve bisikletliler yolun solundan giderler. Sağdan gidersek arkamızdan geleni göremeyeceğimizden tehlikelerden haberimiz olmaz. Ama yolun solundan gittiğimizde karşımızdan gelen arabaların durumuna göre gerekirse bankete kaçabiliriz.

MCat : -Zaten ileride polis var. Onlara sorarız. Teşekkür amca.

Selamdan sonra yavaş yavaş ilerledi Solucan Takibi ekibi. Nedeni bilinmez bir heyecan sardı bizi. Düşünceleri yırtan cümle NoLimit' ten geldi "Kolay gelsin polis amca."

-Sağ olun gençler, nereye böyle -Bademli-Tefenni taraflarına - Nereden geliyorsunuz? -Burdur -Yolun ters tarafından geliyorsunuz ama!

Orada bulunan diğer polis amca bizden önce müdahale etti. Hayır canım, doğru taraftan gidiyorlar. Yayalar soldan gider. Polis amcalar bu konuda biraz münakaşa ettiler. Daha sonra köylü amcaya yaptığımız bir açıklamanın bir benzerinden "sağdan" diyen polis memur bey amcamıza yaptık. İkna ettikten sonra selamlaşma ve yola devam. Tabi sol taraftan. [ Önemli NOT: www.bisikletdunyasi.com/ bilgi/kanun.htm adresinde de görebileceginiz gibi bisiklet "Madde 46 Karayolunda en sağ şeridi kullanır ve diğertaşıtlar ile aynı sorumlulukla hareket eder." Yazıyı yazarken böyle biliyorduk(m) Artık doğruyu öğrendik tabi. Yanlış bilgilendirmeden dolayı özür dilerim. Yanlışıma bahane bulmak için değil ama, Türkiye'deki usta (!) sürücülere bir türlü güvenemiyorum, o yüzden bana yaklaşan araçları görmesem içim rahat etmiyor. Tabi bunu yolun solundan giderek değil de aynaya bakarak yapmam gerek :) 24 ekim 2002 perşembe 15:46 ]

Artık havamız iyice yerine geldi. İlk başta utana sıkıla gelen geçen bazı otobüslere el sallıyorduk. Birkaç kamyoncu ve turist arabasından karşılık gelince (flaşör, korna ve el-kol-bacak sallama) biz iyice cesaretlendik. Halkımızın bize desteğini görmezden gelemezdik! Biz coşunca gelen geçen bize selam vermeye başladı. Artık geçen taşıtların %70-80 ile karşılıklı selamlaşmaya başladık. Bazı panelvanlar (belliki içinde bizim kafadan gezginler var) sonuna kadar kökledikleri kornalarla bizi resmen gazlıyorlardı. Buda bizim kendimizi birşey zannetmemizden ve artislenmemizden çok, halkımızın (en azından yolcularımızın) bize destek olduğunu anlamamızı sağladı. Geçtiğimiz yerdeki insanların (istisnasız herkesin) bakışlarından daha az rahatsız olmaya başladık. Pedallar daha hafif gelmeye başladı. Bisikletlerle tehlikeli bir durum oluşturduğunda şerit değiştirirken özel timler gibi koordine hareketler gerçekleştirmek gerçekten eğlenceliydi. Sanırım biz bu olaya alışmıştık. Soldan giderken karşıdan araba gelmesi durumunda havaya bir parmak kaldırmanın ve gezginlerin tek sıraya geçmesini sağlamanın, öndekinin görevinin olduğunu herkes bilirdi. Mola verilecek yerlerde çok nadir tartışma çıkar. Aramızda yorulan bir kişi bile olsa en kısa zamanda durmaya çalışırdık. Herkes birbirinin fikrine saygı duyuyordu. Çünkü yaptığımız çocuk oyunu değildi. Ufak bir hata ölümle sonuçlanabilecek izler bırakabilirdi Solucan Takibi ekibinde (sallama)

Aman Allah'ım! O ne yokuş öyle!... Karaçal köyü. Saat 9:45. Yokuşu görünce moraller alt-üst oldu. Ama çıkacaktık yukarıya. Ne pahasına olursa olsun. Yaklaşık 2-3 km boyunca çok sarp ve tehlikeli yollarda yukarı tırmanacaktık. Yokuşun başındaki bağda mola verdik. Su, yemek ve diğer ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra bir kontrol yapıldı. Memoli' nin "Biz bu yokuşu çıkarız!" gazlamasından 50-100 metre sonra herkes bisikleti eline almış, harap ve bitap düşmüştü. NoLimit bile limitteydi artık. Bunaltıcı sıcak altında bisikletler yanda, müzik son seste. Çıkan arabaların zorlanan motorlarının sesi bazen müzik sesini bastırıyordu. İlk gölgede durduk. BL@De' in sol pedalından gelen gürültülü metal sürtünme sesleri mazot+yağ özel karışımından hazırlanmış yağlama aparatıyla yağlandıktan sonra kesildi. İlk teknik arıza da kolayca halledilmiş oldu. Yokuş bitti sayılır. Artık tepenin üstünde sayılırız. Önümüzde ufka kadar uzanan yol gözükmüştü. Tekinler fabrikasında kamyonlar karınca misali dolanıp duruyorlardı.

Tekrar ufku gördük. Ve ufuktaki yolu... Gideceğimiz yolu görmek genelde moral verirdi ama bu kadar uzak ta biraz fazlaydı canım. Neyse... Frenler sıkıldı. İniş ve viraj analizleri... Şurası tehlikeliymiş biraz yavaş gidelim gibilerinden laflardan sonra sıra belirlendi ve geniş aralıklı olarak km lik inişe bıraktık kendimizi. Bisikletler çok çabuk hızlandı. Zaten dik yokuşun ivmelendirmesine sabredemeyen bisikletliler vitesleri yükseltip pedallara yüklendiler. Hızın tadına varanlar zaten son hızda giden bisikletlere son viteslerde yüklendikçe diğerlerini de gazlıyorlardı. Birden ortalık yarış meydanına döndü. Rüzgar çok etkiliyordu bisikletleri. Hem yavaşlatıyor, hem de dengesini bozuyordu.

Bisikletler sanki bize "Daha gitmem, yeter! Korkuyorum bak teker meker fırlayacak şimdi zaten lastiklerim de ısındı..." diye feryat ederken bizler bastıkça basıyorduk. İyi ki trafik yoktu. En azından pek yoktu. Yoksa bu hızda durmaya falan kalksak bırakın durmayı belki bisiklet daha da hızlanacak (şimdi tam salladın yani) . Arkadan hızlanıp da öne geçen Memoli' nin , yan yana giden BL@De ve NoLimit' e geçilmesi uzun sürmedi. Bu ikili zirveyi bir müddet muhafaza ettikten sonra NoLimit tam liderliği kapmıştı ki arkadan bir diğer ikili yetişti. Hem de oldukça süratli bir şekilde. MCat ve Woofer 24 vites avantajını kullanarak 18 vitesli bisikletli BL@De ve NoLimit' i geride bırakmışlardı. BL@De ve NoLimit ne kadar yüklendilerse yapacakları bişeyin olmadığını anlamaları uzun sürmedi ve bisikletleri kendi haline bırakıp, önlerindeki kapışmayı izlediler. MCat ve Woofer biraz yan yana kapıştıktan sonra MCat yorulmuş olacak ki bıraktı ve Woofer öne geçti. Woofer gezimizin bu en hızlı yarışını kazanmıştı. Ama bu yarışı kimin kazandığı da çok önemli değildi. Amaç eğlenmekti sadece.

Hızlar normale doğru düşüyor. Bunu kimse istemese de. Aralar kapandı; muhabbet ve müzik duyulmaya başlandı. Casey-Paradise parçası eşliğinde son 15 dakika içinde başlarından geçen olayları anlatıyor Solucan Takibi üyeleri birbirine. Meğerse Memoli' nin yarışın başlarında geride kalmasının temel nedeni ufak bir vites problemiymiş. NoLimit 18. vitese daha önce kitleye bilseymiş, BL@De onu bu şekilde geçemezmiş. MCat ise yorum yapmıyor. Woofer zaferin verdiği bir eminlik içinde.

Engin bir ova. Başakların sarılığı harika. Güneş bizi zorlamaya devam ediyor. Buralarda pek su içecek yer yok. Kalan sularımız da zaten ılık.Bazılarımızınki bitti sayılır. Susuzluktan bitap bir şekilde ilerlerken karşımıza çok hoyratça kullanılmış eski bir römorkun gölgesinde dinlenen 5-10 köylü çıkıyor. Yanlarında durduk tabi. "Nerden nereye?" geyiklerinden sonra halimizden anlamış olacaklar ki bize su ikram ettiler. Biz ilk başta almak istemedik. Çünkü onlarda da bizdeki kadar olmasa da az olduğunu biliyorduk suyun. Sonuçta dolduruyoruz makaralarımızı. 10-15 dakika kadar muhabbet bizim de işimize geliyor. Çünkü oldukça yorulmuştuk. Woofer da onlara bizde de oldukça az olan "kek" ten ikram ediyor. Bizim taktiği uyguluyorlar: başta kabul etmeyip sonradan saldırma :) Yine iyi insanlarla karşılaştığımız için şükrediyoruz. Burada meydana gelebilecek ufak bir huzursuzluk gezinin bütün zevkini silip süpürebilir ve bize bunu bir eziyete döndürebilirdi. Bu kadar iyilik bir arada olunca kendimizi birden Polyanna 'nın hikayesinde sandık.

-Hadi eyvallah amca -Hadi hayırlı yolculuklar size gençler -Kolay gelsin size -Size de kolay gelsin gençler -Harbiden amca yahu.. Bizim işimiz daha zor...

Uuuup uzun bir yol... Sıcaktan bunaldık. En azından suyumuz var artık. İlk benzin istasyonuna (ilk su kaynağı) kadar idare eder herhalde. İnşallah idare eder demekten başka çaremiz yok, aksi takdirde akbabalara yem olabilirdik (Wahşi batı mı yahu burası) Tamam sudan da vazgeçtik. Bir gölge bulalım yeter artık. Tamam güzel ova, dümdüz, çok hoş ama insan yol kenarına 1-2 ağaç diker canım. İlerde ufak bir ağaç. Altına hepimiz sığarız herhalde, en azından kafalarımız sığar. Oturduk. Birkaç meyve atıştırdık. "Fazla yemeyin, midenizi bozarsınız!" diye uyardı NoLimit. Halbuki görecekti birkaç güne kadar mide bozulmasını. Memoli: "Ben burda yatayım, siz dönüşte alırsınız beni." Zorla kaldırdık milleti. Artık bu kaset sıkmaya başladı. Değiştirdim. Başka bir kasetin yeniliği sanki grup üyelerini etkiledi. Herkes bizden gazlandı. "Hadi beyler!... Hedef Bademli!..." Pedalların biraz daha başı dönecek gibi...

Bitmeyen yol çizgileri sonunda bittimiydi acaba? Yaw biteceği kesin ama bitinceye kadar biz de biter miyiz merak konusu o. Şu ana kadar düz yolda çok sorun çıkmıyor. Bisikletler orta viteslerde (6 ile 12) seyrediyor. Hava açık. Tam güneş bastırmaya hazırlanırken birden benzin istasyonuna geldiğimizi fark ettik. Hayırseverin biri oraya buz gibi bir buzdolabı koymuş. Elim uyuştu neredeyse suyu doldururken. Bir içeyim dedim dişim sızladı. Bu ne yahu! Dedik soğuk su isteriz de bu kadarı da biraz fazla.

Sularımızı tekrar doldurduktan sonra bisikletlere bindik. Genel kontroller yapıldı. Kasetin başı gelmiş nası olduysa. Gala-Come into my life 'in efsanevi girişiyle bizde asfalta girdik. Ne anlamlı ve duygulu bir cümleydi değil mi? Neyse ehm ehm... Yol uzun... Millet yorulmaya başladı. Daha büyük bombayı görmemişlerdi. Bizim köye doğru çıkarken 4 km lik ufacıcık bir yokuşcuk. Tek sorun yokuşun biraz fazla yokuş olması. Daha kimse görmedi en azından. Bu yolda bitmiyor be uff...

Köy yoluna girmeden önceki son yokuşu çıktık. Ufak bir köprü geçtik. Köy yolu girişindeki bol sulu çeşmeden boyunla diz arası hariç her yerimizi yıkadık diyebilirim. Su ılık olduğundan şapkayı suyla doldurup kafaya takmayı herkes denedi. Size de tavsiye ederim ama sakın bunu evde soğuk suyla halının üzerinde denemeyin. Bence en yakın yerleşim biriminden 5 km uzakta sıcak güneşin altında 55 km bisiklet yolculuğu yaptıktan sonra böyle birşey yapmanız gerekli.

Bu yokuşta yokuşmuş hani yani. İlk ve son (çok) dik yokuşu gören Solucan Takibi ekibi üyeleri hayretlerini çok ama çok değişik ifadelerle dile getiriyorlardı. Bu ifadeleri literatürde bulmanız olasılık dışı (evrimin moleküler başarı olasılığından daha da az) Herkes sustu. Bisikletler yanda. Müzik tıngırtısıyla çıkmaya çalışıyoruz bu yokuşu bakalım. Hadi hayırlısı.

(10 dakika sonra) AAA!!! Çıkmışız bea!... Vay be. Bize yokuş dayanmaz gençlik. Dayanın pedala! (10 dakika sonra bir yokuş daha) Ya bi sus be. Bi sus bee.. (5 dakika sonra bir yokuş daha)...

2.Bölüm için tıklayın

http://www.geocities.com/ solucantakibi



 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 2684 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015