Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Kasım . 2017  
Solucan Takibi 2
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Solucan Takibi 2

Yazar: Burak Bakay
13.1.2003

Büyük boyut için tıkla!
2. Bölüm

Artık köy bütün güzelliğini bize sergiliyordu. Sergiliyordu sergilemesine ama şu hızla gelen traktör tozutmasaydı yolu keşke... Öhhö... Önümüzü göremiyoruz bea... Öhhö öhhö... Neyse... Bu yokuştan inerken aynı manevraları da biz yapacağız inşallah. Hadi bakim. Bu son ve tozlu yokuştan sonra dedemgilin güzelim evi gözüktü. Bisikletleri zar zor soktuk. Saat 13:00 civarı geçtik eve oturduk değil yattık desem yeridir. Hemen eller öpüldü. El-ayak yıkama merasiminden sonra herkes bi köşeye çekildi ve uykuya daldı. Tabi dalamayanlar da vardı. Bu arada tepemize kara bulutlar toplanmıştı. Yağmur gibi ölümcül tehlikeye yakalanmadan gelmiş olmanın huzurunu yaşıyorduk. (yağmura karşı hiçbir koruması olmayan , dağın başında bisikletli 5 gence göre yağmur ölümcül bir tehlikedir. Hayır, biz yaşadık ordan biliyoz) Bu ev meselesini fazla uzatmayalım yoksa size rüyalarımı da anlatmak zorunda kalabilirim. İnanın bilmek istemezsiniz. Kabus: Beni ezmek isteyen sürücüsüz dev bisikletler tarafından köşeye sıkıştırılmışken çığlıklarla uyandım (kuyruklu yalan) Neyse işte böyleee... Ufak bir şekerlemeden sonra yemek yenildi. Ninemin özene bezene hazırladığı yemeği o açlıkla birlikte parmaklarımızla beraber yedik (amma abarttım ha...)

M.Cat arkadaşımız birkaç sene evde dostlarıyla kalmış olmanın verdiği bir uzmanlıkla bize bir patates kızartması hazırlamadı --> çünkü bunu dönüşte yapacaktı. Dalgınlıktan yazmış bulundum ve silmeye de üşendim. Bunu bilgisayara geçirirken n'aptın demeyin. Sizde okumuş bulunduğunuza göre sorun yok. Devam...

Hava ciddi manada bulutlu hemde kara kara. Adamın içi kararıyor. Sonunda ufak bir tartışmadan sonra karar verildi. Plana uygun olarak Tefenni'ye doğru yola çıkacaktık. BLaDe ve Woofer, yağmuru gerekçe göstererek isyan etsede diğerleri "illa da gidelim" diyordu. 5-10 dk sonra hazırlıkları tamamlayıp yola çıktık. Müziğin son sesi köpek havlamalarını bastırınca anladık ki köyden uzaklaşmışız. Uçsuz bucaksız tepelerin görkemini ezercesine gelen büyük bulutlar bize bir sürprizi fısıldamak üzereydiler. Normal hızın üzerinde bir tempoda yokuş aşağı giderken yağmura tutulduk. Ama ne yağmur... Birkaç saniye içerisinde baştan aşağı ıslanmıştık. Durduk (hemen nemlenmiş olan yolda durmamız kolay olmadı). Ufak bir tartışmanın ardından köye dönüş kararını verdik. Müzik sesini yutan cins kangal köpeklerinin çığlıkları haber verdi bize köyü. Dedem bizi bıraktığı yerde bekliyor. Sırılsıklam olmuş elbiseleri çıkarıp tekrar dinlenme moduna geçiyoruz. Ortalık ağarınca bahçeye çıktık. "Devam etseydik varır mıydık?" muhabbetleri başladı. BL@De : "Varsak bile en azından hasta olurduk, kaza tehlikesi de cabası. Hem çabuk dineceğini nereden bilecektik ki?" Yağmur az yağmıştı yağmasına ama ortalığı sel alıp götürmüştü. Ertesi gün Tefenni'de ufak çapta bir sel olduğunu öğrenecek ve su birikintilerini ürpertiyle görecektik.

Büyük boyut için tıkla!

Son yılların en kurak yazlarından birini yaşarken biz Solucan Takibi üyeleri bu yağmur olaylarıyla neye uğradığını şaşırmıştı. Meteorolojiden rapor almamıza (telsim sms) ve hava durumunu yakından takip etmemize rağmen bulutlar insanoğlunu yanıltmıştı. Yazın ortasında yağmuru hiç hesaba katmayan Solucan Takibi zor anlar yaşayacaktı.

Tam bu muhabbetler yapılırken birden bahçe kapısı açıldı ve içeriye BL@De ve Woofer'ın dayısı girdi. Sonra onun oğlu "Fatih abi" ve tabi ki aileler. İlk laf Woofer'ın ses tellerinde hava dalgalarına yansıdı: "Bu kadar kişi bi arabaya nasıl sığdınız dayış?" . Muhabbetler başladı. Koyulaştı ve bitti. Akşama kadar milleitn keyfi (özellikle Solucan Takibi ekibinin) yerine geldi. Yemek yenildikten sonra BL@De 'in ön tekerinin patlak olduğu anlaşıldı ve lastik yaması ile tamir edilmeye teşebbüs edildi. İlk teşebbüste bazı arkadaşları neredeyse lastiği yakacakken durumun vehametini anlayan BL@De suyun söndürme kuvvetini kullanarak pozisyonu kurtardı. Birden laf dönüp dolaşıp zincirleri yağlamak için aldığımız yağ+mazot karışımına geldi.

Birisi dedi :
-Mazot yanmaz.
Başka biri atladı :
-Tabi yanmaz.
Bunları diyen Memoli,Woofer yada BL@De değil. Şimdi maksat isim vermemek ya! Yanlış anlamalara da meydan vermemek gerek. BL@De:
-Mazot yakıt değil mi? Peki yakıt kelimesi yakmak kökünden gelmiyor mu? Hem yanmasa motorlarda nasıl enerji açığa çıkaracak?
Neyse artık isim verelim canım be olm yahu..." MCat itirazlara cevap veremedi. NoLimit halen düşünceli. Betona biraz mazot döktük üstünde birkaç kibrit gezdirdik yanmadı. MCat, NoLimit biraz rahatladılar:
-Bak gördün mü?
BL@De ve woofer ilk başta biraz afalladı. Benzin olsaydı hemen tutuşurdu. Woofer:
-Olm, mazotun tutuşma sıcaklığı biraz fazla olabilir, ama bu yanmayacağını göstermez, metaller bile bazı sıcaklıklarda yanarlar.
Mesele içeride oturan "Fatih abi" ye ulaştı. Fatih abi geldi ve son noktayı koydu. Hayır buraya değil. Burdaki noktayı ben koydum, Fatih abi tartışmaya son noktayı koydu. Kibrit kutusunu boşalttı, içine biraz mazot döktü. Birkaç kibritle tutuşturdu ve ... BUM ! Havaya uçtuk! (değil tabii) Görmeyen gözlere gıcıklığına 10-15 dakika yandı kutu. MCat:
-Yaw biz kibritle yanmaz dedik.
Gibilerinden laflar desede mesele belliydi. Böylece Solucan Takibi ekibimiz son derece bilimsel araştırma keşifler de yaparak devam ediyordu. Birkaç sinirli bakışmadan sonra sohbet ve espiriler yeniden başladı.

***
CUMA
***

Akşam ufak bir odada 6 kişi yatmamıza rağmen rahat uyuduk. Sabah erkenden kalktık. 5 gibi. Bazıları çok erken diye tekrar yattı. Bazıları güneşin doğuşunu seyretti tüm güzelliğiyle. Saat 7 gibi kesin olarak herkes kalktı ve saatin akrebi 8 rakamın kabartmasına yaklaşırken Solucan Takibi ekibi tekrar yola çıktı. Bu sefer en azından hava açıktı. Eller öpüldü, selamlar söylendi. Artık 5 kişi ve bitmez tükenmez asfaltlar vardı. Sabahın serinliğinde çıktılar ilk yokuşu Solucan Takibi kafadarları. Güzel bir tepebaşında dinlenirken 1-2 fotoğraf merasimi... Manzara seyri... Güzel müzik (Jessica S.-Irrestible) Sular kaynamadangüzel ve soğuk bir buzdolabı lazımdı şimdi bize.

Bayır aşağı bıraktık bisikletleri. Bisikletleri kontrol etmekte zorlanıyorduk bazen. O hızla girdik Kağılcık Köyü'ne. Hemen de çıktık. Taşlı topraklı bir yoldan ana yola doğru tozlar ve kazık frenlerle inerken rampa bitişinde Memolinin arka freninin koptuğunu öğrendik. Nasıl durduğunu da sormayı ihmal etmedik. Kendisinin de bilmediğini söyledi. Bir pit stop mekanikçisi edasıyla fren telini hemen değiştirdik (5 dakikadan az) Ana yola çıktık. Yoluna soluna geçtik her zamanki gibi. Keyfimiz yerinde. Hava serin. Rüzgar az. Yağmur tehlikesi yok. Yolumuz da düz sayılır. Hem biraz da geniş. "Look at us" "Daylight" gibi konuyla alakalı parçalar ve muhabbetler eşliğinde geçtik uzun yollardan ve Karamanlı'ya vardık.

Bademli'den Karamanlı'ya kadar olan 6-7 km'lik yolu çok rahat katetmiştik. Kimsede yorgunluk belirtisi yoktu. Sonra tekrar pedallara değdi sandaletlerin ve ayakkabıların alt kısmındaki koyu renkli plastik (öf be cümleye bak) Karamanlı'dan geçerken yine ilçe halkının dalgın ve meraklı bakışlarına konu oluyor Solucan Takibi ekibi. Sonunda çıktık Karamanlı'dan. Birkaç tehlikeli viraji temkinli bir şekilde geçtikten sonra tekrar düz yola çıktık.Herkesin tükendiği bir anda peşimize gürültülü havlamalarla takılan bizlere turbo etkisi yapan köpek iyi mi yaptı kötü mü yaptı bilemedik. Arabaları olmasada bir traktörü sollamamızı sağladı bu köpekçik. "Traktörcü amca ve hanımı" bize garip garip bakarken gülmemize sinirlenmiş olacaklarki gazı köklediler. Biz de durumun farkına varınca çok geçti artık yani traktör bizi geçmişti. Yokuş başlamış Adenintrifosfat olan enerji kaynağımız mazot diye adi bir maddeye yenilmişti. Teknoloji kazandı ve bisikletlerimiz vites düşürmek zorunda kaldı. Bu kapışmaya fazla kaptırmış olacağız ki Tefenni yazan kocaman levha gözüktü.

Tefenni'ye erken varmıştık. Doğru Bilal'in babasının müdür olduğu okula gittik. Bisikletleri hemen parkedip bir tarafa yatmadık bu sefer. Yorulmayan Solucan Takibi ekibi üyeleri enerjilerini değişik yerlerde sarfetmeye başladı. NoLimit ve BL@De masatenisi, MCat futbol, Woofer ve Memoli basketbol meşgalesiyle meşgul olmakta idiler. NoLimit, BL@De 'i masa tenisinde tam anlamıyla deşti. Bunun intikamını bisiklet drag yarışlarında birinci olarak aldı BL@De. Woofer 3lükleriyle dikkati çekerken, Memoli'nin artistik turnikeleri göz doldurdu. MCat'in vurduğu toplar zaman zaman okul binasının yüksekliğine erişiyordu(!) Sporun her türlüsüyle uğraştı Solucan Takibi ekibi üyeleri. Okulun içinde bisikletlerle grand prix yaptık. Kömürlüğün zaten siyah olan tabanını lastiklerimizle biraz daha kararttık.

Saat 16:00 gibi gidiş vakti gelmişti. Okuldan çıkmadan önce dikkat çekmek istediğim birşey var. Yemek olayı... Bugün akşama kadar başımıza gelecek olan belalı olayların sorumlusunu yedik yemekte:Köfte. Evet yanlış okumadınız ben zaten yanlış yazmadım. Köfte. Açıklıyorum: Öğle yemeğinde kola, kek, börek gibi levazımat ile ziyafet çekerken NoLimit bi torbanın içinde şekilden şekile girmiş beyaz et parçaları çıkardı (bu cümlede köfteyi tanımlamaya uğraştım ama büyük ihtimal beceremedim) Ben elime aldım. Yapış yapıştı.
-Yaw olm, bu pişmiş mi?Emin misin? Hem de yapış yapış. dedim.
NoLimit ve Memoli:
-Pişmiş tabiki... Tost makinesinde pişirdi annem.
-Neyse, dedik. Yiyelim bari, dedik. Demez olaydık. Köfteden sadece BL@De (2) ve NoLimit (4) yedi. NoLimit BL@De'in iki katı şekilden şekile girmiş beyaz et parçası yemenin cezasını çekecekti.

Hah! Şimdi geldi işte saat 16:00 gidiş vakti. Kolalar içildikten sonra (abartılı bir şekilde) basıldı gaza. Hava pek iyi değil. Rüzgar var. Yağmur tehlikesi var ama yolumuz az sayılır = 20 km. Tabi bu 20 km nin yokuşlarla dolu olduğunu söylemedi NoLimit ve muhterem kardeşi Memoli. İŞte bu yokuşlardan ilkine geldiğimizde NoLimit "Beyler kendimi iyi hissetmiyorum, siz devam edin, yetişirim." dedi ve kenara çöktü. Orada toprağa, ota, kayaya içini döktü. ( Bu içini döktü kelime grubu "birşeyi anlatma" anlamında kullanılmamıştır. Bizzzzat gerçek anlamında kullanılmıştır.) Neyse işte idare ederiz köye kadar diye kendi aramızda konuşurken NoLimit yine mola verdi. Biz işin ciddiyetini anlamıştık. NoLimit mideyi fena halde bozmuştu.

Bu arada başımıza göz alabildiğince yağmur bulutları toplanmıştı. Bu hiçte hayra alamet değildi bizim için. Böyle ümitsiz bir durumda bisikletler elimizde durarak (NoLimit için) yokuşu çıkmaya çalışıyorduk. Morallar resetlenmişti resmen. Bazen yağmur azıcık derimizi soğutuyor. Bizler hemen bir ağacın altına giriyor, "Ne ... yapacağız şimdi bu dağın başında yokuşun ve yağmurun ortasında bir hastayla." diye düşünüyorduk. Zorda olsa yokuşun sonuna geldik. NoLimit'e "Limitleri zorla goççum!" diye şaka yapınca gülmediğinden durumun ciddiyetini anlamıştık. Yokuşun sonunda mola verdiğimizde ben yanımıza aldığımız halatla NoLimit'in bisikletini çekme denemeleri yaparken midemde bir değişiklik hissettim ve bunun iyi birşey olduğunu söyleyebilirim. Biraz midem bulandı ama idare edecek gibiydi. Ciddi bir sorun yoktu bende, en azından şimdilik. Cep telefonundan bir tanıdığını araması için baskı yaptık NoLimit 'e. "Zaten şimdi hep yokuş aşağı, hallederim heralde gerisini." diyerek bizim önerilerimizi geri çevirdi. Neyse işte öyle böyle derken ilk ve tek büyük yokuşu geçtik; NoLimit ve Memoli'nin dedesinin evinin olduğu köye olan en büyük engeli atlattığımızı (sanarak) sevindik. Böyle bir ortamda hafif nemli yoldan aşağı doğru bisikletleri serbest bıraktık. 1-2 km kadar gitmiştik ki NoLimit bisikleti yine kenara çekti. Bizde mecburen durduk. NoLimit artık cep telefonundan tanıdıklarına ulaşmaya çalışıyordu. 5 kişiye ulaşmayı denemiş ama başarılı olamamıştı.

Biz bu kadarına da pes diyorduk. Halbuki belalar gelmeye devam edecekti.

3. bölüm için tıklayın


www.geocities.com/
solucantakibi



 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 2398 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015