Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Eylül . 2017  
Solucan Takibi 3
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Solucan Takibi 3

Yazar: Burak Bakay
13.1.2003


3.Bölüm

Belalar gelmeye devam ediyordu. Yağmur arada bir çiseliyor, yüreğimizi hoplatıyordu. Çünkü yakınlarda yağmur yağınca sığınabileceğimiz ağaç, kaya, ev vs. hiçbirşey yoktu. Ama umudumuz vardı. Çünkü gideceğimiz köyü görüyorduk. Bu köyün, gideceğimiz yer olduğundan emin olmak için Memoli'ye sorduk:

-Sizin köy burası, değil mi?
Memoli:
-Hayır, burası değil!
BL@De, Woofer, MCat şoke oluyorlar.
-Hönk! Peki ya neresi?
-Şu dağın arkasında. Gözükmüyor.
-Ouaaa! Ayvayı yedik desene!

Daha görmediğimiz bir köye 13 km uzaktayız. (Nerden biliyorsunuz derseniz tabelada yazıyordu) Yağmur her an yağabilir. Yol alamıyoruz. Bir hastamız var ve işin kötüsü bisiklete binemiyor. Havanın kararırken umutlarımızda parıltılarını yitiriyordu. NoLimit'in telefondan tanıdıklarına ulaşma ihtimali de sona erdikten sonra Solucan Takibi ekibi Beyköy'e doğru yol almaya başladılar. Oradan da Büyükalan'a (asıl hedefimiz) geçmeyi planlıyorduk. Ancak bu halde nasıl gideriz orası meçhuldu.


Yoldan geçmekte olan Kangoo marka bir aracı durdurduk. NoLimit'i sağlık ocağına kadar bırakabileceğini sağolsun. NoLimit böylece Beyköy sağlık ocağına doğru yola çıktı. Biz kaldık 4 kişi 5 bisiklet. 4 kişi 4 bisikleti iyi kötü götürebiliyoruz ama 5. bisikleti n'apacağız?

MCat kendi bisikletini bir eliyle kullanırken diğer bisikleti de diğer eliyle kullanacaktı. Ben ve Woofer bolca tembihledik. "Hızlı gitme ha! Bir elin frende olsun! Yavaş yavaş inelim." Bu şekilde MCat önden, diğerleri arkadan yola çıktık. Başlarda yavaş gidiyorduk; fren yaparak. MCat bu işin kolay olduğunu anlamış olacak ki frenlemeyi bıraktı. Solucan Takibi konvoyu hızlandıkça hızlandı. Ben, herhangi bir aksiliğe karşı Woofer'a MCat'e fazla yakın gitmesini tembihlemek için bağırıyordum. O anda yokuş bitmiş düzlüğe çıkmıştık. Ama hızımız halen çok yüksekti. İşte ne olduysa o anda oldu. MCat, Woofer 'a "Araba gelirse beni uyar!" demek için bağırmaya çalışırken birden MCat'in kendi bisikleti ve taşıdığı NoLimit'in bisikleti birbirine girdi. İki bisiklet ve MCat bir süre hızla asfaltın üzerinde sürüklendiler. Son hızla giden bisikletlerin durması kolay olmadı. Ben ve diğerleri hemen MCat'in başına toplandık bişeyi var mı diye. Hiç ses soluk yok. MCat'in başına yüzüne bakıyorum birşey var mı diye. Çok şükür kırık-çıkık yok gibi. MCat'i halen sarsıyorum "Bişeyin var mı? Nerelerin ağrıyor?" Şoktan kurtulan MCat gülümseyerek cevap veriyor. "Birşeyim yok koçum ya ben iyiyim." Dedikten sonra yığılıp kalıyor MU ACABA? değil tabiki. Bu cümle bittikten sonra sol elindeki kanları farkediyoruz. Hemen sargı bezini getiriyoruz. İlkyardım muamelesi başlıyor. Dizinde 3-4 santimetrekarelik sürtünme ve deri tahrişi var. Hemen biriki yarabandı ile yarayı kapatıyoruz. Mikrop kapmasını önlemek için.

Daha sonra karın bölgesindeki bir yarayı da yarabandı ile kapatıyoruz. Yaralar derin değil. Bu iyi. Önemli bir sorun yok. 2 dakika sonra MCat bize yaralarının sızladığını söylüyor. Bazı yaraların üzerine antibiyotik etkisini umarak kolonya döküyoruz. Kanama duruyor. Yola devam ediyoruz ama bisiklet üzerinde değil.

Yağmur arada bir çiseliyor. Elbiselerimiz biraz nemlendi. Hava serinledi. Bulutlar zaten gittikçe batan güneşin ışınlarının bize gelmesini önlüyor. MCat 'in isteği üzerine o günü (cuma) gezimizin "Hüzün Günü" ilan ediyoruz. İlk 5 dakika fazla ses soluk çıkmıyor. Ardından muhabbet yine başlıyor. Sonra biraz espri. Her ne kadar ayaz kadar soğuk olsalarda. Bütün bu tehlikelere, moral çöküntüsüne, yaralara, ümitsizliğe ve korkuya rağmen ilerliyor Solucan Takibi ekibi... Ve şaka yapıyor. Ölümle dalga geçercesine... Solucan Takibi üyeleri belki de hayatlarının en karamsar günlerini yaşıyor, belki tam tersi. Değerini anlıyor bazıları; arkadaşlığın, sağlığın, açık havanın, evde olmanın, güvenin, iyiliğinin ve hayatın... Yüzler gülüyor tüm somurtkanlığına karşı asfaltın.


Köye biraz daha yaklaştık. Bu arada nadiren yoldan gelen-geçen, bize uygun araçlara yardım çağrısı yapıyoruz. Rampadan aşağı son hız inen bir 50 NC 'ye ne kadar bağırdıysak ta durduramıyoruz. Az sonra bir murat taksi duruyor.
-Yaralımız var, diyoruz.
-Atın, götüreyim, diyor.
-Abi sende traktör falan yok mu? Diğerlerini ve bisikletlerini de götürmemiz lazım.
-Benimki tamirde.
-Yapma yaa. Komşudan falan alsan. Masrafları karşılarız para yönünden endişe etme.
-Yok, o sorun değilde. Bizim köyün (Beyköy) insanının huyu pek iyi değildir.
-Neyse abi çok sağol. Allah razı olsun. Sen devam et.

Abinin niyeti gerçekten iyiydi ama bize uygun değildi aracı. Biraz daha ilerliyoruz. Arkadan büyük bir pick-up geldiğini görüyoruz. İşaret edip durduruyoruz. Derdimizi anlatıyoruz. Abi sağolsun çok iyi. "Atın bisikletleri arkaya bakalım!" Biraz zorda olsa o yorgunlukla bisikletleri yüklüyoruz. Bizi Beyköy sağlık ocağına kadar bırakacak abi. Büyükalan'a kadar götür, paranı verelim, diyoruz. "İşim var, yoksa sorun değil. Sağlık ocağına kadar bırakırım sizi" diyor abi.

Köyün içine girince sora sora köy meydanına geliyoruz. Abartısız, en az 50 kişi var meydanda. Kahve tamamen dolu. Birde pazar gibi birşey var ki heralde meydanda millet toplanmış. Meydana girdiğimizde bütün gözler üzerimize çevrildi. Ses-soluk kesildi. Sadece bize bakan gözler var. Tahmin edemeyeceğiniz kadar çok rahatsız olduk bundan. Kahvedekilere ,selamsız, "Sağlık ocağı nerede?" diyorum. Cevap yok. İkinci denemeden sonra yaşlıca bir amca eliyle yukarıyı işaret ediyor. Meğerse sağlık ocağı kahvenin üst katıymış. Tenha bir köşeye çekiyor abi kamyoneti. Bisikletleri indiriyoruz. Çok ama çok ısrar etmeme rağmen para almıyor abi bizden. Teşekkür edip, uğurluyoruz.

Köy meydanından biraz uzakta bir yerde sokaktan geçenlerin meraklı bakışları arasında biraz bekliyoruz. 50 kişinin arasında sadece 9-10 yaşlarında bir çocuk yaklaşıyor yanımıza.

-Nerden geliyonuz, nereye gidiyonuz abe?
Anlatıyoruz taze derdimizi ona samimi bir şekilde. Muhabbet ilerliyor. Artık kahvedekilerin duyabileceği şekilde kahkahalar bile atıyoruz bazen. NoLimit görünüyor, uzaktan bir akrabası bizi almaya geliyormuş. 20 dakika kadar muhabbet sonra beklediğimiz kişi geliyor. Honda Civic otomobili görünce şaşırıyoruz. NoLimit'e "Bisikletleri nasıl götüreceğiz koçum?" diye soruyoruz. Cevap alamıyoruz tabi. Onunda biz gibi durumdan habersiz olduğu belli. Hepimiz traktör benzeri bir araç bekliyorduk. Bisikletleri götüremeyeceğimizden buraya biryere kilitlemeye karar verdik. Bizimle muhabbet eden çocuğun dedesinin evinin müsait olduğunu sevinerek öğrendik. Ev meydana yakınmış ama giderken meydanın içinden geçmek bizi huzursuz ediyor. Dedeye teşekkür edip, elini öpüyoruz.
Arabanın yanına geliyoruz. Amcayla tanıştıktan sonra arabaya atlayıp, yola çıkıyoruz. NoLimit sağlık ocağının kapalı olduğunu söylüyor. Arabayla gelirken hikayemizi anlatıyoruz "amca" ya. Çok keskin virajlar, dar ve engebeli asfaltları hızla geçiyoruz. Hava kapalı, güneşin somurtkan olmasına karşın, ağaçlar henüz küsmemiş; güzellikleriyle bizi rahatlatıyorlar. NoLimit'in dedesinin evine gelince buyur ediyoruz amcayı ama gelmiyor. Elini öpüp, çok çok teşekkür edip uğurluyoruz "amca" yı. Eve geçip oturuyoruz. Solucan Takibi üyeleri önce birbirlerine bakıyor saf saf... "Nasıl" kurtulduk biz oradan yahu? dercesine. Sonra ev halkıyla tanışıyoruz. Güneş dağların arkasına kaçıyor. Ve çok tatlı bir muhabbet başlıyor... Ebeveynlerimize telefon ediyoruz ama olanlardan bahsetmiyoruz... Şimdilik...


Bu arada size Büyükalan'dan bahsedeyim biraz. Yeşil. Her taraf yeşil. O kadar yeşil ki, yeşilden bıkmanız olası. Burdur çöllerinin ortasında bir serap sanki. Fındık bile rahatlıkla yetişebiliyor. Arabayla Beyköy'den Büyükalan'a giderken çevreyi inceleme fırsatımız oldu. Ralli yollarını aratmayacak derecede virajlı ve ince bir asfalt. İki yanı yeşillik. Bu yeşilliğe ufak bir dere eşlik ediyor. Çok harika bir uyum gerçekten.


Akşamki muahbbette bir karar aldık. Bundan sonra gezi grubumuza Solucan Takibi demiyeceğiz. Köfteciler! Bundan sonra bizimadımız Köfteciler. Aslında "Bozuk Köfteler" de olabilirdi ama çok uzun diye tercih etmedik onu. Neyse, sonuçta bundan sonra adımız Köfteciler. "Ingh! Köfte mi? Ne alaka!?" diyen unutkan okrular için ufak bir hatırlatma yapalım: BL@De (2) ve NoLimit (4) bugün (cuma) Tefenni'den çıkmadan biraz bozuk Köfte yediler. NoLimit'in yolun ortasında midesi bozuldu. Durmak zorunda kaldılar. Yağmur buarada Solucan Takibi ekibini, pardon Köfteciler 'i biraz ıslattı. Daha sonra NoLimit'in gitmesiyle boşta kalan bisikleti taşımaya çalışan MCat kaza yaptı ve yaralandı. Daha da kısaca bugün başımıza gelen dertlerin çoğu 6 köfte yüzünden geldi.

Gece uyumak kolay olmadı. Ortalıkta fazla sinek yoktu. Biraz laflamadan sonra günün yorgunluğuna yenildi Köfteciler...


***
3. GÜN CUMARTESİ
***

Köfteciler sabah tahmin ettikleri kadar geç kalkmadılar. (11:00 civarı) Bugün bisiklet yoktu. Günümüzü Büyükalan'da gezinerek, dinlenerek ve enerji depolayarak geçirecektik. Köfteciler olarak köyü gezdik. Yeşillerin gözümüzü rahatsız etmeye başlamasıyla eve geri döndük (her taraf yeşil yahu! Bu kadar da olmaz!)

Bugün Köfteciler için tam bir dinlenme ve enerji depolama günüydü. Sabah kalktıktan sonra diyemiyorum ,çünkü neredeyse öğlen olmuştu, yöresel "bişi" yemeğiyle kahvaltı konusuna başladık. Sonra asıl meseleye geldik: "gezi".

Nede olsa şu anda Köfteciler olarak gezideydik ve amacımız geziydi. Köyün doğal güzelliklerini yakından inceleme imkanına sahip olduk. Arkadaşlarla yolları, bu sefer bisiklet lastiklerimizle değil de ayakkabılarımızla aşındırdık. Günün önemli bir kısmını gezinerek ve ekip üyeleriyle konuşarak geçirdik. Köftecilerin gezi hakkında yaptığı muhabbetlere doyum olmuyordu. Akşam yatmadan önce BL@De Köftecileri bir rep konseriyle coşturdu. Fazla gecikmeden uykunun tatlı kollarına atıldı Köfteciler .


***
4. GÜN PAZAR
***


Sabah erken kalktık. Bugün gezinin planına göre oldukça hareketli bir gün olacağa benziyordu. Önceden ayarladığımız traktör, bizi Beyköy'e bırakacaktı. Oradan bisikletleri alıp yolculuğumuza devam edecektik. NoLimit'in durumu iyiydi. MCat'in yaraları ise kapanmış sayılırdı. Köfteciler 'in tamamı uzun yollar için hazırdı. NoLimit'in bisikletinin ön cantı, MCat düştüğü sırada hasar görmüştü. O şekilde yol alması çok zordu. Dün akşam mucizevi bir şekilde bu sorun halloldu. Harabeye dönmüş bir bisikleti incelerken (ayarladığımız traktörün oğlunun) ön cantının sağlam olduğunu şaşkınlıkla gördük.


Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktık. Traktörün arkasında giderken muhteşem manzara bir daha tanık olduk. Bu sefer ümitsizlik yoktu yollarda. Yanımızda kıvrıla kıvrıla uzanan suyun kulak okşayan sesini duy... duyamıyorduk çünkü traktörden çok fazla ses geliyordu. Beyköy'e erken girdik. Bereket! Ortalıkta kimsecikler yok. Bisikletleri traktöre güzelce bağladık. Bizde sağına soluna tutunduk. Bizi Tefenni yolundaki en büyük yokuşa kadar çıkaracaktı bu makina. Zaten Solucan Takibi gezisinin bisiklet üstünde olmadan geçen kmleri buralardan ibaret. Giderken MCat, NoLimit'e düştüğü yeri gösterdi. Derken tepeye vardık. Burası NoLimit'in rahatsızlığının iyice arttığı, benimde NoLimit'in bisikletini halatla çekmeye çalıştığım yerdi. Bisikletleri indirdik. NoLimit'in yamuk cantını söküp traktörü gönderdik. Ben ses sistemini kurarken diğer Köfteciler NoLimit'in ön tekeriyle uğraşıyorlardı veya kendi bisikletlerini kontrol ediyorlardı. Sonunda hazırlıklar tamamlandı ve ayaklarımızın altında uzanan ovaya kendimizi bırakmamızın zamanı geldi. Şapkalarımızı ve yüksek hızda uçabilecek nesneleri güvene aldıktan sonra iniş başladı. Aramızdaki mesafeyi uzun tuttuk. Çünkü yolumuz hem uzundu, hem de virajlı. Sabahın serinliğinde çok zevkli bir iniş oldu. NoLimit'in cantı dışında hiçbir teknik problem yaşamadan Tefenni'ye doğru yolculuğa başlamıştık.

NoLimit'in yeni taktığı ön cantta herhangi bir sorun çıkarmamıştı Allah'tan. Yoksa 20 km Tefenni'ye kadar idare etse bile Pazar pazar tamirci bulmamız olası değildi. Hızımızı rampadan kazandıktan sonra güzel ve hızlı bir tempoda devam ettik 45 dakika kadar. Bir ağacın gölgesinde durduk ve neredeyse kaynama sıcaklığına ulaşmış olan kolamızı içtik. Birkaç bin pedaldan sonra Tefenni sınırına girdik. Güne hızlı başlamıştık. Burada bulunan ve böbrek taşı hastalığına iyi gelen "Barutlu su" dan içtikten sonra Tefenni sınırlarını terkettik. Tempomuz oldukça hızlıydı. Artık önümüzde geniş ve düz yollar vardı. Karamanlı uzaktan görünüyordu. Saat daha erkendi ve biz buna rağmen tempomuzu yavaşlatmıyorduk.

Yol çizgisi kesintili bir şekilde gözlerimizin önünden akarken, insanlar zamanın durduğunu hissetti bir an. Bu his, belli ki önceden hissedilmemişti. His dünyasından sıyrılan hissiyatı kuvvetli insanlar birden önemli bir olguyu farketti: yorulmak. Evet Köfteciler yorulmaya başlamıştı. Gezi grubunun maddi eksiklerini kapatan manevi gazları: keşif heyecanı artık eski sıcaklığını kaybetmişti. Müzik eşliğinde aşılan kilometreler insanları hayata bağlıyordu ve bu insanlar hayatı seviyordu, delice, ölürcesine ...


Karamanlı ilçesi olaysız bir şekilde geçildikten sonra çıkıştaki turistik tesisin önünde durduk. Köfteciler artık bu işe alışmışlardı. Bu kendini büyük görme değildi. Aksine doğa karşısında acizliklerini kabul edip, mücadele etmekti. Duyulan ses müzikten ayrı, kulakların aşina olduğu zincir gıcırtılarıydı 4 gündür. Edebiyatın o uçsuz bucaksız çicek kokulu yollarında kaybolmadan asıl konuya gelsek iyi olacak sanırım.
Hem buradaki yollar pek de çicek kokmuyor. Karbon monoksit desek daha mantıklı olur sanırım. BL@De, MCat ve Woofer buradan köye uğramadan direkt olarak Burdur'a gitmeyi düşünüyorlardı. Aslında grup zaten istemsiz de olsa Burdur istikametinde pedallar pedallıyordu. Durmalarının sebebi hem dinlenmek hemde grup üyeleri hakkında bilgi almaktı. MCat in yaraları ve bacağı onu pek rahatsız ediyor gibi görünmüyordu. Köfteciler NoLimit'e durumunu sordular. NoLimit : "Bu mide beni Burdur'a götürmez." Köfteciler hiç beklemedikleri bu cevap karşısında ağaçtan düşmüş karpuza döndüler (?)


MCat : "Napalım o zaman?"
Memoli "Köye çıkalım"
Woofer "Burdur'a gidelim."
NoLimit "Planı uygulayalım. Bugün köyde sabahlayalım. Yarın da belki iyileşirim.
BL@De : "NoLimit'i otobüsle yollayalım, biz devam edelim."

Sonunda 15-20 dakikalık münakaşa sonrasında köye çıkmaya karar verdik. Gözlerinin önündeki tepe büyüdükçe büyüyordu şimdi.

İyi kötü yokuşu çıkmaya başladı 5 bisikletli. Köye çıkmak için 1. gün ıslandıkları virajlı, dar ve yokuş yolları geçmeleri gerekiyordu şimdi. Artık bisikletler yavaşlıyordu. Köfteciler bisikletleri yanlarına alıp yürümeye başladılar. Yokuşu çıkarken moraller düştü. Homurdanmalar başladı. "Şimdiye Burdur'a vardıydık!" gibilerinden. NoLimit zaten hastalığı artmış bir vaziyette herkesten sessiz ilerlerken Memoli duruma açıklama getirme gereği hissetti. Şimdi nereden bileceksin kardeşim sen adamın ne hissettiğini. E canım söylediği laflardan anlayacaksın. Bak ne demiş Memoli : "Siz sadece psikolojinizi düzeltin, gerisi kolay, az kaldı zaten..." Köfteciler 'in dakika bşaına sarfettiği kelime sayısı oldukça azaldı. Herkes kendi derdiyle başbaşa kaldı. Bu yokuştan inerken hissedeceklerini düşünüyorlardı belkide bazıları. Kimileri arada sırada arkasına bakıyor, katettikleri kilometrelerce asfaltı süzüyor, ümit toplamaya çalışıyordu. Zorda olsa bir gölge bulundu ve bir mola verildi. Su problemimiz yoktu. Sabahtan bu yana teknik arızayla da karşılaşmamıştık. Tek problem yokuşlardı artık Köfteciler için. Bisikletler yorgun, bisikletçiler kadar. Asfalt sıcaktan erimiş. Memoli Köfteciler 'in imzasını atıyor erimiş asfalta ufak bir çöple. Bisikletçilerde kısa bir düşünce seli. Woofer :"Hadi gidelim!"

4. bölüm için tıklayın

www.geocities.com/
solucantakibi


 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 2479 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015