Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
20 . Eylül . 2017  
Solucan Takibi 4
Herşeyin başladığı sona yakın maceralar...

Solucan Takibi 4

Yazar: Burak Bakay
13.1.2003

4.Bölüm

ÖZGÜRLÜK
***

keşfetmek
rüzgarı hissetmek
hızın verdiği tedirginlik
gün ışığının gözünü kamaştırması
takım ruhuyla ilerlemek
heyecanlanmak
yardım etmek
hızlanmak
ümitlenmek
şartlara dayanmak

sessizlik

düşünmek
hayatı sevmek
hayata bağlanmak
yaşamak
doya doya yaşamak
doğa ile arkadaş olmak
yolları tüketmek
yokuşu çıkmak
enerji harcamadan yokuş aşağı gitmek
vites artırmak
pedalı ayağının bir parçası gibi algılamak
mola vermek
dinlenmek
müzik dinlemek
terliyken buz gibi su içmek

başarmak

Büyük boyut için tıkla!

Bademli mevkine yaklaşırken çok sık mola vermek zorunda kaldık. Çünkü Köfteciler zaten yorgundu ve yol gerçekten zordu. Bu geziyi ulaşılmaz yapan da belkide buydu. Sonunda yokuşlar bitti ve Bademli köyü ufukta gözüktü. Şimdi bisikleti yerçekiminin keyfine bırakma zamanı gelmişti. Tepenin üstünde kontroller yapıldı.

Sonunda Köfteciler harekete geçti. Oldukça uzun bir iniş olacağa benziyordu. Hafif bir rüzgar çıkmıştı ama ekip artık yeterince tecrübe kazanmıştı. Vitesler maksimuma çıktı. Hızlarda rüzgarın izin verdiği kadar limite yaklaştı. Rüzgar vızıltısından başka bir şey duyulmuyordu. Normalde fazla şişirilmiş lastikler engebeli asfaltla yüksek hızda temas edince pek konforlu bir yolculuk ortaya çıkmıyordu.

Büyük boyut için tıkla!

Virajları süratli bir şekilde geçen bisikletliler yavaş yavaş yavaşlıyorlardı. Bu yavaşlama her ne kadar yavaş gerçekleşsede ekibin hızı yavaş değildi. Artık iniş bitmiş Köfteciler sabit hızda gitmeye başlamışlardı.

Bademli köyü tekrar uzaktan göz kırptı tepenin ardından. Tarlaların biçilmiş sarılığı ve ağaçların canlı yeşilliği, gökyüzünün derin maviliğiyle birleşince karşımıza harika bir manzara çıkıyordu. Kel tepelerin ağaca duyduğu hasret belli oluyordu kahverengi renklerinden.

Yol daralmaya, virajlar ise sertleşmeye başlıyordu.

Sonunda evleri net olarak seçmeye başladık ve köye girdik. Dedemgilin evi köyün çok içinde olmadığı için köyün derinliklerinde fazla gezinmedik. Hemen bisikletleri bir tarafa atıp içeri geçtik. NoLimit hasta haliyle hemen bir kenara çekilip uzandı. Diğerleri de farklı değildi. Ufak bir uykunun kollarında buldular kendilerini.

Ev halkı bizi gördüğü için gerçekten sevinçliydi. Çünkü yaptığımız oldukça tehlikeli ve riskli bir işti. Başımızdan geçen olayları kısaca anlattık. Annem Burdur'dan bize yardımcı olmak için gelmişti . Köftecilerin sırtında 4 günün yorgunluğu binmişken uyanmaları kolay olmadı.

MCat bize harika bir patates kızartması hazırladı. Bilemiyorum belkide tadı berbattı ama o açlık ve yorgunlukta bize dünyanın en güzel yemeği gibi geldi. Saat 16:00 olunca yola çıkacaktık. Karar vermiştik. Köy yolundan aşağı ana yola kadar beraber gidecek, NoLimit'i ise anayoldan otobüs ile gönderecektik.

Hazırlıklar tamamlandı. Son Bademli-Burdur yolculuğu için fazla gerekli olmayan yükte ağır pahada hafif eşyalarımızı anneme bıraktık. Sonra getirmesi için. Ve yola çıktık.

Güneş ışınları derimize eğik açıyla gelmeye başladığından hararet probleminden biraz olsun kurtulmuş sayılırdık. Buna rağmen akşama Burdur'a yetişememe gibi ciddi bir sorunla karşı karşıyaydık. Gece için neredeyse hiçbir önlemimiz yoktu. Bisikletlerin hiçbirinde dinamo-lamba aksamı bulunmuyordu. Sadece pilli ufak bir el feneri bizi karanlığa karşı koruyacaktı. Hava bulutluydu ama seyrek ve açık renkli bu bulutlar yağmur bulutları değildi. Hafif bir rüzgar hızımızı kesiyordu.

Büyük boyut için tıkla!

Yol şartlarını düşünürken önümde arkadaşlarımın kaldırdığı tozdan, toprak bir yola girdiğimizi anladım. İlk gün çıkarken bittiğimiz yokuşun tepesindeydik ve "o an" a kadar çıktığımız tüm yokuşlardan öç alırcasına yüklendik pedallara. Arkama baktığımda metrelerce yukarı çıkan toz bulutundan başka birşey göremedim.

Yol, toprak olduğu için engebeliydi ve bisikletleri yüksek hızda dengede tutmak kolay olmuyordu. Kanlarımızdaki adrenalin seviyesi artıyordu. Derken bir köpek sesi duyar gibi oldum. Ardından Memoli : "Köpek geliyor!" dedikten saliseler sonra önümüze hızla geçti. Gözlerimize inanamadık. Memoli gezi boyunca devamlı temkinli ve geriden izlerdi bizi. Önümde pedallara asılmış bir şekilde tozutarak süratle ilerlerken görünce Memoli'yi bir çeşit olduğumu söylemeliyim. :) Neyse ... Sonunda asfalta çıktık. Geldiğimiz yol tozdan gözükmüyordu. Bisikletler kadar bizde tozdan biraz beyazlaşmıştık.

NoLimit yokuş aşağı manzaralı yolu görünce hasta olduğunu unuttu ve pedallara daha hızlı basmaya başladı. İki tarafı ağaçlarla kaplı yoldan rüzgarla yarışırcasına indik.

Zevkli bir inişten sonra anayolda durduk. NoLimit'i otobüse bindirip diger Köfteciler olarak biz Burdur'a gidecektik.

Yarım saat bekledik ama gelen giden otobüs yok. 14:30 civarlarında NoLimit'le vedalaşıp yola çıktık. Onu otobüse bindirememiştik, orada bırakmıştık. her ne kadar bunu kendisi istemiş olsa da içimizdeki soru işaretlerinin bizi gıdıkladığını hissediyorduk. Köfteciler durgun bir şekilde yola çıktı. Ama bu sefer 4 kişi.

NoLimit ufukta kaybolduktan sonra tempomuzu biraz daha hızlandırdık. Günlerin ve kilometrelerin yorgunluğuyla bitkin bir şekilde ilerliyordu Köfteciler . Yorgunluklarına rağmen tempolarını düşürmüyorlardı. Karanlık Köfteciler 'i 20:00 da yakalayacaktı. Bu yüzden acele etmeleri gerekiyordu. Zaten yorgun olduklarından yokuşlarda çok sık mola vermemiz lazımdı. Bu kayıpları düz yolda hızımızı belli bir değerin altına düşmeyerek kapatmayı düşünüyorduk.

NoLimit halen düşüncelerimizden çıkmış sayılmazdı. Acaba n'apmıştı? Otobüs bulabilmişmiydi? Yoksa dağın, çölün, bozkırın ortasında hasta haliyle bisikletiyle başbaşa mıydı şu anda?

Bir benzin istasyonuna girdik. Sularımızı tazeledik. Su gerçekten çoksoğuktu. Babamla kısa bir görüşme yaptım ve NoLimit'ten bahsettim. "Gerekirse gelip alabiliriz sizi." güvencesini aldım. Orada oturan birkaç yerli "dayı" ile muhabbetten sonra Köfteciler ufka yöneldi tekrar.

Birkaç kilometre gitmiştik ki bir 50 NC yanımızdan korna çalarak geçti. İlk dikkatimizi çeken otobüsün arkasındaki kırmızı bisikletti. Bu bisikletin NoLimit'in olduğunu anlamamız birkaç milisaniye sürdü. Arka pencereden el sallıyan kafanında, bisikletin sahibinin kafası olduğunu anlamamızda birkaç milisaniye sürdü. Sadece bakmakla yetinmeyeceğimizden bizde çılgınlar gibi bağırıp , el sallamaya başladık. Olaya fransız kalan insanların yerli yorumuyla "delice" hareketler yaptık o sevinçle. Ne de olsa "delikanlı" idik :-)

NoLimit'in Burdur'a yollanması bizi gerçekten rahatlatmıştı ve sevindirmişti. Bu moralle hızımızı artırdık ve muhabbetleri koyulaştırdık. Maalesef durumu muhafaza etmemiz Karaçal yokuşuna kadar sürdü. Yokuşu görmemizle birlikte grup içerisinde bu engel hakkında yorumlar başladı.


Bu dağı bi kere daha aşmıştık
İndiğimiz gibi çıkarız
Alıştık artık
Bu da yokuş mu

Ancak bu yokuştu ve farklıydı. Çık çık bitmiyordu. İlk gün buradan aşağı inerken 15 dakika son sürat yarıştığımızı hatırladık. Kamyonların ve otobüslerin de bizler kadar zorlandığını anlamak için fazla kafa yormaya gerek yoktu. Yüksek motor devirleri ve koyu egzoz dumanları durumu açıklıyordu. Bisikletler ellerimizde santim santim ilerlerken ilk gölgeyi (ağacı) görür görmez durduk. Dünyanın çekirdeğinden 1 saat öncesine kadar birkaç yüz metre uzaklaştığımızdan mıdır nedendir bilmem ama manzara harikaydı.

15 dakikalık uzun bir molada suyumuzun çok az kaldığını anladık. Birkaç on metre sonunda o da bitecekti. Yokuşu çıkmaya devam ettik. Solumuzda dağ, sağımızda çam ağaçlarının süslediği şarampol manzaralı yokuş yol ardımızda kaldıktan sonra bisikletlerin üzerine atladık ve vitesleri yükselttik. Gezimizin en zevkli ve heyecanlı bölümlerini bu gibi yerler oluşturuyordu. Hiç pedala basmadan limit hıza ulaşmak gerçekten çok eğlenceli birşeydi. Bu arada fazla hızlanmıştık. MCat önden gidiyor. Woofer onu takip ediyor, sonra Ben ve Memoli... MCat oldukça hızlanmıştı. Gözden kaybolmuştu neredeyse. Ben Woofer ile paralel giderken karşımıza dev birşey çıktı. Aman Allah'ım! Bu bir biçer döverdi ve iki şeritlik yolun beşte üçünü kaplamıştı. Ben arkamı kollayıp yolun solundan sağındaki şeride geçtim. Woofer ise bankete girerek, tozu dumana katarak soldan geçti. Ben koca makinanın yanından geçerken sürücüye selam vermeyi unutmadım. Oda hafif bir tedirginlikle cevap verdi. Ufak bir tehlike de ucuz atlatılmıştı.

Karaçal köyünde durduk. Zaten yol köyün içinden geçiyordu. Sularımızı doldurduk. Bu seferki soğuk değildi. Hatta sabahtan beri güneşin altında pişerek ılımıştı bile. Zor da olsa susuzluğumuzu giderdikten sonra köy çocuklarının meraklı bakışları arasında bisikletlere bindik. Bu çocuklar diğer yerlerdeki çocuklara göre daha meraklıydı. Çünkü yanlarında biraz ingilizce biraz da saçma sapan anlamsız şeyler konuşmuştuk :-) garipler kimbilir neler düşünüyorlardı hakkımızda. Neyse bisikletler tekrar harekete geçti.

Karaçal barajının su tahliye kanalının içinden çıktık yokuşu. Oldukça eğlenceli bir işti bu . V şeklindeki kanalın bir tarafından diğer tarafına yuvarlak tekerler üzerinde geçmek oldukça garip bir duyguydu. Ve Hacılar gözüktü.

Hacılar'dan suyumuzu tekrar doldurduk. Bu seferki gerçekten soğuktu. Hızlıca içemeyeceğiniz ve içince de dişlerinizi çatlatacak gibi olanlardan. Köy halkına fazla rahatsızlık vermeden ayrılıyoruz. Üzüm bağları daha olmamış. Tarlalar halen sarı. Bıraktığımız gibi.

Hacılar'dan çıkmamız uzun sürmedi. Hızla metreleri katederek Kuruçay'a geldik. Çok kısa molalardan ve su tazelemelerinden sonra yola devam ettik. Burdur gölü ufukta bize el sallıyordu geniş ormanların ardından artık. Buna rağmen 20 kilometreye yakın yolumuz vardı. Yorulmuştuk. Gecenin bizi yakalamasına da az kalmıştı. Tempomuzu düşürmemeye çalışarak yola devam ettik. Genelde yokuş aşağı geliyorduk. Burdur gölünün yanından, geniş ve bomboş yollardan ilerlerken herkesin içinde önceden tadılmamış duygular vardı. Başarı... Herşeyiyle muhteşem bir geziydi bizler için ... Her ne kadar başımıza türlü türlü acayip belalar gelsede bu gezi hepimizin hayatında önemli bir yer işgal edecekti bundan böyle. Yorgunlukla birlikte heyecanı yaşıyorduk. Herkesin yapamayacağı, belkide çok az kişinin yapmaya cesaret edebileceği bir geziyi başarıyla tamamlamıştık.

Burdur levhasını gördük. Nüfus elli bin küsür. Yamaçlarda erozyon izleri var. Gölün nemi rahatça hissediliyor. Evler başlarken aklımızda başka düşüncelerde harekete geçiyor. Bu gezide çok şey öğrenmiştik.

Takım çalışmasının önemini,
Yardım etmeyi,
Mücadele etmenin gereğini,
Doğayı öğrenmiştik bu gezide.
Dağlarla, ağaçlarla, engellerle, yokuşlarla arkadaş olmayı öğrenmiştik.
Kimseye zarar vermeden heyecan ihtiyacımızı nasıl karşılayacağımızı öğrenmiştik.
Banyo yapmanın değerini anlamıştık.
Bisikleti sevince, bu işi sevince herşeyin kolaylaştığını şaşırarak görmüştük.
Bitmez yokuşları bitirmesini, varılmaz ufuklara varmasını, ulaşılmaz olana dokunmasını bilmiştik.
Rüzgarın sesini usanmadan dinlemeyi, ağaçların yeşilliğinden bıkmamayı (!) öğrenmiştik.
Bisiklet oturağının uzun yolculuklar için çok da rahat olmadığını, şapkayı suyla doldurmanın eğlenceli olduğunu öğrenmiştik.

Hayatı öğrenmiştik, belkide kendimizi...

Yada en azından öğrendiğimizi sanıyorduk. Benim ise ufuktaki kızıllığa bakarken tek düşündüğüm, böyle bir geziyi kesin tekrarlamamız gerektiğiydi.

Burak B.

Burdur 2001

www.geocities.com/
solucantakibi


 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 2185 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015