Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Eylül . 2017  
Gelibolu Yarımadası Gezisi
Dağ Bisikleti ile Yakın Tarihe Yolculuk

Gelibolu Yarımadası Gezisi

Yazar: Emre Yıldırım
15.12.2003

Birinci Dünya Savaşı'nın en önemli cephelerinden birisi kuşkusuz Çanakkale olmuştur. 18 Mart 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında cereyan eden Çanakkale Savaşları, Türk kahramanlığının anıtlaşmış örneklerinden birisidir. Osmanlı İmparatorluğu'nu safdışı bırakmak, Rusya'ya yardımda bulunmak ve Balkan ülkelerini kendi taraflarında savaşa sokmak üzere zamanın en modern silahlarıyla donatılmış ve dünyanın dört bir tarafından gelen askerlerden oluşan birleşik bir filo, Türk Boğazlarını önce deniz yoluyla geçmeye çalışmış, deniz yoluyla amacına ulaşamayacağını anlayan bu güçler, 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu Yarımadası'na bir kara harekatı başlatmıştır.
Müttefik Güçlerin Çıkarma Planı
Müttefik Güçlerin Çıkarma Planı
Büyük boyut için tıkla!

MTBTR ekibi olarak geçtiğimiz bayram tatilinde küçük bir kaçamak yapıp iki gün boyunca Gelibolu Yarımadası'nı bisikletlerimiz ile dolaştık.

26 Kasım 2003 Çarşamba sabahı, arabalarımıza bisikletlerimizi yükleyip erken saatlerde yola çıktığımızda bizleri bu denli etkileyici bir tarihi dokunun ve doğal güzelliklerin bekleyeceğini tahmin etmemiştik.

Yaklaşık üç buçuk saat süren keyifli bir yolculuktan sonra gezimizin merkezi ve 2 gün boyunca konaklama mekanı olacak Eceabat’a ulaştık. Eceabat, merkezine kurulmuş arabalı vapur iskelesi ile Trakya üzerinden Anadolu'da konuşlanan Çanakkale iline ulaşımda, önemli geçiş noktalarının başında gelmekte. Kasabanın ekonomisi de neredeyse tamamıyla, oldukça işlek olan bu iskeleye bağlı gibi gözüküyor.

Kısa bir kahvaltı sonrası yerleştiğimiz otelimizden bisikletlerimizi hazırlayıp yola çıkmamız fazla zamanımızı almamıştı. Hava hafif puslu, serin ve parçalı bulutluydu. İki gün sürecek gezimize başlamadan önce Gelibolu Yarımadası'nı harita üzerinde iki ana bölüme ayırmış, ilk gün yarımadanın kuzeyini, ikinci gün ise güney kesimlerini dolaşmaya karar vermiştik.
Gezi Güzergahı
Gezi Güzergahı
Büyük boyut için tıkla!

Yola çıktığımızda ilk hedefimiz, Çanakkale Savaşları sırasında Atatürk’ün karargâh ve konaklama amacıyla kullandığı Atatürk Evi’ydi. Eceabat’ın hemen kuzeyinde Kabatepe yol ayrımından sonra sağa ayrılan yoldan 5-6 km ilerlendiğinde ulaşılan eve yavaş yavaş kendini göstermeye başlayan güneş eşliğinde vardık.
Atatürk Evi
Atatürk Evi'ni Ziyaret Ettik
Büyük boyut için tıkla!

Evi ziyaret ettikten sonra, görevlilerden, takip etmeyi planladığımız Kumköy, Yolağzı, Beşyol güzergahında asfalt yol dışında doğal bir yolun olup olmadığını sorduk zira asfalt yolda ilerlemek bize çok da çekici gelmiyordu. Atatürk Evi’nin bulunduğu Bigalı Köyü’nün hemen girişindeki sapaktan girilen toprak yolu takip etmemiz durumunda güzel bir patikanın bizleri beklediğini söylediler. Bunun üzerine hemen pedallara asıldık ve kendimizi çok keyifli bir toprak yolun üzerinde bulduk.

Ayşin’in lastiğinin patlaması üzerine kısa bir mola verdiğimizde yükselen güneş ışınları ile bizleri ısıtıyor, doğanın eşsiz güzelliği adeta bizleri büyülüyordu. Onarımdan sonra tekrar yola koyulduk ve yaklaşık 8-10 km sonra patika yolumuz tekrar asfalt yol ile birleşti. Yolağzı’na ulaşmıştık. Bu yerleşim merkezini vakit kaybetmeden geçerek Batı’ya Beşyol Köyü’ne doğru yola koyulduk.

Hızlı bir tempo sonrası Beşyol’a vardığımızda köyün hemen yanındaki sahada gençlerin futbol oynamakta olduklarını gördük. Maçı seyretmekte olan köyün diğer sakinleri bizleri gördüklerinde hemen ilgi gösterdiler ve oldukça sıcak davrandılar. Hemen bu noktada şunu belirtmem gerekiyor Gelibolu Yarımadası'nda dolaştığımız iki gün boyunca ziyaret ettiğimiz köylerin sakinleri bizleri büyük bir misafirperverlikle karşıladılar. İlk temaslarda yabancı olduğumuzu sanarak iletişim kurmaya çalışan yöre halkı Türk olduğumuzu öğrendiklerinde yardımda bulunmak için ellerinden geleni yaptılar. Bisikletli gezginlere alışık oldukları anlaşılan köylüler bu gezginlerin çok büyük bir bölümünün yabancı olduğunu söylüyordu.

Beşyol’da bizlere yardımcı olmaya çalışanlar, hedefimizin deniz kıyısına ulaşmak ve sonra kıyı boyunca batıya doğru gitmek olduğunu öğrendiklerinde alışıldık "çok uzak", "çok yüksek" "nasıl çıkacaksınız?" sorularını da yöneltmeyi ihmal etmeyerek yolu tarif ettiler. Kendilerine teşekkür edip biz yeniden yola koyulduk: Kısa bir süre sonra, hafif ve çok uzun olmayan bir çıkış sonrası güzel manzaralı bir yükseltiyi geçerek tepenin en yüksek noktasına ulaştık ve hızlı bir iniş ile kendimizi enfes bir sahilde bulduk.
Beşyol
Beşyol'dan Sonra Sahile İndik
Büyük boyut için tıkla!

İki genişçe koy birbirinin ardısıra sıralanmış bizleri bekliyordu. Burada kısa bir mola ve atıştırmadan sonra kıyı boyunca güneybatı istikametinde ilerlemeye başladık. Burada ilkbahar yaz aylarında kamp atmanın oldukça keyifli olacağını belirtmek istiyoruz. Gerek deniz kıyısı olması gerekse duyduğumuz kadarıyla iyi rüzgar alıyor olması özellikle rüzgar sörfü meraklıları için alternatif güzel bir mekan haline getirebilir bu sahili.
Sahilde Kısa Bir Dinlence
Sahilde Kısa Bir Dinlence
Büyük boyut için tıkla!

Biraz ileride ulaştığımız balıkçı korunağının hemen yanından geçerek yeniden çok güzel ve doğal bir patikada kendimizi bulduk.
Kireçtepe
Kireçtepe'ye Uzaktan Selam
Büyük boyut için tıkla!

Yarımada'nın kıyılarında ve sarp yamaçlarında mertçe ve kahramanca çarpışılmış, yüzbinlerce genç yaşamını yitirmiş, ağır bir yenilgiye uğratılan yabancı askerler Gelibolu Yarımadası'ndan geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. Türkler için bir ölüm-kalım savaşı olan Çanakkale Savaşları'nın tarihimizde mümtaz bir yeri bulunmaktadır.

Sarp yamaçta ilerlerken yavaş yavaş yükselmeye başladık. Saat öğleden sonra 3 gibi olmuştu. Güneş günlük mesaisini tamamlayıp yavaş yavaş batı ufkuna doğru ilerlerken, üzerinde ilerlediğimiz patika bizleri yüksekçe bir tepenin yüksek noktalarına götürüyordu. Ben sürekli önde giderek güzel kareler yakalamaya çalışırken, yalnız kaldığım anlarda bu tepelerde yurdu korumak için çarpışan ve hayatlarını kaybeden binlerce genç insanımızı düşünüyordum.
Kireçtepe Yolunda Eşsiz Bir Patika
Kireçtepe Yolunda Eşsiz Bir Patika
Büyük boyut için tıkla!

Bisikletlerimiz üzerinde büyük bir zevk ile geçtiğimiz bu patikalarda yıllar önce Mehmetçik cephane taşımış, süngü takıp göğüs göğüse çarpışmış, büyük yokluklar içerisinde boğaz boğaza savaştığı düşmanı bu koylarda sıkıştırıp ilerlemelerini önleyerek, çanakkale savaşlarının kazanılmasını sağlamışlardı.

25 Nisan çıkarmasından yaklaşık bir ay önce, Gelibolu’da bulunan 5. Kolordu komutanlığına atanan Mareşal Liman von Sanders’in düşüncesine göre, müttefikler çıkarmayı Saros Körfezi’ne yapacaklardı. Bu nedenle de kendisi, birliklerin çoğunu Saros Körfezi ile Anafartalar bölgesinde; bir tümeni Seddülbahir bölgesinde ve iki tümenli 15'nci Kolorduyu da, Anadolu yakasında tutmayı uygun bulmuştu. Ayrıca savunma amacıyla kıyının belli noktalarında gözetleme ve koruma birlikleri bulundurulacak, asıl kuvvetler ise geride yedekte tutulacaktı. Aslında Liman von Sanders’in bu savunma planına Türk komutanlar karşıydılar. Onlara göre, düşman en zayıf ve kritik anları olan çıkarma sırasında kıyıda karşılanırsa, ilerlemesi önlenebilecekti. Mareşalin gelmesinden önce hazırlanan Türk savunma tedbirleri de böyleydi. Ancak, uygulamaya konulan, ordu komutanı Liman von Sanders’in planıdır. Daha sonra çıkarma başlayınca, komutanların aldıkları ek önlem ve hazırlıklar sayesindedir ki, çıkarılan ilk düşman birlikleri kıyıda karşılanacak ve fazla ilerlemeye fırsat bulamadan, 3-4 kilometrelik bir ilerlemeden sonra savaş bitene kadar, bulundukları yerde çakılıp kalacaklardır.

Liman von Sanders, Kurmay Albay Mustafa Kemal’i, 8 Ağustos 1915 günü saat 21.45’de, Anafartalar Grup Komutanlığı'na atar. Görevi aldığı sıradaki durumun değerlendirmesini yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir: “...Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle Kireçtepe-Anzak arasında yenmiş, Tuzla Gölü'ne kadar takip ederek orada tesbit etmiştim.”

İşte tepe bitti ve inişe geçiyoruz. İleride denize nazır tepenin üzerinde bir anıt beliriyor. Anıtın üzerinde şunlar yazıyor: “6-8 Ağustos 1915'de Gelibolu ve Bursa Jandarma Taburları'nın kahramanca çarpışan 3 bölüğü iki tugay gücüne ulaşan İngiliz Kuvvetlerini Karakoldağı ve Kireçtepe'de durdurup Anafartalar Grubu'nun kuzey yanını korumuştur".
Kireçtepe
Kireçtepe
Büyük boyut için tıkla!

Kireçtepe'deyiz. Biraz önce daldığım düşünceler sanki dile gelip anıtlaşmış karşımda duruyor. Bu güzel günde vatanın bu cennet köşesinde dağ bisikletlerimize binip özgürce dolaşıyorsak bunu canlarını gözlerini kırpmadan veren ve şu anda önümüzde yatan şehitlerimize borçluyduk. Üzerinde yaşadığımız, dolaştığımız toprakların ne kadar büyük emeklerle korunup bugünlere geldiğimizi ben ilk kez Kireçtepe'de gönülden hissettim. İstiklal Marşımızın "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme; tanı. Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı" mısralarını Gelibolu Yarımadasının kanla, ölümle, vatan sevgisiyle yoğrulmuş topraklarından daha iyi ifade edebilecek yurt toprağımız herhalde çok azdır.
Büyük boyut için tıkla!

Kireçtepe'den sonra yavaş yavaş batan güneşi ve Tuz Gölü'nün uzaktan beliren silüetini karşımıza almış, tatlı virajlarla dolu yoldan hızla ilerleyerek tarlalarla bezenmiş ovaya inmiştik. Tarlaların arasından ilerlemeye başladığımızda, Anzak toplu mezarlarından biriyle karşılaştık. Bu bölge Anafartalar bölgesi olarak adlandırılan ve Anzak'lar ile Türk birliklerinin yoğun mücadelesine sahne olan topraklardı.

Küçük Anafartalar Köyü’ne ulaştığımızda yine alışıldık meraklı köy sakinleri bizleri karşıladı. Artık hava kararıyordu ve yorgunluk hafif hafif kendini hissettirmeye başlamıştı. Hızla serinleyen hava ile birlikte artık yavaşlamadan mümkün olduğunca kesintisiz bir şekilde Eceabat'a varmaya karar verdik. Büyük Anafartalar Köyü sonrası aştığımız yokuştan sonra hava iyice kararmıştı ve biz durmaksızın yolumuza devam ederek saat 19.30 sıralarında yeniden Eceabat'a ulaştık. Toplam 83 km süren bu ilk gün parkurumuzdan hepimiz çok memnun kalmıştık.
Çanakkale
Çanakkale'de Köfte Keyfi
Büyük boyut için tıkla!

Bisikletlerimizi odalarımıza çıkarıp temizlendikten sonra, akşam yemeğimizi Çanakkale'de yiyebilmek üzere zaman kaybetmeden arabalı vapura binerek boğazın diğer yakasına geçtik. Hepimizi saran tatlı yorgunluk ve sıcak kıyafetlerimize ulaşmanın verdiği mutluluk, akşam Çanakkale'de yediğimiz köfte ziyafetiyle doruk noktasına ulaşmıştı. Artık ertesi günkü zorlu parkura hazırlanmak için güzel bir uykuyu haketmiştik.

2. GÜN

General Hamilton 25 Nisan 1915 günü, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ile, bir Hint tugayını Seddülbahir bölgesine, iki tümenden oluşan Anzak Kolordusu’nu da, ikinci derecede tuttuğu Karatepe bölgesine çıkarmayı planlamıştır.

25 Ağustos 1915’ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir hem de Arıburnu’nda başarılı olamayınca, Çanakkale Boğazı’nı, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusu’nun gerilerine sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp, Anafartalar’da üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef, Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip, çanakkale Boğazı’na inerek hakim olmaktır.
Müttefik Güçlerin Çıkarma Planı
Müttefik Güçlerin Çıkarma Planı
Büyük boyut için tıkla!

Bu amaçla da, 9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8 Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmer’e de, Saros’dan iki tümenin gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel olunmasını emreder.”

Sabah erkenden kalkıp dışarıya baktığımızda, yoğun bir sis ve puslu soğuk bir hava ile karşılaştık. Havanın iyiden iyiye açılmasını beklerken karşılaştığımız bu manzara keyfimizi biraz kaçırsa da güzel bir kahvaltı yapma isteği hemen toparlanıpkendimizi otelden dışarı atmamızda yardımcı oldu. Uzun ve güzel bir kahvaltıdan sonra düne göre biraz daha sıkı giyinerek tekrar yola çıktık.

İlk gün dolaştığımız ve savaşın nispeten daha az yoğunlukta yaşandığı bölgenin aksine bu kez savaşın ana sahnesini dolaşmaya karar vermiştik. Hedefimiz öncelikle Conkbayırını aşarak, Anafartalar, Anzak Koyu, Kabatepe ve daha sonra sahilden batı, güneybatı yönünde ilerleyerek Seddülbahir'e ulaşmaktı.
Conkbayırına Çıkmadan
Conkbayırına Çıkmadan
Büyük boyut için tıkla!

Yine Kabatepe sapağından Atatürk'ün Evi'ne yönelip daha sonra düz devam ederek, 6-7 km sonra Kabatepe-Conkbayırı / Büyük Anafartalar sapağına ulaştık. Conkbayırı'na doğru yükselirken, etrafımızı çevreleyen sis bizleri içine davet ediyordu; yeniden düşüncelere dalmış olarak kendimi önden hızla yokuşu çıkmaya başlarken buldum. Yükseldikçe hızlanıyor, hızlandıkça daha büyük bir istekle pedallara basıyordum. Arkamda kalan gruptan bir hayli uzaklaştığımda, iyice yoğunlaşan sislerin arasındaki bir anlık boşluktan, takip ettiğim toprak yolun sağ yanında inanılmaz bir boşluk ve manzaranın yeraldığını gördüm.
Sislerden Çıkıp Gelen Ayşin
Sislerden Çıkıp Gelen Ayşin
Büyük boyut için tıkla!

Yükseliş sonra erdiğinde, fotoğraf makinemi çıkarıp beni takip eden grup elemanlarını teker teker resimledim. İnanılmaz bir atmosfer bizleri sarmalıyordu ve dünkü yorgunluk sanki uçup gitmiş yeniden enerji dolmuştuk.
Doğu Eke
Doğu Eke
Büyük boyut için tıkla!

Tekrar buluşup aşağıya inmeye başladığımızda, sis biraz açılır gibi oldu fakat biz o esnada yanlış bir sapaktan ilerleyerek ulaşmak istediğimiz Kocaçimen Dağı ve Kabatepe mevkiinin biraz sağındaki bir alana inmiştik. Bu noktada bir karar vermemiz gerekiyordu. Ya kaybettiğimiz irtifayı yeniden kazanarak yukarı çıkacak ve doğru sapaktan yolumuza devam edecektik ya da düz devam edip sahile inecek ve yeniden kuzeye doğru ilerleyip Kabatepe'ye ulaşacaktık.

Biz ilk yolu tercih ettik ve yeniden yükselerek sapaktan döndük. Çıkışımız esnasında ortadan kalkan sisler arasından bir an dağ çileklerinin bulunduğu bir alan gözüme çarptı. Hemen küçük bir ziyafet bizler için kaçınılmaz olmuştu.
Kocaçimentepe - 304 Rakım
Kocaçimentepe - 304 Rakım
Büyük boyut için tıkla!

Sapak sonrası bir müddet daha yükseldikten sonra kendimizi Kocaçimen Tepe'de bulduk.
304 metre yüksekliğiyle, Kocaçimentepe Ovası'nın en yüksek noktası olan mevki, Türk kuvvetlerince gözcü ve batarya mevzii olarak kullanılmıştır. Tuz Gölü ile Suvla Koyları bu tepenin kuzey batısında kalmaktadır. 6 Ağustos 1915 tarihinde İngiliz birlikleri, çevredeki tüm tepeleri ve 3 km güney batıda Anzakların bulunduğu yerden bu tepeye yaptıkları bir taaruzu desteklemek amacıyla, Suvla'ya bir çıkartma yaptılar. Başarısız kalan iki saldırı sonucunda, tepenin aşağısında kalan yamaç ve düzlüğün ancak bir kısmını ele geçirebildiler. Yine Fransız kuvvetlerinin çarpıştığı İlyasbababurnu'da bu tepenin 20 km güneyde yarımadanın ucunda bulunmaktadır.

Tepenin hemen üzerinde konuşlanmış pirinçten tabela üzerine nakşedilen yazı ile yeniden kendimizi Çanakkale Savaş tarihinin tam ortasında buluyorduk.

Kısa bir yemek molası ve tepenin hemen arkasından inen patikadan asfalt yola indiğimizde ufak birkaç iniş çıkış sonrası, kendimiz Atatürk'ün savaşı izlediği ve yönettiği Arıburnu'nu üzerindeki tepede bulduk. Hala korunan siperler yenilenmiş ve bakımlı bir şekilde tepe boyunca aşağıya uzanıyor.
Mustafa Kemal Anafartalar
Mustafa Kemal Anafartalar'da
Büyük boyut için tıkla!

Anafartalar Grup Komutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna, 7.Tümenle de Anzak Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla, damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her iki tümenin saldırıları da başarılı olur. İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler.

Diğer taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu, Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemal’in emrine verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle, General Hamilton’un ikinci planı da başarısız olmuş, hedefine ulaşmamıştır.

Büyük Atatürk Anıtının hemen altında Atatürk'ün kendi ağzından, 15 Ağustos gecesi bu tepelerde yaşananlar ziyaretçilere iletiliyor:

10 Ağustos 1915: Conkbayırı'nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler, 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış tan ağarmak üzere idi. 8. Tümen komutanı ve diğer subaylarımı çağırdım. "Mutlaka düşmanı mağlup edeceğimize inanıyorum. Ancak siz acele etmeyin. Evvela ben ileri gideyim. Size ben kırbacımla işaret verdiğim zaman hep birlikte atılırsınız." Bu durumdan askeri de haberdar etmelerini istedim. Hücum baskın tarzında olacaktı. Sakin adımlarla süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı'nda çıt çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstünde kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 04.30'da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. Allah Allah sesleri bütün cephede karanlıkta gökleri yırtıyordu. Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi gülleleri büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı. Sarsıldım elimi göğsümün üzerine götürdüm. Kan akmıyordu. Olayı yarbay Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması tüm cephelerde panik etkisi yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde cebimde bulunan saat paramparça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerimin başında daha hırslı olarak çarpıştım. Yanlız bu şarapnel vücudumda kalbimin üzerinde aylarca geçmeyen bir kan lekesi bırakmıştı.

Anlaşılan bu gezimiz de Ata'nın kan lekesi gibi belleklerimizden uzun zaman silinmeyecek, yıllar yılı sevdiklerimize yaşadıklarımızı anlatacağız.

Kabatepe'ye yeni asfaltlanan yoldan uzun bir iniş sonucu ulaştığımızda ufak bir soluklanmanın ardından yeniden yola koyulduk. Sahilden hafif hafif yükselen asfalt yolu takip ederek milli parkın yanından güney batı yönünde ilerlemeye başladık. Denize iyice yaklaştığımız bir noktada, sahilde yazlık evleri görerek kıyı şeridini daha yakından görmek için içeriye saptık. Çok güzel bir kumsal bizi bekliyordu. Tepelerde bitiremediğimiz kalan son yiyeceklerimizi de burada yedikten sonra sahildeki bahçelerde olgunluğunun son demlerine ulaşan hurmalardan, sahiplerinden de izin alarak birer tane yedik ve ne yalan söyleyelim oldukça da iyi geldi.

Artık yola yeniden koyulmanın zamanıydı zira saat yine 15.00 civarlarına gelmiş ve önümüzde bizleri bekleyen uzun bir yol vardı. Abide - Kilitbahir sapağına kadar hiç durmadan ilerledik ve grupta arkada kalanları bekledikten sonra durum değerlendirmesi yapma ihtiyacı duyduk. Ahmet ve Doğu, iki gün üst üste yoğun sürüş sonrası özellikle “malum bölgelerinde” oldukça büyük rahatsızlık hissediyorlardı. Ahmet Seddülbahir'e yani yarımadanın en uç noktasına gitmek yerine buradan Eceabat'a dönmeyi tercih etti. Aksi takdirde Seddülbahir'e doğru 12km gidiş ve 12km dönüş olmak üzere toplamda 24km fazladan yol katetmesi gerekecekti. Doğu ise bizimle birlikte bu yolu katetmeyi tercih etti ve bu noktada Ahmet'ten ayrıldık. Hızlı bir tempoyla hedefimize ilerlerken sağlı sollu, İngiliz ve Anzak'lara ait mezarlıkları görmeye başladık.
İngiliz Birlikleri Gelibolu
İngiliz Birlikleri Gelibolu'ya Çıkartma Yaparken
Büyük boyut için tıkla!

Savaşın en yoğun yaşandığı bu bölgede bu kadar çok mezarlığın olması çok doğaldı. Sağ kolda, koruluktan oluşan çok güzel bir girişi olan İngiliz mezarlığı dikkatimizi çekti ve ziyaret etmek istedik. 1678 İngiliz askeri ve denizcisinin yattığı bu bu mezarlıkta askerlerin ancak 286'sının ismi tespit edilebilmiş. Şiddetli çarpışmalarda 36.000'e yakın İngiliz askerinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. Gelibolu yarımadasında bulunan toplam 31 mezarlıkta bu askerlerin 22.000'ininnaşı bulunmakta ve bunların sadece 9.000'inin isimleri biliniyor. Geri kalan 14.000'inin ise cesetleri bile tam olarak bulunamamış. Hepsi bu değerli toprakları ve sonunda İstanbul'u ele geçirebilmek için hayatlarını kaybeden İngiliz askerleri şimdi birlikte savaştıkları, Avustralyalı, Fransız, Hintli ve Yeni Zelandalı askerlerle birlikte yanyana mezarlıklarda ebedi uykularındalar.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale Savaşları'nda hayatlarını kaybeden ve Anzaklar olarak bilinen Avustralya - Yeni Zelanda askerleri için bundan tam 68 yıl önce şu sözleri sarfetmiştir:

"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar;
Burada bir dost ülkenin topraklarındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Siz Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar: Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim de evlatlarımız olmuşlardır."

Yeniden yola koyulduğumuzda hava iyice kararmaya başlamıştı. Yarımadanın en güney noktasına ulaştığımızda büyük “Abide Anıtı” ile karşılaştık. Havanın iyice kararması ve soğuğun iyice kendisini göstermesinin de etkisiyle, Abide'yi uzaktan selamlayıp bir dahaki ziyaretimizde daha detaylı olarak bu anlamlı anıtı ziyaret etmeye karar verdik. Artık geri dönüşe başlamıştık. Hava iyice serinlemeye başlamıştı; tarlalarında çalışmadan dönen köylüler, traktörlerin arkasına taktıkları taşıyıcılar üzerinde yol boyunca bizleri meraklı gözlerle izleyip selam veriyorlardı. Ahmet'le ayrıldığımız yol ayrımından Eceabat yönüne saptığımızda gün boyunca aştığımız yolların belki de en zevklisi ile karşılaşmıştık. Önümüzde tatlı bir meyil ile birlikte uzun bir iniş bizleri bekliyordu. Gerek havanın kararması, gerek serinleyen hava ile birlikte hızımız iyice artarken, bisiklete binmekten aldığımız zevkin inanılmaz boyutlara ulaştığını hatırlıyorum. Sahile indiğimizde artık gecenin karanlığında ilerliyorduk. Yeterli ışıklandırmamız olmamasına rağmen kafa fenerlerimizi takarak yola devam etmenin yerinde olacağına karar vererek görünürlüğümüzü bir nebze olsun artırmaya karar verdik. Artık sahil yolunda doğu yönünde Eceabat'a doğru pedal basıyorduk. Eceabat'a 4-5 km kala, ışıklandırılmış Kilitbahir Kalesi oldukça etkileyici görünüyordu.
Her İki Gece de Dönüşler Gece Oldu
Her İki Gece de Dönüşler Gece Oldu
Büyük boyut için tıkla!

Saat 20.30 civarı Eceabat'a ulaştığımızda kilometre saatlerimiz 92km'yi göstermekteydi. Çok güzel bir gün geçirmiştik, çok duygusal anlar yaşamıştık ve bisikletlerimizin üzerinde geçirdiğimiz bu iki günlük eşsiz gezi sanırız belleklerimizde uzun süre yerini koyacaktı.

Gezi ile ilgili fotoğraf arşivi için lütfen tıklayın.

Yazının hazırlanmasında www.canakkale.gen.tr adresindeki tarihi notlardan yararlanılmıştır.

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 8279 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015