Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
23 . Ekim . 2017  
Metabolizma 2
İnsülin ve Glukagon

Metabolizma 2

Derleyen: Emre Yıldırım
24.1.2004

Fazla yağlarımızı nasıl yakıp inceleceğiz. Metabolizma yazı dizimizin ilkinde bu işin hormonlarla oldukça ilgili olduğunu belirtmiştik hatırlarsanız. İşte şimdi olayın biraz daha özüne inip bu iş ne menem birşeydir irdelemeye başlıyoruz.

Çoğu insan insülin’i kan şekerini kontrol altında tutan hormon olarak bilir. Bu doğrudur. Vücut karbonhidratları (nişastalılar) hazmettiğinde, karaciğer bu işlemden ortaya çıkan enerjiyi vücutta depolayabilmek için glükoz ya da kan şekeri formatına sokar. Kanda dolaşan glükoz oranı arttığında ise pankreasımız buna tepki olarak insülin hormonu salgılayarak karaciğere artık "glükoz oluşturma işlemini yavaşlat" sinyali gönderir. Ancak insülin bu sinyali karaciğere gönderirken çok önemli bir başka şey daha yapar: Kaslara ve yağ hücrelerine oluşan bu glükozu "emip depolamalarını" bildirmek gibi!

Kanda dolaşan bu glükozun bir bölümü aynı yapıda kaslarda depolansa bile büyük bir kısmı yağ olarak vücudumuza eklenir!

İşlem şu şekilde gelişir:

1- Karbonhidrat alımı hızlandığında
2- Kan şekeri yükselir
3- İnsülin salgılanması yükselir
4- Yağ depolaması artar.

İnsülin salgılanması ayrıca "lipolisis"i, yani önceden depolanmış olan yağların enerjiye dönüşebilmesi için parçalanması ve kullanılması işlemini de tümüyle önler.
Vücudumuzda biriken yağın enerjiye dönüştürülebilmesi için parçalanarak enerji olarak kullanılmak üzere yağ asitlerine dönüşmesi gerekmektedir.
Karbonhidratlar
Karbonhidratlar
Büyük boyut için tıkla!

Daha önce belirttiğimiz gibi insülin karbonhidratların birer çeşidi olan şeker ve nişastaların yağ haline dönüşmesini (lipojenesis) tetiklemektedir. Bunun yanında insülin salgılanmasıyla birlikte karaciğerdeki karnitin konsantrasyonu da azalır.

L-Karnitin, yağ asitlerinin vücudumuzdaki her bir hücre yapısına (mitokondri) taşınmasında önemli bir rol oynamaktadır. Mitokondriler hücrelerin enerji üretim merkezleridir: Bu yapıların enerji üretmede kullanmaktan en çok hoşlandıkları enerji kaynakları ise yağ asitleridir. Oluşturdukları enerji yapısına ise “Adenosin Tri-Fosfat” ya da daha bilinen adıyla ATP denir.

Karaciğerin çalışabilmesi için önemli oranda enerji gerekmektedir. Fazladan oluşan insülin, ATP’yi hızla tüketirken, karaciğer için zedeleyici bir etki yaratmaktadır.

Verdiğimiz bu anahtar bilgileri özetlemek gerekirse:

İNSULİN

1- Glükoz (kan şekeri) oluşumunu yavaşlatırken, kasların ve yağ hücrelerinin oluşan şekeri (ve tabii ortada dolaşan yağları) toplayıp depolanmalarına neden olmaktadır. Bu genelde vücudun orta bölgelerinde, mide çevresinde, hayat verici organların çevresinde ve özellikle bayanlarda kalça bölgelerinde meydana gelir.

2- Yağların bir enerji olarak vücut tarafından kullanılıp parçalanmasını yavaşlatır: Bir diğer deyişle, lipolisis yavaşlar. Unutmayın ki vücut çalışabilmek için düzenli olarak enerjiye ihtiyaç duymaktadır. Uyurken bile...
Dolayısıyla yakıt ya da enerji sadece egzersiz yapılırken gereksinim duyulan bir olgu olmayıp, vücutta bulunan her hücrenin yaptığı her işlemde sürekli olarak ihtiyaç duyduğu bir kaynaktır.

3- Hücre yapısı yani “mitokondri”de bulunan karnitin seviyesini azaltarak, hücreler tarafından oluşturulacak enerjinin yani ATP’nin oluşmasında yağ asitlerinin kullanılmasını yavaşlatır. Şişman insanların kanlarındaki insülin seviyesi normal insanlara göre daha yüksek seviyelerde oluşmaktadır. Oluşan yüksek kan şekeri seviyelerine karşı meydana gelen bu tepkime (hiperinsulinema) yağ depolanması işlemini (lipojenesis) hızlandıran bir durumdur.

Diğer bir deyişle, obez insanlar enerji depolamalarını yağ şeklinde oluşturmaya meyillidir ve bu durum bu insanların sürekli olarak söyleyegeldikleri yaptıkları diyetlerin kendilerini etkilemediğini ve vücutlarının yağ yapmaktan başka hiçbirşey yapmadığı tezini doğrular.

Yüksek kilolu insanlar bu konuda hemen suçluyu da bulmuşlardır. Ne yapalım bizim "genetik kodlarımız" böyle yaratılmış. Yaratanın takdiri!

ÖYLE Mİ ACABA?

Temel matematik denklemimiz şunu söylüyor: Alınacak kaloriler, kullanılan ve depolananan kaloriler arasındaki dengeyi sağlamak için kullanılmalıdır. Bunun dışındaki değişkenler ise enerji olarak hangi kaynakları kullandığınız, oluşan depolanmanın hangi yapıda oluştuğu ve vücudunuzun bu oluşumlara nasıl tepki vereceği ile alakalıdır. Hepsi bu!

İşte bu noktada hormonlar, oluşan bu kalorilere karşı tepkimelerini göstermeye başlarlar.

İnsülin kan şekeri seviyesini düşürebilmek için vücudun salgıladığıbaşlıca hormondur. Normalde şeker hastası olmayan bir insanda kan şekeri vücut tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilir ve kanda dolaşan glükoz’un hiçbir zaman aynı anda 5 gramdan fazla olmasına izin verilmez.

Şekerli bir yiyecek ya da rafine edilmiş bir karbonhidrat (örneğin beyaz ekmek) yenildiğinde, kan şekeri ve kandaki insülin birkaç dakika içinde yükselir. Nişastalılarda (ki birleşmiş şeker moleküllerinden oluşurlar) bu tepkime biraz daha uzun bir zaman alır zira parçalanıp vücudun kullanabileceği hale gelebilmeleri için sindirim sisteminin en uç noktalarına ulaşıp işlemden geçmeleri gerekmektedir. Bu nişastalı ürünlerin bazıları ise nişastalılar sınıfına girmelerine rağmen rafine edilmiş karbonhidratlarla hemen hemen aynı özelliklere sahiplerdir: Beyaz un, mısırdan yapılan yiyecekler, makarna, ekmek, pizza, kekler, mısır gevrekleri, tortilla, çörekler...

Dikkat ettiyseniz bu ürünlerin bazıları sağlıklı oldukları için yemekte sakınca görmediğimiz ürünlerdir.

Örneğin marketlerde satılan hemen hemen tüm ekmekler, aksi belirtilseler de rafine unlardan ya da karışımlardan üretilmektedirler. Aslında üreticilerin ürünleri üzerine yapıştırdıkları, “Doğal”, "Nutra" ve benzeri sıfatları çok da ciddiye almamakta fayda var. Ne yazık ki günümüzde besin üreticileri, önüne “doğal” sıfatı iliştirilen ve reklam konusu olarak ilgi çekecek kelimeleri albenili paketlerin üzerine koyarak, kalitesiz, basit karbonhidratları çok rahatlıkla satar duruma gelmişlerdir.

Unutulmamalıdır ki büyük besin üreticisi firmalar doğal ürünler üretmek ve bunun üzerinden kar etmek üzere kurulmamışlardır. Doğal ürünlerin ismi üzerinde doğal özelliklere sahip olabilmesi için öncelikle bir kutuya girip uzun raf ömürlerine sahip olabilmeleri genelde pek mümkün değildir.

GLUKAGON

İnsülin’den sonra bahsettiğimiz diğer hormon hatırlarsanız “Glukagon”du ki insülinin bir tür çalışma arkadaşı olarak değerlendirilebilir kendisi. İnsülin gibi glukagon da pankreas tarafından üretilip neşredilir ve bir noktaya kadar kandaki glükoz ve insülin seviyelerine bağlı olarak üretim seviyesi belirlenir.

İnsülin’den farklı olarak üçüncü bir değişken olarak amino asitlerin de glukagon üretiminde önemli bir rolü bulunmaktadır.
Proteinler
Proteinler
Büyük boyut için tıkla!

Amino asitler protein üreticisi yapılardır ve vücuda protein girdiği durumlarda kanda dolaşıma çıkarlar. Daha önce belirttiğimiz gibi glukagon seviyesi, kandaki glükoz ve insülin’e bağlıdır daha doğrusu glükoz ve insülin, glukagon üretimini önleyen yapılardır. Ancak amino asitlerin varlığı durumunda glukagon salgılanması başlar.

PEKİ NE YAPAR BU GLUKAGON?

Glukagon insülin’in tam tersi bir işleve sahiptir. İnsülin kan şekeri seviyesini düşürürken, glukagon bu seviyeyi yükseltmektedir. Ve tabii nasıl insülin vücudun yağ depolamasını tetikliyorsa, Glukagon, yağ asitlerinin parçalanmasını ve yağ oluşumunu önleyici bir etki meydana getirir.

Nasıl şimdi olaylar kafanızda biraz daha netleşmeye başladı öyle değil mi?

Glukagon yağın çözülmesini ve kullanımını sağlar. Bu tepkime, depolanmış vücut yağlarının yanısıra, karaciğerde oluşan yağlar ve yenilen karbonhidratlar üzerinde etki göstermektedir.

Ve nasıl İnsülin seviyesi yenilen karbonhidratlara sıkıca bağlıysa, glukagon seviyesi de doğrudan yenilen protein seviyesine bağlı olmaktadır. Burada aklınızda tutmanız gereken bir başka olgu da proteinlerin “amino asitler”den meydana gelmiş olmasıdır.

Sonuçta bu iki hormon karşıt iki görevi üstlenirken, birbirlerini dengeleyici birer unsur olarak metabolizma görev dağılımı içerisinde yerlerini almaktadır. Ancak eğer hem protein hem de karbonhidratlar eşit oranlarda tüketilirse, denge insülin yönüne dönmekte ve insülinin oluşturduğu etkiler baskın çıkmaktadır. Yani hormonal tepkimeleriniz "insülin tarafından kontrole eğilimli" bir yapıda oluşmaktadır.

Aynı yazıda pekçok bilgi vermektense bu yazımızda vereceğimiz bilgileri şimdilik burada noktalıyoruz ancak emin olun işin en önemli denklemini bu yazıda sizlerle paylaşmış olduk.

Sonuç olarak İnsülin kan şekerini düşürüp lipolisis yani yağın parçalanıp enerji olarak vücut tarafından kullanılmasını önlerken, glukagon kan şekerini yükselterek yağları çözer ve vücudun enerji olarak yağlardan yararlanmasına yardım eder.

Bir sonraki yazımızda, yağların parçalanması ve enerji olarak kullanımı işlemine biraz daha detaylı inceleyecek ve glikemik endeks’ten bahsedeceğiz.

Sağlıkla ve bisikletle kalın.

 

 
Yayın Sponsoru
  Sağlık ve Antrenman

Bisikletle Oryantiring Nedir?
Türkiye, Dağ Bisikleti alanında önemli başarılara imza atmaya başladı. Bunu bir adım öteye taşıyarak Dağ Bisikleti’nin adrenalini ... Devamı » » » 

Bisiklet Sürerken İşaretlerle Haberleşmek

Grup içinde bisiklet sürdüğünüzde, birbirinizi potansiyel tehlikelere karşı uyarmak en temel sorumluluklardan biri olmalı. Çoğu ...
Devamı » » » 

Kapalı Mekanda Antrenmanın Püf Noktaları
Havaların çoğu zaman sıcak seyrettiği ülkemizde bisiklet antrenmanları için genellikle açık havada spor tercih edilmekte. Bir açıd ...
Devamı » » » 

Eki.12 Doping: Hangi Spor, Hangi Ulke, ...
Eki.12 Sporcular İçin Magnezyum
Eyl.12 Hangi Kas Ne Kadar Çalışır?
Mar.11 Yüksek Yoğunluklu İnterval ve La...
Oca.11 Karbon mu Daha Hızlı, Yoksa Çeli...
Tem.10 Yazın Bisiklete Binerken Nelere ...
Ksm.09 Sonbaharda Bisiklet
Tem.09 Fırtınada Ne Yapmalı?
May.09 VO2 Max Testleri
Oca.09 Sezon Dışında Ağırlığı Korumanın...
Oca.09 Kışın Neler Giymeli?
Auğ.08 Sınırların Peşinde
Haz.08 Spor Yaparken Müzik Dinlemeli mi...
Oca.08 Dengeli ve Düzenli Beslenmenin Ö...
Oca.08 Kötü Havalarda Bisiklete Alterna...
Ksm.07 Spor Yapmak İçin Bahaneler
Ksm.07 Kışa Girerken Beslenme Tüyoları
Eki.07 Kadın ve Erkeklerde Kilo Verme
Auğ.07 Sıcakta Bisiklete Binmek
Tem.07 Ne İçmeli, Nasıl İçmeli?
Tem.07 Daha İyi Sürüş İçin Derleme
Haz.07 Yarıştan Önce, Yarış Sırasında v...
Sağlık ve Antrenman Arşivi

 

  Bu yayın 16416 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015