Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Eylül . 2017  
Beyazperdede Bisiklet
Bisiklet ve Sinema

Beyazperdede Bisiklet

Yazar: Cüneyt Kazokoğlu
19.4.2004

Sinema tarihinin herhalde bisiklet içeren ve en çok akılda kalan sahnelerinden biri E.T filmindendir. Bisikletinin sepetinde E.T ile takipçilerden kaçan ve bu sırada birden uçmaya başlayan çocuk herhalde sonunda en çok ağlanan filmlerden biri olan E.T’yi meşhur yapan sahnelerden biri.

Sinema ve bisiklet film çekilmeye başladığından beri sıkça rastladığımız bir ikili. Sessiz sinema döneminde kullanılan velespitlerden başlayarak yarış bisikleti ile ilgili, bisikletin ön plandaki araç olarak kullanıldığı filmlere kadar bisiklet sayısız defalar beyaz perdede karşımıza çıktı ve çıkıyor.

Gelin sinemada bisiklet nerelerde geçmiş, hangi filmlerde önemli rollerde bulunmuş, birkaç örnek verelim:

Ladri di Biciclette (1948)
Büyük boyut için tıkla!

Bisiklet Hırsızları herhalde ikinci dünya savaşı sonrasında çevrilmiş ve bugüne kadar uluslararası camiada en çok takdir gören filmlerden biri. Savaştan mağlup çıkmış bir ülkede is bulmanın güçlüğü, bir aile babasının, Antonio’nun bulduğu bisiklete dayalı ilan yapıştırma isi ve bu isin taşıyıcı öğesi olan ve zar zor alınan bisikleti. İşin mutlu ve yeni umutlarla çıkılan ilk günü ve daha ilk gün bu bisikletin çalınması ile birlikte yaşananlar, Roma sokaklarında bisiklet aramalar. Filmin hikayesi aslında çok basit gibi gelse de –ki zaten öyle- çevrenin durumu, savaşın yaralarını sarmaya çalışan fakir düşmüş bir ülke, yokluk gibi gerçeklerin yanında filmin belki de bu kadar tutmasının en önemli nedeni muhteşem sahneye konuş ve şiirsel bir anlatım sunması. Yokluk nedeniyle babasının hırsızlık yaptığını gören ufak çocuğun yaşadığı hayal kırıklığı, yüzündeki ifade ve sonrasında yine babasının elini tutması film tarihinin belki de en duygusal sahnelerinden. Herkesin kesinlikle görmesi gereken, insanın hayatını değiştiren filmlerden kesinlikle.

Breaking Away (1979)
Büyük boyut için tıkla!

Breaking Away Amerikalı bisikletçi Dave Blaze’in hayatından yola çıkaran çevrilmiş bir film. Ufak bir kasabada ailenin tek çocuğu üç arkadaşıyla liseden mezun olduktan sonra ne yapacağını düşünürken son yılda edindiği ve yöresel yarışlarda başarıyla uğraştığı tutkusu bisikletçiliği tekrar tekrar keşfediyor. Örnek aldığı İtalyan Cinzano takımına hayranlığı nedeniyle neredeyse bisiklet üzerinde yasayan esas oğlan bunun yanında opera dinlemeye başlıyor, İtalyanca dersi alıyor. Filmin ana konusu ama bu 4 kafadarın nasıl başarılı birer bisikletçi oldukları.

BMX Bandits (1983)
Büyük boyut için tıkla!

Nicole Kidman Tom Cruise ile evlenmeden, Moulin Rouge gibi yapımlarda yer almadan önce neler yapmış diye merak edenler buyursun: BMX Bandits seksenli yılları seksenli yıllar yapan ne varsa hepsini içeren bir film. İlginç permalı sac şekilleri, çingene pembesi, cart mavi gibi renkler ve tabii BMX bisikletler. BMX bisikletler seksenli yıllarda bisiklet sektörüne damgasını vuran ürünü. O yıllarda büyümüş ve bisiklete ilgi duyan her çocuk bir BMX arzusuyla yanıp tutuşmuş, BMX kullanan arkadaşlarına gıpta etmiştir. Filmin tahmin edileceği gibi öyle aman aman bir konusu yok. İki tane iyi BMX sürücüsü ve onların arkadaşı Nicole Kidman’in banka soyguncularını nasıl dize getirdikleri anlatılıyor. Kısaca tipik bir seksenli yıllar Amerikan gençliği filmi.

American Flyers (1985)
Büyük boyut için tıkla!

American Flyers Kevin Costner ile öne çıkan bir film. yarış bisikletçiliği sahasında gecen filmde eski millî bisikletçi Marcus (Kevin Costner) bisiklete yeni başlayan kardeşi David’i kanatları altına alıyor, beraber Rocky Dağları’nda yapılacak olan Coors Classic yarışına çalışıyorlar. Film Rocky Dağları’ndan şahane manzaralar sunarken biraz da Kevin Costner’in bir tümörden muzdarip olması ve bunu kardeşinden gizlemesi nedeniyle arabesk tatlar taşıyor. Filmin önemli sahnelerinden biri Eddy Merckx’in göründüğü sahne. Bunun yanında film yarış bisikletçiliği dünyasına da bir bakış atmamızı sağlıyor kısmen.

Quicksilver (1986)
Büyük boyut için tıkla!

Sinema dünyasının yetiştirdiği gerçekten çok kaliteli aktörlerden biri olan Kevin Bacon’ın başrolünü üstlendiği bu filmde New York’ta bisikletli kuryeler konu ediliyor. Jack Casey (Bacon) önce borsacı olarak çalışıyor, akabinde korkunç bir hata yapıyor, bu hata milyon dolarlara mal olduğu için her şeyini kaybediyor ruh sağlığı dahil ve bir bisiklet kuryesi firmasında çalışmaya başlıyor. Filmde Jack’in nasıl New York’ta arabaların arasından külüstür bir yarış bisikleti bozmasıyla slalom yaparak hayatını tekrar düzene soktuğunu seyrediyoruz. Elbette bütün bunlar olurken filmin esas kızı olan Terry ile aralarında aşk doğuyor, bir de İspanyol kökenli kötü adam var, onu da hallediyor esas oğlan ve mutlu son.

2 Seconds (1998)
Büyük boyut için tıkla!

Kanada yapımı bu film dağ bisikleti / tepe inişi konulu nadir filmlerden. Kadın yarışçı, yani esas kız Laurie sorumsuzluğu nedeniyle takımdan kovulur. Devreye anında esas erkek girer. Lorenzo eski bir yarışçıdır, ayrıca“filozofik” bir tarafı vardır, ayrıca bir de bisiklet dükkanı işletmektedir. Laurie onun da yardımıyla bir kurye şirketinde (yine mi?) iş bulur, orada da bazı sorunlar yaşar, arkadaşları onu sevmemektedir. Ama Lorenzo’nun yardımıyla hayatin anlamını keşfeder. Filmin başında güzel tepe inişi sahneleri var.

Messengers (1999)
Büyük boyut için tıkla!

Bisiklet kuryeleri film yapımcılarının gerçekten ilgisini çeken şahsiyetler. Coca Cola Light reklamlarıyla, bu tarz filmlerle beynimize kazınmış bir –tabir caizse- “şehir şövalyesi” tiplemesi var. Yani sanki eski zamanların at üstünde kılıç sallayan kahramanı günümüzün arabalar arasında slalom yapan bisiklet kuryesi olmuş gibi.

Messengers filminde de başroldekiler yine bisiklet kuryeleri. Film aslında içerik olarak Quicksilver’in bir kopyası. Başarılı borsacının yerini moda gazetecisi alıyor, nasıl Kevin Bacon topu atmışsa filmin esas kızı Naomi de işini, parasını kaybediyor. Bir de bu esnada –tesadüf bu ya- arabasıyla bir bisiklet kuryesine çarpınca, zaten zavallıcığın parası da yok, tedavi faturalarını ödememek için çarptığı kuryenin yerini alıyor, ne güzel bir meslek olduğunu keşfediyor falan filan feşmekan.

Beijing Bicycle (2001)
Büyük boyut için tıkla!

Beijing Bicycle’da yine kısmen tanıdık bir konu var: Taşralı oğlan büyük şehre gelir. Şehirde is olarak kuryeliği bulur. Firma kullanması için bir bisiklet verir, bu bisikletin ücreti maaşından kesilen ücret ile ödenecektir zaman içinde. Bisiklet bir öğrenci tarafından çalınır. Esas oğlanın bisikletini geri alma çabası, bu sırada gençler arasında yaşanan hadiseler vs. filmin ana temasını oluşturuyor. Para kazanması için son derece önemli olan bisikletin çalınması ve akabinde bisikleti arama, yaşanan hadiseler tabii bize herhalde sinema tarihinin en güzel filmlerinden (ve yine çok ağlanan filmlerinden) birini hatırlatıyor, yukarıda değindiğimiz Bisiklet Hırsızları’nı.

O Caminho das Nuvens (2003)
Büyük boyut için tıkla!

Güney Amerika’dan gerçekten çok güzel filmler gelmesi aşina olduğumuz bir durum. O Caminho das Nuvens de alıştığımız Güney Amerika kalitesinde bir film. Filmde bir aile babasının ailesiyle beraber en az 300 dolar ücretli bir is araması anlatılıyor. Bu is arama tabii gazeteye bakarak değil, aile bisiklet üzerinde Paraiba’dan Rio’ya kadar 3200km yol katediyor. Filmde gerçekten Güney Amerika filmlerinde gördüğümüz insancıllık, ailenin bütün güçlükleri bir arada aşması, birbirine kenetlenmesi, fakirliğin acı yüzü kısmen mizahî bir dille anlatılıyor. gerçekten muhteşem bir yapım.

Les Triplettes de Belleville / Belleville Rendez-Vous (2003)
Büyük boyut için tıkla!

Halen sinemalarda oynayan bir film var. Les Triplettes bir çizgi film. Büyüklere çizgi film kuşağından. Günümüzde Nemo, Toy Story vs. gibi bilgisayar teknolojisinin ulaştığı son noktalar kullanılarak yapılmış canlandırmalı filmlerin yanında tarih öncesinden gibi kalıyor, çünkü –az da olsa bilgisayar kullanılmış elbette- elle çizilerek yapılmış bir çizgi film. Filmde Fransa Turu’nu kazanmak için doğan, bunu adinin Champion olmasından anladığımız bisikletçiden bahsediliyor. Adi Champion, kendi de çocukluğunda büyükannesinin hediye ettiği üç tekerlekli bisiklet ile başlayarak hayati bisiklet olan bir sporcu. Büyükannesi de Fransa Turu’na hazırlıyor onu, Champion bu nedenle sadece yemek yiyor, uyuyor ve bisiklete biniyor. İnsanın makineleşmesinden dem vurulan filmde Champion Fransa Turu esnasında dağ etabında ıkına sıkına çıkarken siyahlar giymiş iki kişi tarafından kaçırılıyor, büyükannesi de köpeği ile birlikte kaçıranların peşine düşüyor. Beleville’e geliyor, burada gençlik yıllarında çok gözde bir kız grubu olan Belleville Sisters ile karsılaşıyor, onlara katılıyor ve Champion’i arıyor.

Her ne kadar konumuz sinema olsa da televizyon dizilerinden de bir örnek vermek gerek herhalde:

Pacific Blue
Büyük boyut için tıkla!

Baywatch dizisi de doksanlarda yayımlanan gözde dizilerden. Kumsal, güneş, güzel hava, çelik gibi manken katalogundan fırlamış vücutlar, devamlı gülümseyen yüzler vs. vs. gibi gına gelmiş klişelerle dolu Malibu’daki cankurtaran yüzücülerinin “macera”larını anlatan dizi bayağı tutmuştu zamanında. Pacific Blue iste bu dizinin bisikletli versiyonu, cankurtaran yerine bisikletli polisler var. Oyuncular yine katalogdan fırlamış gibi duruyorlar, bisikletler doksanların başındaki teknolojide, cantilever frenler ve çok havali Spinergy tekerlekler var. Konu vs. yok denebilir, ama bol bol bisikletle atlamalar, zıplamalar, bisikletle takip eden polislerden bir türlü kaçamayan zeka seviyesinden şüphe duyurtan kötü adamlar ve bunların önünü arka tekerler kilitleyerek bisikleti kaydırıp kesen ve tutuklayan bemmmmbeyaz kıyafetli polislerimiz var.

Görünen o ki çok sık olmasa da sinemada bisiklet hiç kaybolmayacak öğelerden. Güzel olan, yedinci sanatın niçin sanat olduğunu hatırlatan yapıtların da eksik olmaması.

 

 
Yayın Sponsoru
  Panorama

Aydın A. Güney & Pınar A. Avşar'la TUR Üzerine
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu sırasında yükün çoğunluğunu vitrinde fazla olmayan bir ekip çekiyor. Bu ekibin başında A’dan Z’y ... Devamı » » » 

Emin Müftüoğlu ile Günümüzü Değerlendirdik
Emin Müftüoğlu ile TUR sonunda bir araya geldik. Başarılı geçen bir organizasyondan sonra yorgun, çoklukla olduğu gibi vakti kı ...
Devamı » » » 

Bisiklet Yolları Algısında Yanlışlar

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” piyesini seyredenler bilir: Estergon ve Vladimir, iki perde boyunca, Godot diye birini b ...
Devamı » » » 


Eki.14 İBB Emirgan Planları, Bisiklet v...
Haz.14 The Accidential Death of a Cycli...
Şub.14 The Armstrong Lie
Ara.13 Londra ve İstanbul'da Bisikletin...
Eyl.13 Süslü Kadınlar da Bisiklete Bine...
Eyl.13 Emin Müftüoğlu'yla Kısa Kısa
Auğ.13 Katlanır Bisiklete Giriş
Haz.13 Bisikletle işe gitmenin püf nokt...
Nis.13 Yaz Yaklaşırken 3 Büyük Şehirde ...
Mar.13 Dünyanın En Pahalı Bisikletleri
Eki.12 Velodromda Bir Gün
Tem.12 Dünden Bugüne Bisiklet...
Tem.12 Fransa Turu Tarihinden Hikayeler
May.12 Ruanda Bisiklet Takımı
May.12 İngiltere'de Bisiklet Ulaşımı Po...
Oca.12 Londra'dan Bisiklet Esintileri
Ara.11 Kış Yarışları Öncesi Temel İpuçl...
Eki.11 10 Tanınmış Sima’ya Sorduk
Eyl.11 Pedalla Enerji Üretttik
Eyl.11 Canyon'un Derinliklerine Yolculu...
Nis.11 Araba mı Daha Hesaplı Bisiklet m...
Şub.11 Pedal Alternatif Enerji Çözümü O...
Panorama Arşivi

 

  Bu yayın 7052 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015