Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
20 . Ekim . 2017  
Kamil Alev İle Dağ Bisikleti Üzerine
Dağ Bisikletçilerimiz Konuşuyor - II

Kamil Alev İle Dağ Bisikleti Üzerine

Yazar: Emre Yıldırım
14.8.2004

Merhaba sevgili bisikletseverler. Hatırlarsanız geçtiğimiz bültenlerimizde, ülkemizdeki yetenekli dağ bisikletçileriyle röportajlar yapmaya başlamış ve bu röportajların ilkini elite sınıfta mücadele eden ve Giant Türkiye takımının sponsorluğunda sporculuk hayatını başarılı bir şekilde sürdürmekte olan milli sporcumuz Yunus Yetkin ile gerçekleştirmiştik.

MTBTR olarak mikrofonumuzu bu kez başarılı ve genç dağ bisikletçilerimizden Kamil Alev’e çevirmeye karar verdik. 19 yaşında gelecek vadeden, oldukça yetenekli olan bu sporcumuz, gerek 2003-2004 sezonunda yakaladığı dikkat çekici başarıları gerekse genç yaşına rağmen ulaştığı olgun tavrı, genel görgü ve terbiyesiyle gerçekten gençler için örnek alınabilecek pek çok özelliğe sahip bulunuyor.
2004-2005 sezonunda ilk kez U23’te (23 yaş altı kategorisi) yarışmaya başlayacak olan sporcumuzla geçtiğimiz haftalarda Yalova Çiftlikköy’de düzenlenen dağ bisikleti yarışından hemen sonra gerçekleştirdiğimiz röportajın özellikle dağ bisikleti sporunu seven ve ileride profesyonel anlamda spor olarak yapmayı amaçlayan genç arkadaşlarımız ve anne babalar için oldukça ilginç olduğunu düşünüyoruz. İşte Kamil ile gerçekleştirdiğimiz röportajımız:

E: Kamil bize biraz kendinden bahseder misin?
K: 1985 Yalova doğumluyum. Ailem 80 senedir Yalovalıdır. Annem ev hanımı babam ise otobüs işletmecisi. Bisikletle tanışıklığım ilkokul yıllarıma dayanır. Eniştem Osman Alev Brisa’da bisiklet antrenörü ve eski bir yol bisikleti sporcusuydu. Evlerine gittiğimde eski sporculuk dönemlerindeki fotoğraflarına bakar ona özenirdim. Yalova’da 11-12 yaşlarındayken bir arkadaş grubumuz vardı bisiklete binen. Bilinçli yapmasak bile dağlarda, köyler arasında bisikletle gezerdik. İnsanlara “şuradan şuraya bisikletle gittik” dediğimizde “o kadar uzun mesafe bisikletle nasıl gidilir?” diye hayret içinde kalırlardı. Bu da bizim çok hoşumuza giderdi. Daha sonra yaşlar ilerledikçe bu arkadaşlar birer birer bisikleti bıraktı hepsi hayatlarını değişik şekilde sürdürmeye karar verdiler. Eskiden Yalova pek çok bisiklet sporcusunun yaşadığı bir şehirdi. 12 tane bisikletçimiz vardı Yalova’da ve ben onlara çok özenirdim. Yalova’nın yerlisinden olan birkaç tanesi daha sonra sporu bıraktılar; Bir kısmı depremden sonra başka yerlere taşındılar ya da babaları başka şehirlere tayin oldukları için bu şehirden koptular. Ben ise oldum olası bisikletin üzerinde oldukça fazla zaman geçirirdim. Hatta beni tanıyanlar “herhalde bisiklet üzerinde doğdun bisiklet üzerinde öleceksin!” derlerdi.
Kamil Alev
Kamil Alev
Büyük boyut için tıkla!

E: Ne zaman sen de bir bisiklet sporcusu olmaya karar verdin?
K:Yalova’da eskiden her yıl ağustos aylarında şenlikler yapılırdı ve bu şenliklerin içerisinde bir de dağ bisikleti yarışı bulunurdu. Biz bir sene boyunca bisiklete biner sırf bu yarış için çalışırdık arkadaşlarla. Bilinçli bir antrenman değildi bu yaptığımız ama sürekli bisikletin üzerindeydik. Senede bir kez yapılan bir yarış olduğu için yarıştan bir gün önce heyecandan uyuyamaz hale gelirdik. Bu şekilde yarışlara katılmaya başladık. Bu yarışlarda ben hep birinci olurdum. Bana herkes “senden çok iyi bisiklet sporcusu olur” der tebrik ederlerdi ancak hiçbir büyüğüm de gelip, “Kamil bak bu sporda başarılısın, ileride bu senin istikbalin de olabilir bu olaya daha fazla çalış seni destekleriz” diye bir yönlendirmede de bulunmadı doğrusu.

E: Peki ailen? Ailen bu işe ne diyordu?
K:Annem babam ilk başta desteklemiyorlardı. Bir gün Yalova’da turizm haftası düzenlendi. 17 yaşındaydım ve lise 1’e devam ediyordum. Ünal abilerin de (Ünal Tolun – Bisiklet Sevenler Derneği Başkanı) Yalova'da yazlıkları var ve kendisi de o turizm haftasına katılmıştı. Orada Ünal abi kulüp kuralım burada gençler yetişsin diye konuşmalar yaptı. Biz de birkaç arkadaş ya acaba bu iş nasıl olur yapabilir miyiz diye heveslendik. 2002 yılıydı ve biz 4 arkadaş spora başladık. Beraber çalışıyor antrenman yapıyorduk. Tabii böylece kendimi daha iyi test etme imkanı bulmaya başladım. Bir noktadan sonra lisans çıkartmaya karar verdik ve yarışları takip etmeye başladık. İlk yarışım uluslararası Kapadokya yarışıydı: 2 ay boyunca sırf bu yarış için hazırlandık ve Kapadokya'ya gittik. Gittiğimizde yarışın 3 günlük bir yarış olduğunu öğrendik. Ya nasıl olacak bu iş diye birşeyler öğrenmeye çalışıyoruz. İşte zamana karşı yarış diyorlar, cross country diyorlar. Nedir bu diye bakıyoruz birbirimize. Süreceğim bisiklet Ünal abinin emaneten verdiği Merida marka orta sınıf bir modeldi. Kadronun boyu bana oldukça büyüktü. İlk ciddi yarışımı koşuyordum ve yarış uluslararası bir yarıştı! Yarışta bir lastik patlattım sonra zincir koparttım ama bir şekilde yarışı bitirdim. 16. sırada yarışı sonlandırmıştım. Toplam yabancılar ile birlikte 36 kişi katılmıştı ve 16. olmuştum. Yarıştan sonra Yalova'ya döndüm. Babam “oğlum ne yaptın yarış nasıldı” diye sorduğunda 16. olduğumu söyledim. Kendisi alışmış hep birinci olmama Yalova’da, “ya bırak bu bisikleti nedir bisiklet bisiklet” deyiverdi tabii. “Burada bir geleceğin yok” dedi.
Okulda da başarılı bir öğrenci değildim doğrusu. Resim dersim kuvvetliydi. İl çapında birinciliklerim vardı. Ablamın da bu konuda eğitim almış olması nedeniyle o yönümü geliştirmiştim. Diğer derslerimdeki hocalarım ise Kamil sen zeki bir çocuksun ama niye hiç çalışmıyorsun diye eleştirirlerdi beni.
Ben ise içimden hep bisiklete bineyim, eğleneyim, gezeyim diye düşünürdüm. Şimdi düşününce hatalı olduğumu görüyorum. Şu anda açıköğretimde liseyi tamamlıyorum. Neyse dönelim tekrar babama: Babama, bana bisiklete binmek için izin vermesini biraz daha çalışıp birkaç yarış daha koşmak istediğimi söyledim. Babam ise bu işin geleceği olmadığını söyledi ve “yarından tezi yok arabaya geliyorsun muavinlik yapacaksın” diyerek kestirip attı. Bir iki ay boyunca arabada muavinlik yaptım ben.

Neyse 2002’de Çiftlikköy’de yine bir yarış düzenlendi. O gün de bizim sefer var ve ben babamdan çekindiğim için yarış günü ancak yarışa girmek istediğimi söyleyebildim. Tabii babam kızdı daha önce neden söylemedin böyle son dakika emirvaki olur mu neyse yerime birilerini buldu ve ben yarışa katıldım. Yine birinci oldum. Yarış sonrası babam “ne oldu yarış?” dedi: “Baba birinci oldum” dedim.
Birinci olduğumu duyunca da gururlanıyor tabii oğlum başarılı oldu diye bir taraftan. “Peki ne verdiler sadece bu kupayı mı?” diye sordu.
”Daha ne versinler baba” deyince, biraz övündü falan ama “sonuçta koşuyorsun ama bir teneke parçasından başka birşey geçmiyor eline” dedi. O zamanlar bu sporda başarılı olabilirsem ileride üniversitelerden burs alabileceğimi, sporun geleceğime de yararı olabileceğini ne düşünebiliyorum ne de kendisine söyleyebiliyorum. Para kazanabileceğimi söylemem de mümkün değil. Susup kaldım.

Neyse aynı dönemde ekim ayında Yalova Denizçalı’da dağ bisikleti yarışları düzenlendi ve orada ikincilik elde ettim.
Sonra uluslararası Alanya yarışı düzenlendi ve uluslararası olan bu yarışta 3.lük elde ettim. Babam üstüme varmıyordu o aralar, muavinliği tekrar bıraktım, çok çalışmadığım halde bu sonuçları elde edebiliyordum. O zamanlar dağ bisikleti meraklısı abilerimiz vardı onlarla bisiklete biniyordum.

Alanya yarışındaki başarımdan sonra Milli Takım kondisyon kampına çağrıldım: 2002’nin sonunda Aralık ayında, yol ve dağ bisikletçisi sporcularını bu kampa davet etmişti federasyon.

E: Nasıl çalışıyor bu mekanizma, kim çağırıyor tam olarak sporcuları Kamil?
K: Eğer alınan başarılı bir sonuç varsa, Bisiklet Federasyonu sporcunun bölgesine haber veriyor ve onlar sporcu ile temas kurup durumu bildiriyorlar. O dönemde lise 1’de ikinci tekrarımı yapıyordum ve yine başarısız olunca okuma hakkımı kaybettim. Açıköğretime yazılarak liseyi dışarıdan bitirmeye karar verdim. Okul hayatım da bitti diyordum bir yandan da... Çevremdeki insanları gördükçe, örnek alınacak insanlarla tanışınca Kamil diyordum sen okumalısın, bu yerlere gelebilmek için okulu bitirmelisin dedim kendi kendime. Neyse antrenmanlar başladı, bisikletten öte, işte karda koşu ve benzeri çalışmalar yaptırdılar bize o kampta. Bu arada Ünal abi (Ünal Tolun), beni Side’ye çağırdı. Kendisi Side’de dağ bisikleti ile turlar düzenleyen bir alternatif turizm firması kurmuştu: Kamil dedi geleceksin ve seni Alman dağ bisikletçileri ile antrenmanlara çıkartacağım.

E: Babanın yaklaşımı ne oldu bu duruma.
K: Tabii iş bu noktaya geldiğinde, babam da artık pek birşey dememeye başladı. Olaya milli takım lafı falan girdiği anda babam benimle gurur duyar hale geldi tabii. Neyse Almanlar 16-21 yaş arası, junior ve 23 yaş altı sporcularını kamp için Side’ye getirdiler.

E: Maliyetlerini kim karşılıyor bu sporcuların?
K: Kendi bisiklet federasyonları ve kulüpleri karşılıyor. Geldiler, tanıştık. 3 tane antrenörleri bulunuyordu. Sağlık ve teknik antrenörleri, besinleri ve tedarikleriyle ilgilenen antrenörleri ve bir öğretmen antrenör. Bu gençler halihazırda öğrenci olduklarından, çalışmalar esnasında derslerinden geri kalmasınlar diye federasyonları yanlarında bir de öğretmen göndermişlerdi. Bu sporculardan daha sonra ülkelerini temsil edecek elite sporcular yetiştiriyorlar. Malzeme ve bisikletlerini de yine eyaletleri ve federasyon sağlıyor.

E: Nasıl kaliteli malzemeler mi?
K: Çok kaliteli bisikletler. Tamamen XTR donanıma sahip magnezyum alaşımlı çok özel bisikletler kullanıyorlardı. Giydikleri formalardan, yedikleri besinlere dört dörtlük birer sporcu olarak yetiştiriliyorlardı.

E: Sizin antrenmanlara katılımınız nasıl gerçekleşti. Sonuçta kendi sporcularını yetiştirmek için bir başka ülkeye gelmiş bir kafileden bahsediyoruz: Sizin onlarla çalışabilme durumunuz nasıl gerçekleşti? Herhalde Ünal beyin burada önemli bir rolü oldu?
K: Evet Ünal abi benimle birlikte 16 yaşında gelecek vadeden bir dağ bisikletçisi olan Deniz’in de (Deniz Demiröz) bu kampa katılmamızda önemli rol oynadı. Ben Deniz ile Side’de tanıştım. Deniz bana göre biraz daha tecrübesizdi antrenman konusunda. Ben sürekli bize yaptırılan çalışmaların geri planını düşünmeye çalışıyordum. Mesela neden 3 gün antrenman yaptırdıktan sonra 1 gün dinlendiriyorlar? Bir gün 3.5 saat binerken neden diğer gün 2 saat biniyoruz. Dinlenmenin performansa ne gibi faydaları oluyor gibi.

E: Alman antrenörlerin sizler hakkında düşünceleri ne oldu?
K: Ünal abi bizler hakkında çok olumlu yorumlarda bulunduklarını söyledi. Hele bir önceki sene spora ciddi anlamda başladığımızı öğrendiklerinde çok daha fazla şaşırıyorlardı. Çalışmalar esnasında kamera ile sporcuları çekiyorlardı. Akşam olduğunda ise yapılan hataları, zayıf yönlerimizi, teknik bakımdan hangi yönlerimizi geliştirebileceğimiz teker teker gösteriyorlardı. Sonuçta bu seanslarda farkına vardığımız pek çok hatamızı o kampta düzeltme fırsatı bulduk. Ayrıca farklı sporcuların yaptıkları pekçok hatanın açıklamaları yapılırken, bizlere de bu noktalar önemi birer ders oluyordu.

E: Kamp ne kadar sürdü?
K: Önce bir 15 gün geldiler. Daha sonra ülkelerine dönüp tekrar bir 15 gün için geldiler. Toplam 30 gün biz onlarla çalışma fırsatı bulduk böylece.

E: Deniz’in durumu ne oldu peki?
K: Deniz’in babası Reha Demiröz, Deniz’i gerçekten çok destekliyor. Kendisi Eyüboğlu lisesinde 2. sınıfta okuyordu geçen sene. Antrenmana katılabilmek için lisesinden izin alarak Side'ye geldi. Daha sonra bizim Deniz ile birlikteliğimiz devam etti. Side'deki antrenmanlardan sonra Yalova'da beraber çalışmaya devam ettik. Daha sonra Makedonya'daki yarış için irtifaya alışmak amacıyla Uludağ’da kamp yaptık. Haftasonlarında ailesi de oraya gelip bizlere eşlik ediyorlardı. Kendisi çok gelecek vadeden bir genç ancak kendisi bu sporu bir hobi olarak yapıyor ve bu seneki hedefi öncelikle üniversite sınavlarında başarılı olabilmek. Daha sonra 2003 yılı yarışlarını takip etmeye başladık. İlk Adana yarışı vardı. Ben junior’larda 3. oldum. Daha sonra Ankara yarışında lastik patlattım ve ancak 5. olabildim. Bu yarıştan sonra Kocaeli yarışı vardı ve benim performansım bu yarışta ortaya çıkmaya başladı. O yarışı birinci olarak bitirdim. Daha sonra Kapadokya'da ilk gün gerekU23'te gerek juniorlarda en iyi Türk derecesini gerçekleştirdim. Zaten bu sınıfta yabancılar bulunmuyordu. İkinci yarışta (XC yarışı) yine birinci oldum. Son yarışta, noktadan noktaya yarışta lastik patlattım ve bu benim genel klasmanımı etkiledi. Patlak lastikle bitirdiğim yarışta sonuç olarak genel klasmanda 3.'lüğü elde edebildim. Yavuz Kilim ise genel klasmanda birinci oldu. Daha sonra birkaç yarışa daha katıldık ve o yarışlarda da birincilik elde ettim. Alanya yarışında 3. oldum. Örneğin o yarışta Side’de beraber çalıştığım ve benden daha iyi olmadığını bildiğim bir Alman sporcuya geçildim. Son tura girildiğinde onu yakından takip ediyordum ancak bir yandan da kendime güvenim tam oturmadığı için atak yapmaya korkarak takip ediyordum. Her yarışın tecrübe olduğunu düşünüyorum. O sporcuyu kendime eşit olduğunu düşündüğüm halde o korkuyu atamadım çünkü ne kadar fazla yarışa katılıp ne kadar başarı kazanırsanız, insanın kendine güveni o kadar artıyor. Herneyse o ikinci oldu ben ise 3. oldum.

E: Peki hedefin nedir bundan sonra?
K: Şu anda U23’teyim ve 3 sene boyunca bu kategoride koşacağım. Benim amacım gerek kendi yaş grubumda gerekse ileride elite’lerde Türkiye’nin en iyisi olabilmek.

E: Bu konuda federasyondan neler bekliyorsun?
K: Bizim gibi genç sporcuların en önemli eksikliği yarış tecrübesidir. Öncelikle sezon başında Türkiye’deki en iyi dağ bisikleti sporcularının katılacağı ve düzenli hale getirilecek bir kampın düzenlenmesini ve ardından, sezon boyunca koşulacak yarış sayısının mümkün olduğunca arttırılmasını istiyorum. Ağrı'da olsun, Van'da olsun, yurdun dörtbir köşesinde olsun ama yeter ki yarış olsun. Bizler de yarışarak tecrübemizi arttıralım.

E: Senin sponsorluğunu üstlenen kişi ya da kurumlar var mı?
K: Şu anda yok. Ancak örneğin Yalova Belediyesi İhtisas Kulübü adında bir kulübümüz var. Mesela bu kulübü ön plana çıkarmak ve kulüpten bir şekilde destek almak güzel olurdu.

E: Yakın hedeflerine gelecek olursak?
K: Örneğin Kasım’ın ilk haftasında Denizçalı köyünde bir yarışımız var o yarışı mutlaka almalıyım zira Yalova civarında olan bir yarış ve kendi bölgemde birinci gelmek isterim. Zaten hemen sonra da Alanya yarışı var.

E: Rutin antrenmanlarına gelecek olursak nasıl çalışıyorsun normal bir hafta boyunca?
K: Eğer yakında hedeflenen bir yarış bulunmuyorsa genelde hafta boyu kilometre yapmaya çalışırım. Haftada genelde 3 gün binip 1 gün dinleniyorum. Örneğin 6 gün bindiğim bir haftada, bu günlerin 5’inde normal tempomda 1 gün ise yüksek tempoda biniyorum. Antrenmanlarımı nabız saatiyle yapıyorum. Normal tempomda %70-80'lerim arasında kalmaya çalışıyorum. Genelde mesafe antrenmanlarımda bu tempoyu tutturuyorum. Bu antrenmanlarımı “slick” lastikler kullanarak asfaltta yapıyorum.

E: Sanıyorum dağ bisikleti ile antrenman yapıyorsun? Yol bisikleti ile çalışmak ister miydin antrenmanlarını?
K: İsterdim ve yararlı olacağına da inanıyorum. Hatta antrenman olsun diye yol bisikleti yarışlarına bile katılabilirdim belki. Birinci olmak için değil antrenman olsun diye. Zira benim işim dağ bisikleti. Öncelik her zaman dağ bisikletinde olacaktır.

E: Peki antrenman sürelerin nasıl oluyor genelde?
K: Normalde insanlar günde ne kadar kilometre yapıyorsun diye sorarlar. Aslında yapılması gereken çalışma kilometre değil saat bazında sürüş yapmaktır. Örneğin çoğunluk eğimi %8 ila %11 arasında geçen bir antrenman parkuru düşünün ve bu parkurun uzunluğu da 90 kilometre olsun. Şimdi ben bu mesafeyi örneğin 4.5 saatte kateteceğim. Bir başka parkur düşünün uzunluğu 120 kilometre olsun ancak bu sefer bu yolun çoğunluğu düzlüklerden oluşsun. Yine 4.5 saatte ben bu mesafeyi katedebileceğim. Süre aynı ancak mesafe çok farklı. Bu yüzden ben mesafe bazında yarışmıyorum. Ben dağ bisikletçisiyim ve zamana karşı yarışır dağ bisikletçileri. Bu yüzden mesafe değil zaman önemlidir benim için. Benim genelde en kısa antrenmanım 3.5 saat oluyor. Örneğin bir gün 3.5 saat bindikten sonra ikinci gün 4.5 saat diğer gün ise 5.5 saat biniyorum. Bu sürüşlerimde tempo hep aynı oluyor. 3 günden sonra 1 gün dinlenmem oluyor. Bu dinlenme gününde belki 1 saatlik çok hafif tempoda pedal çevirilebilir. Bir de bunun dışında interval çalışma dönemlerim oluyor. Örneğin benim en yüksek kalp atış hızım 192’dir. Yarış esnasında bazı anlarda bu tempoları yakalamak mümkün oluyor. Bu duruma alışabilmek için çalışmaların bir kısmının interval yani kısa zamanlı yüklenmeler şeklinde gerçekleştirilmesi gerekiyor. Eğer bu çalışma yapılmazsa rakipleriniz tempoyu arttırıp kendi maksimumlarında seyretmeye başladıklarında onlara karşılık verebilmeniz zorlaşıyorlar.
Şimdi bir kısa süreli basma şeklinde interval çalışmaları var ki bunları zaten normal çalışmalarım esnasında aralara serpiştirerek yapıyorum. Bunlar benim neşem oluyor. Bir de yarış dönemine yaklaştıkça tempoyu yüksek tutarak yaptığım çalışmalar oluyor. İşte bu antrenmanlarda %80 – 90 ‘larım arasında dolaşıyorum. Amaç yarış ortamına hazır olmak.

E: Diğelim yarıştan bir gün önce parkurun tanıtımı yapıldı. Ne yaparsın?
K: Önce parkuru bir kaç kez turlarım. Bu turlarım sırasında viteslerimi tanır, hangi noktada nasıl kullanmam gerektiğini kafamda oturturum. Bir tur basıp bir tür yavaş giderek hangi noktaların beni nasıl zorlayacağını hissederim.

E: Hava şartları seni nasıl etkiliyor Kamil? Antrenmanlarını önlüyor mu?
K: Hangi hava olursa olsun, benim programımda o gün çalışma varsa mutlaka antrenmanımı yaparım.
Büyük boyut için tıkla!

E: En çok bindiğin sevdiğin parkurlar hangileri?
K: Saat doldurmak için İznik gölünün çevresini turlayıp dönüyorum mesela. Bir başka gün Bursa yolu üzerinden Gemlik’e varıp oradan Armutlu, Çınarcık, Yalova olarak sahilden dönüş yapıyorum.

E: Bu turun uzunluğu ne kadar? Arada sıkı iniş çıkışların olduğu bir parkur burası ayrıca.
K: 145 km civarı ve çok güzel bir parkur benim için.

E: Kamil aslında sen gerçekten yaşadığın bölge açısından çok şanslı bir sporcusun. Çoğu İstanbul’lu sporcunun bu çeşitlilikte parkur bulması oldukça zor doğrusu. Peki bu güç kazanma antrenmanları güzel. Peki teknik geliştirme konusu var. Neler yapıyorsun bunun için?
K: Yalova Termal’de Üçkardeşler piknik alanı diye bir yer var. Burada kendime çok teknik bir parkur çıkarttım. Yaklaşık 3.5 km uzunluğunda. Orada kendime hem yükleme yapıyorum hem teknik çalışıyorum hem de dönüşte düz yol yaparak günü tamamlıyorum.

E: Peki antrenmanlardan sonra ne yapıyorsun?
K: Eve geldikten sonra 1 saat hiçbirşey yapmadan uzanırım. Daha sonra yemek yerim.

E: Yemeklerinde dikkat ettiğin şeyler var mı?
K: Aslında şunu söylemem gerekiyor. Yarıştığım antrenman yaptığım arkadaşlarımın beslenmelerine baktığımda benim farklı beslendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Örneğin ben bazen arkadaşlara soruyorum işte yarış günü ya da antrenman günleri nasıl bir kahvaltı yapıyorsunuz? Verdikleri cevaplar genelde normal bir kahvaltı yapıyorum oluyor.
”E ben de normal bir kahvaltı yapıyorum ama normalden kastınız nedir?” derim. Mesela yumurta yiyorlar sabahleyin “normalde her sabah yiyor musunuz yumurta?” dediğimde hayır cevabını verebiliyorlar. “Peki neden yarış günü ya da birkaç gün öncesinden yiyorsunuz?” dediğimde genelde işte “güç vereceği” için gibi cevaplar alıyorum. Şimdi vücudun alıştığı bir düzen bir mekanizma var. Siz sırf yarış var diyerek bir anda hiç yemediğiniz şeyleri besin olarak alırsanız vücudunuzun bunlara vereceği tepkiyi kestirmeniz mümkün olamayacaktır. Vücudun alışık olmadığı bir besini belki de vücudun gireceği en kritik sınavlardan biri öncesinde yemeğe çalışıyorsunuz. Tabii bu olacak iş değil. Uyku ve yemek benim için çok önemli. Akşamları 22.30’da yatar sabahları da 8.30’da kalkarım. Ne olursa olsun bu düzenimi değiştirmem. Bu düzenimi geçtiğimiz sene Almanlarla antrenman yaptıktan sonra yaklaşık bir senedir devam ettiriyorum ve büyük yararını gördüm. Sabah kahvaltısına gelince normalde hergün ne yiyorsam yarış günü de dahil hergün aynı rejimimi devam ettiriyorum. Örneğin sabahları musli yerim yani arpa, buğday, yulaf gevreklerini karıştırarak yiyorum. Bunun yanısıra, muz, elma, üzüm gibi ekler de yapıyorum. Yemekten sonra da meyve yerim. Daha sonra yaklaşık 1-1.5 saat boyunca düzenli olarak su tüketirim. Yaklaşık 1.5 – 2 litre kadar su tüketiyorum bu süre içerisinde çünkü bir süre sonra çıkacağım antrenmanda zaten bu sıvıyı fazlasıyla kaybedeceğim ve vücudumun bu çalışmaya hazır olmasını sağlıyorum. Ayrıca içtiğim bu su zaten sindirimi yavaş olan lifli müslilerle vücudumda birleştiğinde bu yulaf gevreklerinin hacmi sindirim sistemimde birkaç kat artıyor ve bu durum bana ilave bir tokluk hissi sunuyor.

E: Peki yarış günü?
K: Örneğin saat 13.00’da yarışım varsa, ve ben 8.30’da kalkmışsam, 9.00 - 9.30 arasında kahvaltımı yapıyorum ve bu kahvaltıda, puding ile birlikte musli karıştırarak yiyorum. Tabii yine su tüketiyorum üzerine. Bu yarış esnasında bir nevi suyu emen sünger benzeri bir yapı oluşturuyorum vücudumda. Yarış boyunca sıvımı yine tüketirim ama sabahtan aldığım bu ilave sıvının bana büyük yararı dokunuyor. Alman sporcuların tamamı da bu şekilde besleniyor. Gerek Alman antrenöre, gerekse Ünal abiye -ki kendisinin bu konularda bilgisi iyidir- sürekli sorular sorarım. Bir insan ne kadar iyi bir sporcu olursa olsun ne kadar yetenekli ve başarılı olursa olsun beslenmesine çok dikkat etmesi gerekiyor. İyi bir beslenme rejimi ile mutlaka performans artışı sağlanıyor çünkü.

E: Antrenman boyunca ne yiyorsun?
K: Genelde şekerli şeyler alıyorum yanıma. Mesela 4-5 tane çikolata ve benzeri şeyler yanımda oluyor. Ayrıca sıvı olarak da gatorade, isostar gibi sporcu tozlarından yararlanıyorum su ile birlikte karıştırarak. Dönüşte ise öğle yemeğinde çok abartmadan ne varsa yerim yemek seçmeden.

E: Malzeme konusuna gelelim. Bu kadar fazla kilometre yapınca haliyle malzeme de eskiyordur?
K: Şu anda yılın başından beri 13.000 km’deyim. Aslında 20.000’lere gelmiş olmam gerekiyordu ancak bir ara saatlerimi azalttım olmaması gerekiyordu ama oldu. İnsan tek başına olunca bazen sıkılıyor. 4-5 saat bineceğim derken bazı günler 2 saatlerde kaldım. Bu da yalnız antrenman yapmanın kötü yönleri.
Kamil
Kamil'in Bisikleti
Büyük boyut için tıkla!

E: Boyun ve kilon nedir?
K: Normalde 60 kg’yim yoğun dönemlerimde 58’lere düşüyorum. Boyum ise 1.68 cm.

E: Dağ bisikleti sporuna özenip başlamak isteyen gençlere yine genç bir sporcu olarak neler tavsiye edersin?
K: Öncelikle çevrelerinde bu işi bilen birilerinin bulunması çok iyi olur. Genç insanı bu konuda sürekli bilgilendirebilecek büyüklerinin olması çok önemli. Öncelikle zaman değil kilometre yapmaya alışmaları gerekiyor. Düzenli bisiklete binen insanlarla buluşup onlarla binmeye çalışmalılar. Onlardan öğrenecekleri çok şeyleri olduğunu görecekler. Mesela bir genç gelip “Kamil abi bana yardımcı olur musun?” dese benimle antrenmanlara çık demem mümkün değil. İmkanları varsa mümkün olduğunca çok bisiklete binmeliler. Hafif tempo ile başlayacak günde 1 saatlik sürüşler başlangıç için yeterli. Vücutlarını spora alıştırdıktan sonra tempolar ve yoğunluklar arttırılarak çalışmalara belirli bir şekil verilebilir. Ancak öncelikle işin ABC'sine korkutulmadan giriş yaptırılmalıdır. Gençleri özendirmek çok önemli bu spora ve burada hepimize büyük görev düşüyor.

E: Dağ bisikleti spor olarak sana ne kazandırdı?
K: Öncelikle kendimi, kişiliğimi bulmada çok yardımcı oldu. Kendimi tanıdım. Sınırlarımı keşfettim. Gözlem gücüm çok arttı. Örneğin gezip antrenman yaptığım parkurlardaki her bir ayrıntıyı çok daha iyi inceler oldum. Aynı yolda araç sürerken örneğin yola bakışım değişti. Aynı şey tüm hayatım için geçerli. Çok değerli insanlar tanıdım ve tanımaya devam ediyorum. Bireysel bir spor olmasının yanısıra doğa içerisinde yapılıyor olması olaya ayrı bir güzellik katıyor.

E: Kamil bu röportaj için sana çok teşekkür ediyoruz. Umarız çok başarılı olursun.
K: Ben teşekkür ederim. Sağolun. ,

 

 
Yayın Sponsoru
  Yarış Dünyasından

Torku'nun Eski Antrenörü Lionel Marie ile Röportaj
Geçtiğimiz Aralık ortasında Torku Şekerspor'un eski antrenörü Lionel Marie ile IAM'a geçmesinden sonra bir röportaj yaptık. ... Devamı » » » 

Lionel Marie - Biraz Daha Zaman...
Aşağıdaki satırları bu yazı dizisine başlamadan önce bir girizgah olarak yazmayı düşündüm, sonra yazılanların önüne geçmesi, ko ...
Devamı » » » 

Mehmet Şafakçı - Ağlasak da, Gülsek de Beraber
Hayatımın ilk yıllarını Ankara'da geçirirken, 80'lerin başında 4 yaşında Anıttepe 100. Yıl Yüzme Havuzu'na başladım, Ring kulüb ...
Devamı » » » 

May.15 Ahmet Örken - Çumra'dan Cavendis...
May.15 TUR2015 - Start Alanı Nasıl Kuru...
May.15 TUR2015 - Yarışta Bir Gün Nasıl ...
May.15 TUR2015 - Kürsü Formaları Nasıl ...
Nis.15 TUR2015 - Etap Biterken Foto Fin...
Mar.15 2015'te Milli Takım - Aziz Sırna...
Auğ.14 Semra Yetiş ve Erkan Sakallıoğlu...
Şub.14 Mustafa Önder Atik ile Samsun'da...
Ksm.13 Yol Bisikletinde Köklü Değişikli...
Ksm.13 Saat Rekoru Kırılacak mı?
Eyl.13 UCI Başkanlık Seçimleri
Eyl.13 Vuelta Üçüncü Hafta Top 5
Eyl.13 Vuelta İkinci Hafta Top 5
Eyl.13 Vuelta İlk Hafta Top 5
Auğ.13 Dünya Masterlar Şampiyonası Fina...
Tem.13 100. Fransa Turu, Üçüncü Hafta, ...
Tem.13 100. Fransa Turu, İkinci Hafta, ...
Tem.13 100. Fransa Turu, İlk Hafta, Top...
May.13 TUR2013: Doping (?), Yarışın Gel...
Nis.13 Türkiye Bisiklet Turu: Takımlard...
Şub.13 Torku Şeker Spor'un Yabancı Peda...
Şub.13 UCI 2013 Yol Bisikleti Takımları
Yarış Dünyasından Arşivi

 

İlgili Linkler:  

haber   İlk Türk UCI Dağ Bisikleti Takımı  

  Bu yayın 4509 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015