Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
12 . Aralık . 2017  
Bisiklet Bir Aşk…
Hatıralar

Bisiklet Bir Aşk…

Yazar: Cüneyt Kazokoğlu
1.11.2004

Yıllar önce seyrettiğim siyah beyaz bir Türk filminde Cüneyt Arkın mı Kartal Tibet mi olduğunu hatırlayamadığım esas oğlan salaş bir balıkçı meyhanesinde derdini mahzun bakışlarla rakı şişesinin dibine gömmeye çalışırken yan masadan atılan laf hâlâ hatırımda:


Aşk bir otobüstür, binmesini bilmeli,
Son durağa gelmeden inmesini bilmeli…

Bisikletçi biri için bu lafı biraz değiştirerek herhalde gönül rahatlıyla diyebiliriz ki „Aşk bir bisiklettir, binmesini bilmeli…“

Her birimize biçilen 60-80-100 yıllık ömür süresince kaç aşk yaşıyoruz? Kaç bisikletimiz oluyor? Geçtiğimiz hafta yazdan kalma bir gecenin karanlığında bisiklete binerken dolunayın tadını çıkarmak için, yolun biraz genişlediği bir yerde farımı kapadığımda bunları düşündüm. Suyun kenarından yakamozlar sanki benimle aynı hızda hareket ederken hayatıma giren bisikletleri ve kadınları…

İlk yıllar…

Bisiklete 70’li ve 80’li yıllarda başlayanlar için bir Pinokyo çok şey ifade eder. Bisikletin üzerinde Pinokyo yazması şart değil ya, ufak tekerlekli, yerine göre katlanabilir bisikletler herhalde pek çoğumuzun iki teker üzerindeki denge çalışmaların şahit olmuş bisikletlerdir. Bende de öyle. İlk bisikletime yanlış hatırlamıyorsam karşı cinsle hiçbir alâkamın olmadığı yıllarda bindim. Yalpalaya yalpalaya oturduğumuz sitenin bahçesinde dolaştığım kırmızı bir pinokyonun dolma lastiklerinin çıkardığı takır-tukur sesler hâlâ kulağımda.

Akabinde tabii tekerlekleri biraz daha büyük bir Pinokyo benzeri bisiklet geldi. Herhalde ilk adam gibi bindiğim bu bisikletle beraber karşı cinse de ilk ilgim başlamıştı. İlkokul yıllarında kızların saçlarını çekmekle zorla yanaklarından öpücük almak arasında gidip gelen haylaz bir velet çetesinin üyesi olarak bu arsızlıklarım yüzünden daha o yaşlarda disiplin cezasıyla tanışıp yazılı ifade vermenin ne demek olduğunu öğrendiğimde bisikletle de ilk ciddi düşüşlerimi yapıyordum.

Yanılmıyorsam daha dördüncü sınıftayken bir sınıf üstteki bir kıza aşık olmam -o yaşta nasıl aşık olunuyorsa??- ilkokuldaki bisiklet maceramın da doruk noktasıyla kesişiyordu. Bir veli toplantısı akabinde sınıf arkadaşlarımdan birinin babama “amca Cüneyt .....’e aşıııık” diye avazı çıktığı kadar bağırmasının ve evde “Bu yaşta bu da neyin nesi?” kabilinden kopan çıngarın üzerinden fazla bir vakit geçmemişti ki, bisiklete binerken gidonun sağ ucunu sol elle, sol ucunu da sağ elle tutmaya çalışırken bir taşa çarpmam sonucu düşerek bileğimde ne olduğunu bilmediğim bir ağrıyla eve gelmiş, birkaç saat oynatamadığım bileğimi sıcak tutarak ağrıyı bastırabilmiş, ama sonra artık şiş de gözden kaçmayacak gibi olunca annemin ameliyathanelerde keskinleşen gözünün kırık teşhisi üzerine hastaneye gitmek zorunda kalmıştım. 6 hafta alçıda kalan elimle ne bisiklete binebildim, ne de okuldaki haşarılıklarıma devam edebildim.
Büyük boyut için tıkla!

Ortaokul ve lise yılları

İlkokuldan sonraki yıllarım herhalde bisiklete binmeye olan ilgimi de kaybedip kendimi başka sporlara verdiğimden olsa gerek, karşı cins açısından çok sakin geçti. Etrafımda o yıllarda Türkiye’ye yeni gelmiş vitesli bisikletlere nasıl bir ilgiyle bakıyorsam karşı cinse de aynı şekilde bakıyordum. Ta ki...

Milliyet’in içinde o ilanı görene kadar. Yanılmıyorsam 94 ya da 95 yılıydı, Bisan ve Peugeot ortak bir kampanya yapmışlar, daha doğrusu Bisan Peugeot markasının Türkiye’deki isim hakkını satın alarak bir seri bisiklet çıkarmıştı. Uygun koşullarla taksitle satılan bisikletlere ağzımın suyunun akarak baktığını gören annem boyun eğdi, bir tane Peugeot Explorer aldık. Bisiklet hakkında o yıllarda haliyle pek de bilgim olmadığı için önünde amortisör bulunan bu iki tekerlekli ağır şey bayağı hoşuma gitmişti.

Orta 3 veya Lise 1’deyken yanılmıyorsam okula servisle gitmeyi bıraktım. Feneryolu’nda oturan ve Karaköy’de okula giden biri olarak pek çok arkadaşım gibi vapur benim de okul taşıdım oldu. Sabahları Kadıköy iskelesinden 0700-0715’te kalkan Karaköy vapurları, vapurda değiştirilen ev ödevleri, çalışılan sınavlar, gırgır şamata, sonbaharda özellikle sis olsun diye dua etmeler –sis olunca vapurlar çalışmaz, biz de 20.yy’da okula gitmek isteyip de –elden ne gelir- Kadıköy’de mahsur kalanları oynardık-, Karaköy’de sonradan kapanan Murat börekçisi, hepsi hayatımın belki de en renkli yıllarıydı. Onu da bu yıllarda tanıdım...

Bisikletimi ilk gazete ilanında gördüğümü hatırlıyorum ama onu ilk nerede görmüştüm, bilmiyorum. Bildiğim o zamanlar da sonra yakından da yaşadığım gibi cıvıl cıvıl bir kız olmasıydı. Belki de bizi evlerimizin aynı mahallede yer alması ve evden vapura giden yollarımızın kesişmesi , aynı otobüslere binmemiz de yakınlaştırdı, kim bilir. Kadıköy vapur iskelesinde bir sabah yan yana otururken damdan düşer gibi “Sen beni seviyor musun?” diye sormam, sonra onun haliyle böyle bir soru karşısında ne diyeceğini bilemeyip içimi ısıtan bir “Evet” demesi ilişkimizin başlangıcı oldu.

Bisikletimi satan dükkandan aldığımda bayağı heyecanlıydım. İlk ciddi bisikletim diyebileceğim ve dağ bisikletçiliği hakkında pek çok şey öğreneceğim bu bisikleti aldım, sahile indim. Caddebostan sahili herhalde hiç bu kadar güzel görünmemişti gözüme, Fenerbahçe Orduevi’nden o zamanlar hayatta olan Caddebostan Maksim Gazinosu’na (şimdiki Migros) kadar kaç defa gidip geldim hatırlamıyorum, tek bildiğim çok hoşuma gitmesiydi.

Ergenlik yıllarında bir kız arkadaş herhalde insanın hayatını tamamen değiştiren etkenlerden biri. Kişiliğin yeni yeni oluşmaya başladığı bu dönemde sabahları iple çekmeye, kara kış döneminde gri gök, kurşunî deniz arasında puslu havada vapur sallanırken bile başbaşa diğer insanlardan ayrı vapurun açık kısmında oturmanın tadını almayı o zamanlar öğrendim. Karaköy İskelesi’nde vapurdan inmişken ilk defa anladım Cemal Süreyya’nın ne demek istediğini:


"...Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik..."

Galiba ilk defa o zaman farkına vardım, bir erkeği en çok baştan çıkaran şeyin kadının orası burası değil de, gülüşüyle kokusu olduğunun. Özellikle kokusu.

Bu yıllarda Peugeot sadece ilk 26 inç jantlı bisikletimin ötesinde sırdaşım da oldu. Kim bilir kaç defa evden bisiklete biniyorum diye çıktım. Güzel bir tesadüf eseri kız arkadaşımın bir Peugeot yarışbisikleti vardı. Ve Fenerbahçe-Caddebostan arasındaki sahil yolu benim için çok farklı bir anlam kazandı o yıllarda. Kim bilir kaç defa guruba karşı kollarımın arasında tuttum onu, yan yana bisiklete bindik o yolda.

İlişkimizin sorunlu yanları çok oldu. Aynı bisiklet gibi. Öncelikle baştan hatalıydı bisiklet zaten. 24 vitesti, ama önde 4 ayna dişlisi gibi ilginç bir tasarıma sahipti. Devamlı sorun çıkaran bu tasarımı değiştirinceye kadar bir türlü adam olmadı. Frenleri, amortisörü her şeyi tecrübesizce, bilmeden görüntüsüne kanılan bir bisiklet olduğunu gösterdi çok yıllar sonra bana. İnsan geçmişe bakınca dudaklarında nasıl bir gülümseme belirir, öyle bakarım hâlâ o bisiklete. Bisiklete bakarken de lisedeki biyoloji hocamın bana aşkımın en şiddetli yıllarında “.....’le ayrılacaksınız kesin, gör bak!” deyişi gelir hatırıma, bir de ona karşı koyuşumuz.

Hayatta yaşanan hiçbir şey boşuna yaşanmıyor. Ne aşklar, ne binilen bisikletler. Peugeot bisikletim bana bir bisiklette dikkat edilmesi gereken şeylerin neler olduğunu nasıl öğrettiyse, ilk ciddi aşkım da bana kadınları öğretti herhalde. Bir erkeğin hayatındaki en güzel şeyin sabahları bir kadının ısıttığı ve kokusunun sindiği bir yatakta uyanmak olduğunu.

Ara dönem

Lisenin sonuna yaklaşırken elimde ne var ne yok satıp yeni bir kadro aldım. Bilgisayarıma kadar elden çıkarmak zorunda kaldığım bu Jamis kadro çok severek, beğenerek aldığım bir kadroydu, çok da güzel bir bisiklet oldu. Kısmen emektar Peugeot’dan çıkan parçalarla, kısmen yeni parçalarla donattım. Lâkin...

Sanki bisikletimde olan değişiklik hayatımdaki değişikliğin habercisiydi. Lisenin bitmesiyle birlikte yurtdışı yolu gözüktüğü zaman haliyle bisikletten farklı şeyler düşünmeye başladık. Ve yine beraber bisiklete bindiğimiz sahil oldu ayrılığımızın son sahnesi. Geriye dönüp bakınca sanki senaryosu yazılmış da oynanmış sıradan bir aşk filminin sahnesi gibi gelen gözü yaşlı iki insanın vedası ve o anda duyduğum sanki hayatta daha büyük bir acı olamazmış hissi kaldı içimde bir yaz akşamından.

Jamis’imi de yanıma aldım, Peugeot’mu ve onu arkamda bırakıp, gittim. Ama gidenler genelde geride kalanlardan hep daha bir umutla, daha bir farklı bakarlar ya önlerine, öyleydim ben de. Yeni bir ülke, güzel bir bisiklet...

Bir ay sürdü. Bisikletim çalındı. Dersten çıkıp da iki kilitle kilitlediğim bisikletimi yerinde göremediğim zaman başımdan aşağı boşalan kaynar suları, nabzımın hızlanmasını, tekrar tekrar diğer bisikletlere nasıl baktığımı şimdi hayal meyal hatırlıyorum. Tek yapabildiğim onu aramaktı. O bisiklete neler verdiğimi biliyordu, beraber bisiklete binmiştik. Anlardı. Anladı da. Telefonda ağladım, teselli etti bütün içtenliğiyle. Sonra da ilişkimiz bitti. Giderek nadirleşen mektuplaşmaların ardı arkası kesildi. Behçet Necatigil’in dediği gibi bir arkadaşımdan duyacağım herhalde bir gün:


"Hani bir sevgilin vardı
Yedi sekiz sene önce,
Dün yolda rastladım
Sevindi beni görünce.


Sokakta ayaküstü
Konuştuk ordan burdan,
Evlenmiş, çocukları olmuş
Bir kız, bir oğlan.


Seni sordu
Hiç değişmedi, dedim,
Bildiğin gibi...
Anlıyordu.


Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
Kendilerininmiş evleri..
Bir suçlu gibi ezik,
Sana selâm söyledi."

Jamis’imle ilişkimin kısa süreli ama çok güzel bir ilişki olmasına nazire yaparcasına üniversitedeki ilk yıllarımda karşı cinsle ilişkilerim de hep kısa süreli ve güzel oldular. Güzel kadınlar tanıdım, güzel kokan kadınlar, güzel konuşan, güzel gülen kadınlar. Hepsiyle de mutlu oldum, ama olmadı, olmuyordu. Uzun sürmüyordu bir türlü. Muhtemelen bisikletim yoktu ondan. Ya da uzun sürmediği için mi ilişkilerim bisikletim olmuyordu? Orası bilinmez.

Deprem ve sonrası

1999 depremi sonrasında Gölcük’e gittim. Okuduğum ülkeden organize ettiğimiz köpekli kurtarma ekibiyle. Almanca bilen birilerine daha ihtiyacımız vardı bizim dışımızda, orada tanıdım O'nu. İstanbul havaalanında kurtarma ekibinin uçağını beklerken. Kötü bir olayın bir araya getirdiği iki kişi birlikte hayatımızın en güzel yıllarına başlayacağımızı bilmiyorken yanağına kondurduğum bir öpücükle başladı her şey. Bir ay sonra araya mesafe girmesi de korkutmadı bizi, çok çabuk aşina olduk birbirimize, Yahya Kemal’in dediği gibi:


"Bir aşk oluverdi âşinâlık...
Aylarca hayâl içinde kaldık..."

Bir yıl sonra da çok isteyerek, büyük bir hevesle bisiklet aldım. Bisikletim beni birkaç tane benim suçum olan hata dışında bugüne kadar hiç üzmedi. Aynı ilişkim gibi. Bisikletten düştüğüm günler oldu, ama ne ilk düşüşümde olduğum gibi kolumu kırdım, ne de ilişkim kavgalarımızdan etkilendi.

Âşinâlıktan aşka çok çabuk dönüşen ilişkimiz


"Gecesi benden, mehtabı senden
Bir bahçesi var ki aşkımızın,
Mevsimlerdir dolaşırız, bitmez."

dedirtti bana. O gün bugündür bisikletime biniyorum ben, o gün bugündür aşkımızın bahçesinde dolaşıyorum. Beni yalnız bırakmadı hiç. Ne bisikletim, ne O.

Beraber çıkılan tatiller, beraber aşılan zorluklar, beraber yaşanan günlerin hepsi bisikletle bir orman yolculuğu gibiydi. Çıkışlar, inişler, atlamalar zıplamalar, tehlikeli geçişler, ama hep zevkli, hep yaşanası, hep yüzüme bir gülümseme konduran. “Seni seviyorum”un yeni bir anlam kazandığı yıllar. Dağ bisikletinin hayatımda çok önemli bir yer kapladığı yıllar. O’nun sayesinde hayatımın her güzelliğinin ikiye katlandığı, varlığımı yeniden keşfettiğim yıllar.

Marcel Proust dünya edebiyatındaki en ünlü aşk romanlarından biri olan seri romanı “Kayıp (Geçmiş) Zamanın İzinde”’nin ikinci cildini şöyle bitirir:

”Tanıdığımız, gördüğümüz yerler, varlıklar bize kolay geldiği için kendimizi içinde düşündüğümüz dünyaya ait değildirler sadece. Birbirlerine eklenerek hayatımızın geçmiş dönemlerini oluşturan hatıralarımızın, izlenimlerimizin içine örülmüş bir ipliktiler. Bir sahnenin hatırası aslında bir ana duyulan hüzün dolu özlemdir, ve evler, sokaklar, bulvarlar, hepsi gelip geçicidirler, ah, aynı yıllar gibi...”

Marcel Proust herhalde James Joyce ile birlikte edebiyat tarihinin okunması en zor yazarlarından biri.

O yüzden biraz baside indirgeyelim demek istediğini. Hayatımdaki bisikletlere, kadınlara bakıp da hissettiklerimi aslında yıllar önce Erol Evgin'den dinledim ben:


"Hani eski bir resme bakarken
Hani yılları sayar da insan
Hani gözleri dolar ya birden
İşte öyle bir şey...

Bir farkla belki... Gözlerim dolmuyor... bunun nedeni O ve şimdiki bisikletim.

 

 
Yayın Sponsoru
  Panorama

Aydın A. Güney & Pınar A. Avşar'la TUR Üzerine
Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu sırasında yükün çoğunluğunu vitrinde fazla olmayan bir ekip çekiyor. Bu ekibin başında A’dan Z’y ... Devamı » » » 

Emin Müftüoğlu ile Günümüzü Değerlendirdik
Emin Müftüoğlu ile TUR sonunda bir araya geldik. Başarılı geçen bir organizasyondan sonra yorgun, çoklukla olduğu gibi vakti kı ...
Devamı » » » 

Bisiklet Yolları Algısında Yanlışlar

Samuel Beckett’in “Godot’yu Beklerken” piyesini seyredenler bilir: Estergon ve Vladimir, iki perde boyunca, Godot diye birini b ...
Devamı » » » 


Eki.14 İBB Emirgan Planları, Bisiklet v...
Haz.14 The Accidential Death of a Cycli...
Şub.14 The Armstrong Lie
Ara.13 Londra ve İstanbul'da Bisikletin...
Eyl.13 Süslü Kadınlar da Bisiklete Bine...
Eyl.13 Emin Müftüoğlu'yla Kısa Kısa
Auğ.13 Katlanır Bisiklete Giriş
Haz.13 Bisikletle işe gitmenin püf nokt...
Nis.13 Yaz Yaklaşırken 3 Büyük Şehirde ...
Mar.13 Dünyanın En Pahalı Bisikletleri
Eki.12 Velodromda Bir Gün
Tem.12 Dünden Bugüne Bisiklet...
Tem.12 Fransa Turu Tarihinden Hikayeler
May.12 Ruanda Bisiklet Takımı
May.12 İngiltere'de Bisiklet Ulaşımı Po...
Oca.12 Londra'dan Bisiklet Esintileri
Ara.11 Kış Yarışları Öncesi Temel İpuçl...
Eki.11 10 Tanınmış Sima’ya Sorduk
Eyl.11 Pedalla Enerji Üretttik
Eyl.11 Canyon'un Derinliklerine Yolculu...
Nis.11 Araba mı Daha Hesaplı Bisiklet m...
Şub.11 Pedal Alternatif Enerji Çözümü O...
Panorama Arşivi

 

İlgili Linkler:  

haber   Basından Haberler  

  Bu yayın 4957 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015