Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
24 . Eylül . 2017  
İzmir - Antalya Bisiklet Gezisi
İzmir - Antalya Bisiklet Gezisi

İzmir - Antalya Bisiklet Gezisi

Yazar: Dr.Bülent Savran
6.3.2005

25 Ekim Cumartesi

Aylarca internetteki yazışmaların sonunda tur zamanı gelmişti. Amerikalı bir grup bisikletçi Türkiye'de tur yapmak istemişti. Osman bey, Amerika'da yaşıyordu ve Deltabisiklet sitesindeki yazı nedeniyle tanışmış, parkur konusunda karşılıklı yazışmalar başlamıştı.

Muğla'dan saat 11.00 otobüsü ile Kazım'la birlikte çıktık yola. İlk defa otobüs, bisikletler için sorun çıkarmadı. Yeni ve farklı bir tura çıkmanın heyecanı ile yolda laf lafı açarken İzmir'e nasıl vardığımızı anlamadım. Saat 01.30 gibi İzmir otogarında, otobüsten indiğimizde, ilk sürprizimizle karşılaştım. Kazım'ın bisikletinin ön tekeri inmişti. Duvar dibinde hemen söktüğümüz lastiği değiştirdik. Bisikletin yeni tamirciden çıkması nedeniyle, cantın üzerine bant çekilmemiş olduğunu görünce, yolda bir yerlerden bant almaya karar verdik. Amacımız önce Karşıyaka'ya doğru gidip, hem İzmir'i görmek, hem de Seda Bisiklete uğramaktı. 1-2 kilometre kadar gittik gitmedik, bu seferde arka lastik patladı.
Büyük boyut için tıkla!
Kısa bir yürüyüşten sonra bir boyacı dükkanından bant alıp her iki jantı da 2 kat bantladık. Tekrar lastikleri şişirip yola koyulduk, zaman kaybetsek de, çok geç değildi. Yoğun trafik içinden Karşıyaka'ya geldiğimizde, semtin güzelliği dikkat çekiciydi. Bülent beyde aradığım formayı bulamasam da, 4 adet iç lastik alıp, Konak'taki bisikletçilere rotayı çevirdik. Buradan bir forma alıp, konuklarımızla buluşacağımız Konak Otele gittik. Otele girerken bahçede bisikletlerinin yanında yürüyen insanlar bize gülümsediler. Osman, geleceğimizden şüpheli olduğunu, bizi gördüğüne sevindiğini söyledi. Otel lobisinde Amerikalı dostlarımızla ve Muhlis Dilmaç'la tanıştım. İzmir'de kalacak yerimiz olmasına rağmen, bizim için de otelde yer ayarladılar. Akşam İstanbul Ocakbaşı Restoranda sıcak bir hava esti. Yemekler de bira da iyi geldi. Yanımda oturan Vita kaç gün onlarla birlikte olacağımı sordu. Bir hafta onlarla pedal çevireceğimi söyleyince içten gülümsemesi, gruba ısınmamı sağladı.

Başlangıç odometre 2404
Günlük katedilen mesafe 29km

26 Ekim Pazar

Gece boyunca heyecandan pek uyku uyuyamadım. Sabahleyin oda arkadaşım Patrick de aynı durumda olduğunu söyledi. Sabah kahvaltıya oda arkadaşım ile birlikte indik. İlk inenlermişiz. Kahvaltıdan sonra otelin bahçesinde, bisiklet bakımı ve toplantı yapıldı. Kiraladıkları minibüsü Frank kullanarak, İzmir'den katılan bir grup bisikletçi ile birlikte saat 09.30 da pedallar döndü. İzmir'den çıkarken, katılan başka bisikletçilerle birlikte sayı bir hayli arttı. Menderes'e vardığımızda, çay molası verildi. İzmir'li bisikletçilerden çoğu ayrıldı. Kalanlardan birkaç kişiyle tanışma fırsatı buldum. Selçuk'a kadar bize eşlik edeceklerini söylediler. Yola devam ettik. 57.kilometrede Selçuk kavşağında Muhlis ve diğer İzmirliler de ayrılınca Amerikalı grupla baş başa kaldık.
Büyük boyut için tıkla!

78. kilometrede Efes'te Yedi Uyuyanlar Mağarası girişinde Yavuz'un Gözleme Üretim Merkezinde mola verdik. Çaylar ve ayranlar içildi. Mağaralarda kısa bir gezintiden sonra, yola devam ettik. Paula'da yorgunluk nedeniyle minibüse geçti. Kuşadası'nda gece Vardar Pansiyonda konakladık ve Athena Ocak başında akşam yemeği yedik.

Günlük katedilen mesafe 83 km
Bisiklet üzerinde geçen süre 4 saat
Ortalama hız 20.1 km/saat
Maksimum hız 61km/s

27 Ekim Pazartesi

Sabah kahvaltıdan sonra 09.00 da çantaları arabaya yükleyip yola koyulduk. Kuşadası çıkışında yokuş ve rüzgar, güneşle birleşince epeyce yorucuydu. Paula dünkü rahatsızlığının etkisini bugün de hissediyordu. Yokuşta biraz yardım ettim.
Büyük boyut için tıkla!

Davutlara 2 kilometre kala, bulduğumuz çeşmede kafamı soğuk suyun altına soktum. Mataraları doldurup 1.5 litre su içtim. Davutlar'da Milli Parkı sorduğumuzda, içindeki yoldan aşağıya inebileceğimizi ancak yolun yokuş ve stabilize olduğunu öğrendik. Davutlar'da yarım litre süt ve incir kan şekerini tekrar düzeltti. Düz ve ince lastikli bisikletleri olanlar, yokuş ve stabilize yolun yanı sıra, patlak ihtimalinden de endişelenince Milli Parka girmeme düşüncesi ağır bastı. Rotayı Söke'ye çevirip yola devam ettik. Bu yol bizi denizden uzaklaştırdı ve buğday, mısır, pamuk tarlaları ile kaplı Ege'nin tipik bir tarım kasabası olan Söke ovasına ulaştırdı. Söke'ye girdiğimizde grubun ikiye bölündüğünü fark ettik. Kazım'la Erdem'i arkadaki grubu bulmak için bırakıp yola devam ettik. Öğle sıcağına rağmen dümdüz Söke ovasında ilerleyip Yenidoğan'dan sonra Güllübahçe'ye ulaştık. Buranın tek lokantasında öğle yemeğine oturduk. Grup üyeleri açlıktan tabaklara saldırdılar. Yemekler leziz, ayranlar soğuktu. Yemek arası not alırken Julia yanıma gelip ne yazdığıma baktı. Çaylar da bittikten sonra Söke'nin uçsuz bucaksız ovasında yol almaya devam ettik. 10 kilometre kadar sonra bir traktörün arkasına Kazım ve Frank atak yapıp yerleştiler ve hızla gruptan uzaklaştılar. Ben de biraz geç olsa da Julie'yi geçip son gücümle atağa geçip pedala bastım. Kilometre saati 37-38 göstermesine rağmen yine de yetişemedim. Bir süre grubun önünde giderken Atburgazi'de rahmetli Uğur Mumcu'nun "cesurlar 1 kere ölür, korkaklar 1000 kere" sözünün kazınmış olduğu anıtı görünce sevindim. Balat ve Akköy geride kaldı. Dümdüz yolda bir süre daha yol gittikten sonra şansım döndü. Römorksuz bir traktör daha bulunca, bu sefer kaçırmadım ve takıldım peşine. Kilometre saati 35-35.5 hızla 10 kilometre kadar ilerledik beraberce. Sonra sola köy yoluna sapınca şöförle birbirimize el sallayıp vedalaştık. Yine kendi bacaklarıma kaldım. Miletos tabelasının dibinde zeytin ve karpuz bahçesi kenarında Frank ve Kazım'ı buldum. Bahçenin kenarındaki kavak ağaçlarının gölgesinde oturuyorlardı, rüzgarın sesi hariç, ortalık derin bir sessizliğe gömülmüştü. Önümüzdeki yolun her iki yanında mısır, pamuk, ayçiçeği ve buğday tarlaları vardı, onların ardında denize uzanan tepeler uzanıyordu. Gökyüzü bulutsuz, masmaviydi. Burada biraz zaman geçirip, arkada kalan ekip üyelerini bekledik.

Miletos'a uzaktan bakıp, telefonla Akköy'den 7 kilometre sonra uygun bir pansiyon bulduğunu söyleyen Erdem'i bulmak için tekrar pedallara asıldık. Taşburun'da Deniz Restoran-Pansiyon'a vardığımızda doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Pansiyon deniz kenarında ve denizle arasında çadır için de uygun toprak alan vardı. Restoranı gezerken bir şiiri ile birlikte Nazım Hikmet'in resmini görünce restoranı daha da sevdim.
Büyük boyut için tıkla!

Çadır kurup, yıkanma ve çamaşır yıkama faslı bitince, gazeteye bir göz atıp gün batımını izlemeye koyuldum. Yolculuklar iş ortamından sıyrıldığımızda nasıl bir yaşamımız olacağını, istediğimiz gibi yaşamaktan ne anladığımızı ortaya koyar. Çevremdeki insanların benimle aynı dili konuşmasa da bana yakın olduklarını hissetmek güzeldi. Nereye gitmemiz gerektiği konusunda bize tavsiyede bulunan çoktur ama neden ve nasıl gideceğimizi söyleyen yoktur. Denizin kenarındaydım ve buraya kendi gücümle, mekaniğin yardımıyla gelmiştim. Etrafıma baktım. Aradığım özel bir şey yoktu. Beni buraya getiren, zeytin ağaçlarına, denize ve gökyüzüne bakmaya iten mutlu olacağım bir manzara arayışımdı. Kocaman ve uçsuz bucaksız manzaranın bir parçası olduğumu hissettim.
Akşam yemeğinde nefis bir ızgara çipura ile bira günü tamamladı.

Günlük katedilen mesafe 100 km
Bisiklet üzerinde geçen süre 4.45 saat
Ortalama hız 21 km/saat
Maksimum hız 71 km/saat

28 Ekim Salı

Gece iyi uyudum. Sabah neşeli bir kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Didim'den sonra Osman'la sıkı bir tempoda 30 kilometrelik yolu kat edip, geri kalanları beklemek için Akbük'te çay molası verdik. Bu arada Osman'ı biraz tanıma fırsatım da oldu. 52 yaşında, İTÜ mezunu bir mühendis. 30 yıldır Amerika'da oturduğunu, eşiyle birlikte Amerika kıtasını doğu-batı yönünde birkaç kez kat ettiklerini, Fransa'da ve Amerika'da birçok mukavemet yarışına, bazılarına tandem bisikletle eşiyle birlikte katıldıklarını, günlük kat ettikleri en uzun mesafenin 400 kilometre olduğunu anlattı. Bisikletin yaşamındaki izini görmek bana sevinç verdi. Galiba biraz da yalnız olmadığımı hissetmemden kaynaklandı. Tekrar yola koyulduk. Orman içinde çam kokularını içimize çekerek öğlen sıcağında yokuş çıkmak bize çok da zor gelmedi. Yokuş bittiğinde grup da birkaç parçaya bölünmüştü. Kazıklı köyünde çay molası verip, arkadan gelenleri bekledik. Köyde duvarlar kireç beyazı, kapılar açık, dışarıdaki güneş parlaktı. Bu arada Chris'in 5 kilometre kadar uzaktaki kıyıya indiğini köylülerden öğrenince, arabayı yardım için gönderdik. Bu arada köyün okulunda, Amerikalılara yönelik tezahürat sonuç verdi. Sınıflardan birinde öğrenci-Amerikalı toplantısı yapılması kararlaştırıldı. Rengarenk bisiklet kıyafetleri içinde ve türlü çeşit bisikletleri ile grup üyeleri, sadece öğrencilerin değil aynı zamanda öğretmenlerin de yoğun ilgisini çekti. Bu arada planda değişiklik yapıp, Bodrum'a mümkün olduğunca yaklaşmaya karar verdik.
Büyük boyut için tıkla!

Tekrar orman içinden yokuşa sardık. Kazım önde, Osman onun arkasında 16 -17 tempoyla pedal çevirince, yokuşun tepesine nefes nefese bir şekilde vardık. Yiğit Çay Bahçesini görünce burada öğle yemeğini yemeğe karar verdik. Arkadan takip eden araba yanımızdan hızla geçince, kenara bisiklet koymadığımıza pişman olduk. Eninde sonunda geri geleceklerini düşünerek arkadan gelenleri beklemeye ve bu arada gözlemeleri ısmarlamaya karar verdik. Boş bira şişeleri ile dolu yan masadaki İngilizlerin kahkahaları tüm bahçeyi dolduruyordu. 1 saat kadar sonra tüm grup toplandı. Gözlemeler ve ayranlar bittikten sonra tekrar yokuş tırmanışı başladı. İnişte 3 adet arının kaskıma çarptığını hissettim, biri de koluma çarptı, aynı anda acısını da hissettim. Durup iğnesini çıkardım, kolumdaki kızarıklık yayıldı ama neyse ki ağrısı biraz dindi. İlerde Kazım'ı beklerken buldum. Rüzgar boşluğuna girip Zbigniev ile birlikte Bodrum'a doğru tempolu bir şekilde bir süre pedal çevirdik. Bir yokuşu çıktıktan sonra arkada Zbigniev'in olmadığını fark edince biraz bekledik.
Büyük boyut için tıkla!
Düzlüğün ucunda bizi bekler görünce yüzündeki sevinci görülmeye değerdi. Bir süre daha gittikten sonra, Erdem'in telefonuyla yine durdum. Bel ağrısı nedeniyle sık sık duran ve en arkadan gelen Julia'yı beklemeye başladım. 35 dakikalık beklemeden sonra Julia nihayet geldi. Bisikletten inip gerdirme hareketleri yapmaya başladı. Bisikletini lastikle çekmeyi teklif etsem de kabul etmedi. Hatta bağladığım lastiği de çıkarttırdı. Sık sık durarak yola devam ettik. Önümüze çıkan 2 yokuşu arkasından iterek beraber çıktık. Israrlı çekme tekliflerim sonuç vermedi. Doğrusu inatçı diye İskoçları bilirdim ama zorlu çıkmıştı. Gide dura, akşam karanlığı çöktü. Bu seferde far olmadığından arabayı çağırıp, yola minibüsle devam etmeye karar verdiler. Yalıçiftliği kavşağında oturup yarım saat minibüsü bekledik, en nihayet Murat Pansiyon'a vardık.

Akşam yemeğini Ünlü Restoranda yiyip, şehirde kısa bir tur atıp erkenden yattık. Yorgun ama keyifliydim.

Günlük katedilen mesafe 102 km
Maksimum hız 68 km/saat

29 Ekim Çarşamba

Sabah hızlı bir kahvaltıdan sonra 09.00 da feribotun önündeydik. Öğleden sonra feribot olmamasınedeniyle Bodrum'u gezmeden geçmek pek hoşumuza gitmese de, tekne yolculuğu heyecan vericiydi. Bodrum limanını terk ederken fotoğraflar çekildi, manzarayı zevkle seyrettik. Teknenin tüm katlarını ziyaret, Vita ve Julia ile sohbet derken, saat 11.00 da Datça limanına girdik. Plan Datça'da kısa bir turdan sonra Aktur'a geçmek ve burada öğle yemeği yemekti. Yolda Datça'ya gitmekten vazgeçilip, doğrudan Aktur'a gidilme kararı alındı. Osman'la önden sıkı tempoda bir süre gidince, yine grup bölündü. Osman'ın arkayı bekleyip, benim önden hızla Aktur'a giderek öğle yemeğini hazırlama teklifim uygun bulununca hızımı artırdım. Aktur'a vardığımda babam balkondaydı. 4 paket makarna alıp 2 büyük tencerede peynirli ve salçalı makarna pişirdim. Yanında yoğurt beğenildi.
Büyük boyut için tıkla!
Grup üyeleri denize girdiler. Paula burada birkaç gün kalmayı teklif edince, herkes gülüştü. Çaylar da içilince, tekrar bize yol göründü, annem ve babamla vedalaşıp ayrıldık. Yolda yine Osman'ın temposuna ayak uydurunca kilometreler hızla erimeye başladı. İlk anda bana zor gelen tempo, bir süre sonra bacaklar açılınca, sohbette başladı. Geçmişte bir kez bisiklet kazası sonucu 3 vertebra kırığı nedeniyle ameliyat olmaktan vazgeçip, zamanla tekrar bisiklete devam ettiğini, tedavisini üstlenen hekimlerin ameliyat olmak istememesi nedeniyle kendisinden imza aldıklarını anlattı. Doğrusu 3 vertebra kırığından sonra bu tempo, bir hekim olarak bana inanılmaz ve biraz da etkileyici geldi. 48 saatlik Boston-Montreal-Boston turundan bahsederken, Hisarönü'ne gelince aklım başıma geldi. Amazon kavşağını kaçırmıştık. Üçler Lokantasında birer ayran molası verip arkayı beklemeye karar verdik. Nitekim Gary hariç ekip üyelerinin tamamı da bir süre sonra arkamızdan geldiler. Şaka yollu kavşağı 10 kilometre geçtiğimizi, geri dönmemiz gerektiğini söyleyince, gülümseme ile karşılığımı aldım. Değirmenyanı'ndan Amazon'a döndük. Yol genelde bozuk bir asfalt ve çevre tamamen ormanlıktı. Manzaranın güzelliği nedeniyle 14 kilometrelik yol bize pek yorucu gelmedi. Hedefe vardığımızda, yüzler aydınlandı. Odalar, tuvaletler her şey Güneş beyin ince zevkini yansıtıyordu. Yıkanıp, çadırı kurduktan sonra kendimi bir bira ile ödüllendirdim. Tabldot akşam yemeği doyurucu, ortam neşeliydi. Yemekten sonra Osman, Judy ve Şadan'la dolunayda plaja doğru kısa bir yürüyüş yaptık. Doğal limanda, bağlı teknelerden neşeli kahkaha sesleri geliyordu.

Günlük katedilen mesafe 80.9 km
Bisiklet üzerinde geçen süre 3.56 saat
Ortalama hız 20.5 km/saat
Maksimum hız 66 km/saat

30 Ekim Perşembe

Sabah 07.00 kalktım, doğrusu çok güzel uyumuştum. Tabldot kahvaltı doyurucu ve her şey gerçekten burada amacın sadece para kazanma olmadığını gösteriyordu. Etrafta tavuklar dolaşıyorlar, masadan düşen kırıntıları kapışıyorlardı. Amazon'un etkisi insanların yüzlerinde de kendini göstermişti. Memnuniyet ifadesiyle, herkes tekrar tekrar burayı programa aldığım için bana teşekkür etti. Osman , Judy, Şadan'la birlikte dün atladığımız yolu bugün kat etmeye karar verip yola koyulduk. 7 kilometrelik yolda sık sık durup resim çektik. Manzara gerçekten etkileyiciydi. Grubun diğer üyeleri Değirmenyanı'na çıkan yoldan gittiklerinden, ana yola çıktığımızda onlara yetişmek için hız yine yükseldi. Marmaris'in son yokuşunu da çıkınca, tepeden şöyle bir baktık. İçeriye girip kısa bir tur yapmaya karar verdik. Sahilden geçip tekrar yola koyulduğumuzda saat öğleye yaklaşıyordu. Akçapınar'a vardığımızda, sapakta Kazım'ı bırakıp Bodur Pide Salonunda öğle yemeği için toplandık. Büyük bira bardaklarında gelen köpüklü ayran yüzleri güldürdü, karışık tost da hem leziz hem de doyurucuydu. Önümüzdeki yokuş nedeniyle fazla yememeye dikkat ettim. Eski okaliptüs ağaçlarının çevrelediği yoldan, Sakar yokuşuna koyulduk. 80 kilometre yoldan sonra yokuşu çıkamayacak olan Paula ve Julia minibüsle önden gittiler.
Büyük boyut için tıkla!
Yokuşun üzerinde tekrar bisiklete binebileceklerini söyledim. Chris önde ben arkada tırmanmaya başladık. Aradaki fark bir ara azalsa da, Chris'in ayağa kalkıp hızlanması ile fark tekrar arttı. 8 kilometrelik ve eğimi oldukça dik yokuşta kendimi zorlamaya pek niyetim yoktu. Ortalara doğru, ter içinde pedal çevirirken yanımdan hızla geçen camları kapalı klimalı arabalarda oturanlar gözüme ilişti. Biraz acıma biraz da merak dolu ifadeyle bakıyorlardı. Arkadan gelenleri görmeseler sanıyorum ifade sadece acıma olacaktı, yabancıların da içinde bulunduğu grubu, merak etmişlerdi. Sıcak ve yokuş beni yine aldı götürdü, grup üyeleri gözümün önüne geldi. 52 yaşında, İTÜ mezunu bir mühendis olan Osman, astenik beden yapısının tipik özelliklerini gösteren biriydi, mücadeleci, mükemmeliyetçi, idealist. Bisikletçi, oydu işte. Frank, 61 yaşının çok ötesinde performansı ile sıra dışı biriydi, hayata sıkı sıkıya bağlı, yaşadığı dünyayı gezen, aynı zamanda seven, arkadaşlarına ve çevresine karşı sorumlu ve maceraperest. Onu daha fazla tanımak istememe rağmen pek konuşma fırsatım da olmamıştı. Vita, her şeyden önce çok güzeldi ve insana güven veren bir yanı vardı. Sıcağı sevmiyordu, benim gibi bir akdenizli için ilginç biriydi. Frank ile Rusya'da maceralı bir şekilde tanışmışlar ve macera, güzel bir birlikteliğe dönüşmüştü. Julia, grubun Ukrayna gezisinden sonra Amerika'ya ithal edilen üyesiydi. Paula eşi Chris derken 8 kilometrelik yokuşun sonuna gelirken, güneşten kaynayan son suyumu da içtim.
Büyük boyut için tıkla!

670 metrelik zirveye vardığımda, pedallara biraz daha asıldım. Önümdeki inişin altlarında Chris görünüyordu. Tüm gezi boyunca hep arkalarda gitmesine rağmen bugün nedense iyi gitmişti. Pek konuşkan biri olmasa da birkaç kez konuşmalarda aynı noktada buluştumuzu görünce şaşırmıştım. Muğla'ya daha 25 kilometre kadar yol vardı. Gülağzı yokuşunda Chris'i yakaladım. Sırtındaki su torbasından su alıp içtim.
Muğla'nın girişinde Julia, Paula ve Gary'yi bizi beklerken bulduk. Kazım'ı yine arkadan gelenleri eve getirmesi için yola bırakıp hep birlikte eve geldik. Kapıyı açtığımda yine her zamanki gibi köpeğim Badem beni karşıladı. Arkasından oğlum Ege'de tezahüratta ondan eksik kalmadı. Birbirimize sarıldık, öpüştük, koklaştık. Yarım saati geçmedi, grubun kalan üyeleri de geldiler ve 5 kişinin benim evde, diğer 5 kişinin Şadan'da kalmasına karar verdik. Herkes yıkanıp giyindikten sonra yemek benim evde yenecekti. Mönüyü tavuk barbekü şeklinde düşünmüşsek de, Gülnaz eve geldiğinde sabahtan hazırlanan yemekleri ortaya çıkardı. Biralar boşalıp yemekler yenildikçe sohbet de ilerledi. Julia ile başlayan güzel sohbeti, uyku saati gelince kesmek zorunda kaldım. Bu arada Zbigniev'le aynı kuruluşa, Servas'a üye olduğumuzu öğrenince ikimizde sevindik ve sonuçta Polonya'ya da ciddi bir davet aldım.

Günlük katedilen mesafe 104 km
Bisiklet üzerinde geçen süre 5.5 saat
Ortalama hız 17.5 km/saat
Maksimum hız 69 km/saat

31 Eylül Cuma

Sabah kalkan herkesin yüzü gülüyordu. Kahvaltıdan sonra Frank, Vita, Judy, Osman ve Şadan'la birlikte Muğla İl Spor Müdürünü alıp Anadolu Lisesine gittik. Lise 1. sınıflara misafirlerimiz, spor-bisiklet ve kendi yaşamları hakkında bir sunuş yaptılar. Hepsi de spor dışı meslek gruplarından olan bu insanlar, bisikleti sadece bir spor değil, aynı zamanda dünya çapında bir turistik gezi aracı olarak gördüklerini, bisiklet gezileri sırasında gezdikleri kültürlerle de tanışma fırsatı bulduklarını anlattılar. Zaten temel amaçları da sporu turizmle ve kültürel alışverişle birleştirmekti. Bisikletleri ile birlikte okullarına gelen değişik ülkelerden bu insanların anlattıkları, öğrencilerin yanı sıra basının da ilgisini çekti. Sunuş bittiğinde veda edilip eşimin çalıştığı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna gidip hem tipik bir Muğla evi gezdik, hem de öğle yemeği yedik. Yemekten sonra kısa bir şehir turu yaptıktan sonra veda edip gruptan ayrıldık. Onlar akşam Gökova'da kalacaklar ve ertesi gün aynı yerde buluşacaktık.
Büyük boyut için tıkla!

1 Ekim Cumartesi
Sabah erkenden saat 05.30'da kalkıp Şadan ve Hakan'la telefonlaşıp yola koyulduk. Son hızla Sakar'dan inip saat 07.30'de Fethiye kavşağında Kaptan Büfede kahvaltı ettik. Simitin yanında süt ve peynir iyi bir kahvaltı oldu. Çaylarımızı içerken grup da geldi ve tekrar hep birlikte Fethiye'ye doğru yola koyulduk. Osman'la, Köyceğiz sapağına kadar 57 kilometrelik soluksuz bir tempoda pedal çevirdim.
Büyük boyut için tıkla!
Köyceğiz'de çay ve ayran molasından sonra grup tekne ile Dalyan'a gitmeye ve orada kalmaya karar verdi. Biz de Fethiye'ye devam ettik. Öğle saati geldiğinden açlık kendini hissettirmeye başladı. Ortaca'da öğle yemeğini yiyip, tekrar yola koyulduk. Göcek yokuşları tok karna pek de çekilmese de İnlice'de çay molası verip yokuşlara devam dedik. Katrancı-Günlük yokuşu ile Fethiye görüş alanımıza girdiğinde artık birer birayı hakkettiğimizi düşünüyorduk. Duş alıp rahatladıktan sonra Fethiye Balıkhanesinde biralarla birlikte, ızgara çipuraları gerçekten hak etmiştik.

Günlük katedilen mesafe 137 km,
Bisiklet üzerinde geçen süre 6.41saat,
Ortalama hız 21.1 km/saat
Maksimum hız 69 km/saat

2 Ekim Pazar

Sabah bu sefer normal saatte kalkıp, Dalyan'dan gelecek grubu beklemeye başladık. Kazım'ı kavşağa gönderip bende yol üzerinde bir yerde beklemeye başladım. Çok geçmedi, ilk öncüler gelmeye başladı. Osman ve Judy, arkasında Frank. Derken tüm grup evde toplandı. Kayınvalidemin yaptığı öğle yemeği biraz sıkışık da olsa epeyce beğeni aldı. Yemekten sonra Frank, bu gezinin amaçladıkları her şeyi gerçekleştirdikleri bir gezi olması nedeniyle bana ve yemeği yapan eşime teşekkür etti. Sonra sırayla herkes söz alıp gezinin kendisi için ifade ettiği anlamı dile getirdi. Ülkemde yaptığım uzun turlarda yaşadıklarımın benzerlerini yaşamıştım onlarla. Bisikletçiydik, uzun mesafeler katetmeyi seviyorduk. Doğaya meydan okuyorduk ve doğayla birlikte insan fizyolojisine de. Ter içinde, daha uzun, daha hızlı sürmekten haz alıyorduk. Bisikletçi mentalitesinin milliyetinin olmadığını gördüğümü, gruptaki farklı dil,din, ekonomik düzey, milliyetten insanların bisiklet alt kültürü potasında aslında uluslararası bir toplum oluşturduğumuzu söyledim.
Büyük boyut için tıkla!

Oldukça duygusal bir atmosferde Kazım'a, Şadan'a ve bana Santa Cruz formaları hediye ettiler. Planda bisikletle Ölüdeniz ve Kayaköy'ü gezmek varken, yetişememe kaygısı ile arabayla gitmeyi tercih ettiler. İki minibüse doluşarak gittiğimiz Ölüdeniz tüm ihtişamı ile gönülleri fethetti. Resimler çekildi, denize girildi. Fazla gecikmeden gittiğimiz Kayaköy gezisi de günün son noktası oldu. Akşam yemeğini kaldıkları otelin İtalyan Restoranında yedik. Pizza çeşitlerinden seçim yapmak gerçekten zor oldu.
Seyahatten beklenenle, seyahatin sunduğu gerçeklik arasında genelde hep bir zıtlık olsa da, bu sefer seyahatten beklenenle, yaşanan gerçeklik arasında inanılmaz bir paralellik yaşanmıştı. Gelecek yıl bizi Amerika'ya Santa Crus'a davet ederlerken yine Türkiye'ye geleceklerinden emindim. 10 yeni insanla tanışmıştım, onları tanımıştım, onlar da beni. Bu güzeldi. Tüm gruba veda edip Muğla'ya döndük.

Son odometre 3051
Toplam katedilen mesafe 647 km.

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 5510 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015