Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
23 . Kasım . 2017  
Güney Toroslar Gezisi (2/2)
Isparta'dan Antalya'ya

Güney Toroslar Gezisi (2/2)

Yazar: Dogu Eke
17.7.2005

Kovada Gölü'nden Toros yaylalarına dümen kırıyoruz.

Tura çıkmadan önce İstanbul'da yaptığımız plana göre Kovada gölünden Yazılı Kanyon'a gidecektik, fakat Sinan'ın önerisi üzerine sıcakdan bunalmamak için rakım kaybetmemeye dolayısıyla Doğu'ya doğru yönelerek Tota Yaylasına çıkmaya karar verdik. Tota Yaylasın'dan sonra Köprülü Kanyon'a doğru mecburen inişe geçecektik, ama bir gün daha yükseklerde dolaşmak daha çok hoşumuza gitti. Kovada gölünden sonra ilk durağımız Sağrak köyüydü. Buraya kadar genelde çıkış vardı. Eğim çok dik olmadığından ve yolunda düzgün olmasından dolayı ekip olarak çok zorlanmadık, fakat köye geldiğimzde öğle güneşini 2 saattir tepemizde olmasından da dolayı bir mola vermeye karar verdik. Cami avlusundaki çeşmeden yararlanırken, Cuma öğle namazı vaktine denk düşmüştük. Bu sayede köyün tüm erkekleri ile de tanıştık. Köyün pek sessiz olmasını sorunca, yaşlılar hariç neredeyse tüm nüfusun şehirlere göçmüş olduğunu öğrenmek bizi üzdü. Son 20 yılda Anadolu'nun genel kaderi ve üzücü bir gerçek maalesef. Ufak hoş sohbetlerden sonra öğle yemeğimizi Cami avlusunda hazırladık ve yedik. Yolumuza devam etmeden önce ağaç altında biraz kestirme fırsatımız bile oldu.

Büyük boyut için tıkla!

Tırmanış Başlıyor, Frans'a neler oluyor ?

Tota Yaylasına yaklaşık 20km. kadar yol vardı ve saat 15:00 olmuştu, tekrar yola koyulduk. Köyden çıkışda bizi dikçe bir rampa karşıladı, Adada Antik şehrine doğru dönen sapakta Frans ve Ozan'ı beklerken, Frans'ın suratının pek iyi olmadığını görmek Sinan'la beni biraz endişelendirdi açıkcası. Frans'ın karnı ağrıyor ve midesi bozulmuştu. Kendini halsiz ve bitkin hissediyordu. Fakat bizimle birlikte en yakın köy olan Yeniköy'e kadar tırmanmaya devam etti. 5 km. sonra Adada Antik Şehrine varmıştık. Çok güzel bir doğa ve etkileyici bir şehir. Şehrin tarihini tabeladan okuduğumuz kadarıyla, Likya Yolunda önemli ticaret merkezlerinden biriymiş. Antik tiyatrosu ortaya çıkarılmış ama daha arkeolojik çalışmalar devam ediyor. Gezecek çok zamanımız olmamasına hayıflanarak yola deva ediyoruz. 6-7 km. sonra Yeniköy'e varıyoruz. Burada artık Frans'ı bir şekilde bir taşıt ile ikinci kamp yerine taşımamız veya çadırı bu köyün çevresinde bir yere kurmamız şart.

Büyük boyut için tıkla!

Tota Yaylasına çıkış (Gezinin en yüksek noktası)

Gidecek halde değil, miğde bulantısı ve halsizliğin yanında hafif hafif titriyor ve ateşi de çıkmış durumda. Köyde iki tane araç var, birinin sahibinin tanıdığına ulaşıyoruz. Bizi yukarı Tota yaylasının yakınına kadar Traktör ile çıkarabileceğini söylüyor fakat traktörün sahibinin koyunları otlakdan getirmesini bekliyoruz. Sonunda Ozan ve Frans bisikletleri traktöre atıyorlar buradan sonra Sinan ve ben yaylaya çıkışa bisikletle devam ediyoruz. Tırmanış köyden Kızılova'ya kadar. Kızılova'nın manzarası muhteşem. Toprağın rengi, güneşin ağarması ile kıpkırmızı gözüküyor, yem yeşil ağaçlar ve üzakta gözüken meyaz karlı tepelerle tam bir renk ziyafeti yaşıyorum. Keşke durup saatlerce fotoğraf çekebilsem diye iç geçiriyorum.

Büyük boyut için tıkla!

Kızılova'dan Tota yaylası yakın zaten ovanın sonunda, tırmanışın başladığı noktada, Frans ve Ozan'ı bizi beklerken görüyoruz. Hep beraber son 1.5 km. olan tepeye tırmanıyoruz ve yolun solunda çok güzel bir mekana kurulmuş olam Orman Bakanlığına ait yangın müdahale merkezine misafir olamya karar veriyoruz. Tanışmak için temkinli adımlarla, köpek korkusuyla yaklaşdığımzda bizi sevimli ve aşırı oyuncu bir köpek karşılıyor. Belli ki sahibi yok ve yanlızlıktan sıkılmış. Buranın manzarası da muhteşem. Yüksekliği tam anlamıyla hissediyorsunuz. Ağaçların boyutları devasal. Biraz oyalandıktan sonra hemen çadırları kuruyor ve yemek hazırlamaya başlıyoruz. Bugün Frans izinli. Yanında getirdiği ilaçları alarak dinlenmeye çekiliyor.

Büyük boyut için tıkla!

  • Kamp Yeri : Tota Yaylası - Orman
  • İşletmesi Yangın İstasyonu
  • Rakım: 1600 m.
  • Alınan Yol : 120 km.
  • Ortalama Hız : 15 km.

    Gece Yarısı Motorsiklet Lastiği Tamiri

    Akşam yemeğinde makarna ve sucuk var. Birde salata yaptık. Menu super, yanımızda biraz ekmekde vardı. Tam yemeğe oturacağız, bir motosiklet sesi, kamp alanımıza yaklaşıyor. Biz bekçi geldi zannettik fakat lastiği ikinci kere patlayan bir vatandaş. Yanında iç lastik tamir aparatı olmadığından, buraya uğramaya karar vermiş, bekçiyi bulurum umuduyla. Bizde ilk önce soframıza buyur ediyoruz. Çok açız, yiyecek sınırlı ama tanrı misafirimiz var. Hep birlikte yedikten sonra, patlak lastiği onarmaya girşiyoruz. Buranın bekçisini değil de bizi bulduğu için aslında çok daha şanslı belkide. 3 yerden patlak lastiğini bir an önce tamir etmek için yardım ediyoruz, çünkü herkes yorgun ve yatmak istiyor.

    Büyük boyut için tıkla!

    Tota Yaylası'ndan Kestel Köyüne iniş

    Sabah eşsiz bir manzara, yorgunluktan güneşin doğuşunu yakalayamadım. Fakat manzara genede güzel. Frans kendini biraz daha iyi hissediyor. En azından miğde bulantısı azalmış durumda. Zaten yolumuz yayladan aşağı doğru. İlk yerleşim birimi olan Kestel'de ona tekrar bir taşıt ayarlamayı düşünüyoruz. Oraya kadar yokuş aşağı inişimiz var. Yokuş inmenin keyfini açıkcası manzara seğretmek için durmakdan dolayı pek fazla yaşıyamıyoruz. Kestel'e vardığımızda bakkalın bizim için evden getiridiği domates, peynir ve salatalık ile köy kahvesinden aldığımız çay eşliğinde kahvaltımızı yapıyoruz. Taşıt bulmak bir dert. Kimse Köprülü kanyona kadar bizi götürmek istemiyor. En iyisi kalın, yarın Isparta'ya araba var diyorlar. Bu bizim için gezimizin sonu demek. Zar zor, bir kişiyi en azından Frans'ı Köprülü Kanyon yolumuz üzerinde ki öteki köye götürmeye ikna ediyoruz. Orada tekrar bir çabalama gerekecek. Bu sefer Frans'ı arabada yalnız bırakarak, Ozan, Sinan ve Ben bisikletle devam ediyoruz. Yol inişli çıkışlı ve doğa çok güzel. Baharın da gelmesiyle doğanın yeniden uyanışı bizi büyülüyor. Rengarenk çiçekler ve yeşilin her tonu, uzakdan gözüken karlı doruklar...

    Büyük boyut için tıkla!
    Kasımlar köyüne geldiğimizde Frans'ı kahvenin önündeki ağaç gölgesinde kestirirken buluyoruz. Anlaşılan hala durumu çok iç açıcı değil. Burada ufak bir mola, çay ve biskuvi yedikten sonra, tekrar taşıt aramak için sosyalleşiyoruz. Ozan ile Sinan, Belediyebaşkanı ile görüşmeye gidiyorlar. Maalesef sonuç yok... Bir saati geçti biz köy kahvesinin önünde, çocuk ve gençlerin saatlar süren şaşkın ve ifadesiz süzüşleri ile orada oturuyoruz.

    Köprülü Kanyon'a Varış

    Sonunda daha önce konuştuğumuz birileri geliyor ve bizi Köprülü Kanyana kadar götürebileceklerini söylüyor. Bu sefer hepimiz bisikletleri arkaya atıyoruz, çünkü köy halkı yolun çok fazla yokuş ve zemininde çok kötü olduğunu söylüyor. Frans'ı Köprülü Kanyon'da uzun süre tek başına bekletmek ve o kadar tırmanışı yapmayı bu sıcakta kimse de gözüne kestiremiyor.

    Büyük boyut için tıkla!

    Muhteşem manzaralı iniş ve çıkışları maalesef arabanın arkasında seğredip, şöförümüzden yörenin tabiatı hakkında bilgi alıyoruz. Arabanın arkasında bisikletlerin arasına Ozan ve ben sıkıştık. Arka kapıdan gelen toz içeriyi resmen nefes alınmaz hale getirdi. Ben ön tarafda açık olan cama sanki arka koltuktaki köpeğin kafasını dışarı çıkarma sevdasına kapılmış gibi çıkartıyorum. Büyük yokuşlar bitti, artık güzel hafif meğiller başladı ve zemin asfalt oldu. Zaten yaklaşık 25 km. kaldı sayılır.

    Sinan burada arabadan inerek bisikletle Köprülü Kanyon'a devam etme teklifimi kabul ediyor. Çok mutluyum, toz yutmak yerine yüklerden de kurtulmuş bir şekilde pedal basacağız. Arabayı bıraktıktan sonra, Sinan ile yüksek tempoda pedal çevirmeye başlıyoruz. Rüzgarı hissetmek, muhteşem zakkum çiçekleri ve yeşillik içerisinde rampaları tırmanmak çok hoşuma gidiyor. Artık Torosların yüksek ikliminden, dev çam ağaçları değil manzaramız makilerden ve kekik kokularından oluşuyor.

    Büyük boyut için tıkla!
    Artık çok yaklaştık, karşıdan gelen bizimkileri bırakmış gelen araba bizi görünce yavaşlıyor ve hayretler içerisinde "Ama ben daha onları yeni bıraktım diyor ?" Bu kadar hızlı gelebilmiş olduğumuza inanması zor geldiğini anlıyoruz... Köprülü Kanyon'dayız sonunda. Eh, hızlı gitmenin verdiği bir yorgunluk var. Çayın karşısında, yeşillik bir alanda çadırımızı kuruyor ve kamp işlerine girişiyoruz. Son gün olması beni biraz buruyor. Frans tamamen iyileşmiş gibi. Ozan'ın kolu ve şişlikleri inmiş ve otobüsde doruk noktasına gelen boğaz ağrısı ve nezlesinden de eser yok. Aslında ekip olarak daha yeni ısındık ama yarına sadece uçağı yakalamamız için yapmamız gereken 100 km. lik bir yol var, yolun çoğu sıkıcı.

  • Kamp Yeri : Köprülü Kanyon
  • Rakım: 320m.

    Büyük boyut için tıkla!
    Sabah erken kalkıyoruz. Biraz uçağı yakalama stresi sarıyor beni. Ne kadar erken kalksakda, çadırı toparlamak, bisikletin üzerine eşyaları yerleştirmek derken gene 8:30 oluyor pedela basmaya başlamamız. Yolun en azından Akdeniz sahiline ulaşana kadar iniş olduğunu umuyoruz. Fakat GPS'e gçre yükseklik sadece 300m. 40km. içinde ne kadar iniş olabilirki derken, zaten hemen yokuşlar başlıyor. Bir iniş bir çıkış. Her yarım saatte bir kafamdan ne kadar kaldı, ortalama kaç ile gidersek uçağı yakalarız geçiyor...

    Büyük boyut için tıkla!

    Havaalanı süprizi, paketlemeden bisikletler uçağa nasıl girecek ?

    Sahile vardığımızda saat itibari ile sınırdayız. Eğer hızımızı 20km. nin altına düşürmezsek 1.5 saat kala Antalya Hava Alanındayız. Sinan'a soruyorum, "Hocam, uçağa bisikletleri böyle sokabilecek miyiz ? ", biraz belirsiz bir evet alıyorum, zaten bende bileti alırken sormuştum, "Bisikletleri koymakda bir sakınca var mı diye ?", tabi kimse bizim 45 dak. kala hava alanında olacağımızı ve bisikletleri paketlemeden uçağa vereceğimizi tahmin etmiyordu. Hatta biz bile. Sahilden giden yolun düzlüğü bizi hemen takım halinde gitmeye zorluyor. Rüzgardan korunarak hızımız arttırma çabasındayız. Fakat bunu başarabilmek için, Ozan'ı deryalin ne kadar yararlı olduğuna inandırmamız gerekiyor. Bu biraz zaman alıyor ve bir süre tempolu şekilde kopmadan gidiyoruz. Sonlara doğru grup dağılsa ve Ozan inancını yitirsede artık gelmek üzereyiz ve zaman olarak çok bir problem yok gibi. 1 saat kala havaalanına giriş yapıyoruz. Tabi bisikletler için paketleyecek falan zaman yok. Bayram dönüşü havaalanı tıklım tıklım. Bizde ne karton var nede kartonla uğraşacak enerji veya vakit. Mecb uren sıraya giriyoruz. 4 Bisikleti de kenarda bırakıyoruz.

    Büyük boyut için tıkla!

    Tabi, bisikletlerin böyle gireceğini söylediğimizde kocaman bir gülümseme ile "Olmaz ki" yi duymak süpriz olmuyor. Bunun üzerine 20 dakika kadar, bize bisikletleri ek ücret alınamadan uçağa alınacağını söylediklerinden bahsediyor ve firma yetkilisi ile anlaşmaya çalışıyoruz. Haliyle sinirler gergin ama kızmanın anlamı yok, sonuçta uzlaşmak gerek. Artık uçak kalktı kalkacak, son 5 yolcu biz kaldık ve birde 4 bisiklet. Onlar bize hala bisikletlerden ek ücret talep etme bir yana bisikletleri bu şekilde sokamayacaklarından bahsediyorlar. Orta yol bulunamsından çok uzağız ama uçağın kalkış saati geldi ve geçiyor. En sonunda biz lastiklerin havasını indirmeye, ve bisiklet ile birlikte toplam yükümüzün hakkımız olan kiloyu geçen kısmını ödemeyi kabul ederek uzlaşmaya varıyoruz. Aslında bu ücreti ödememiz gayet normal çünkü yükümüz fazla ve onlarda bisikletleri paketlenmeden almamak istemekde haklı, çünkü boyutları itibariyle, yürüyen bantlara sığmıyorlar. Görevliler teker teker elle uçağa götürmek zorunda kaldılar. Yaşadığımız stresli ve gergin ilişkiler yüzünden aslında bu durumda biraz haksız olmamıza da rağmen teşekkür edecek bir ortam olmuyor.

    Büyük boyut için tıkla!

    Istanbul'a geldiğimde gayet yorgunum. Artık bisikletimi sağ salim çıoktığını görmek ve daha da önemlisi bagajlarımı yükleyip eve uçmak istiyorum. Fakat yürüyen bantlardan çıkacak gibi değil, görevliye sorduğumuzda bisikletler nereden gelir diye, bize büyük bagajlar şuradan gelir diyor. Gösteridiği bant sadece 30 cm. daha geniş ! Nihayetinde uzun beklemeler ve telsiz görüşmelerinden sonra görevlilerden ikisi gidip bizim bisikletleri kapıdan geçirerek getiriyorlar. Gezimizi ilginç bir uçak macerası ile noktalamış bulunuyoruz.

  • Rota : Isparta - Eğirdir - Kovada - Tota Yaylası - Köprülü Kanyon - Antalya
  • Başlangıç Noktası : 950 m.
  • En yüksek Nokta : 1650 m.
  • En düşük Nokta : 0 m.
  • Alınan Yol : 300 km.
    Büyük boyut için tıkla!


     

  •  
    Yayın Sponsoru
      Patika

    Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
    Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

    Londra'da bisikletle 10 gün

    Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
    Devamı » » » 

    Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

    Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
    Devamı » » » 


    Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
    Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
    Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
    Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
    Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
    Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
    Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
    Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
    Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
    Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
    Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
    Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
    Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
    May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
    Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
    Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
    Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
    Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
    Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
    Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
    Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
    Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
    Patika Arşivi

     

      Bu yayın 4596 kez okundu.
      Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
      Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


     

     
      Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
      Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

    Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015