geçmektedir. Hanın inşası, anlaşıldığı üzere çok olumsuz şartlara sahip bir arazide yaklaşık 400 yıl öncesinin teknolojisi ile herhangi bir proje, statik hesap vb. altyapı çalışması olmadan yapılmıştır. Tamamen insan gücüne dayalı olarak yapılan bu han, Osmanlı han mimarisinin en gelişmiş örneklerinden biridir. Şu anda burası bir otel. Cinci Han Oteli. Mimarisi gerçekten büyüleyici. Fiyatı: sabah kahvaltısı dahil kişi başı 30 lira. Hafta sonunu geçirmek için oldukça ideal bir yer. Bu arada Safranbolu'da bir bayan ve erkek iki Hollandalıyla tanışıyoruz. Onlar da bisikletçilermiş. Safranbolu civarında kondisyon yaptıktan sonra Sinop'tan doğuya doğru gideceklermiş. Bize "siz şu ana kadar gezerken Türkiye'de Türk olarak gördüğümüz tek bisikletçisiniz" demesi de beni hiç şaşırtmadı doğrusu. Alışverişimizi yaptıktan sonra Safranbolu'dan Karabük'e 10 dk. da iniyoruz. Yol tamamen iniş ve birbirine çok yakın. Karabük'ten 6-7 km ileride Yenice yolu üzerinde kamp atıp ateşte kızarmış sucukları bir güzel mideye indiriyoruz. :)
 | | Yenice yolu üzerinde kamp kurduğumuz bölge | Büyük boyut için tıkla! |
6. gün  | | | Büyük boyut için tıkla! | Sabah saat 7 civarı kalkıp 8 gibi Yenice'ye doğru yola çıkıyoruz. Yol boyunca Filyos çayını takip ediyoruz. Bu arada birçok tünel de var. Eğer bu yoldan geçerseniz yanınıza arka reflektör ve far almayı kesinlikle unutmayın. Çünkü uzun ve virajlı tünellerde göz alışmadığı için hiçbir şey gözükmüyor.  | | Yenice'ye giden tünellerle dolu yol... | Büyük boyut için tıkla! | Ayrıca yola paralel olarak giden tren yolunun oluşturduğu görüntü de ayrı bir renk katıyor. Tünelli yolun bir kısmını gruptan biraz önde geçtim. Bu sırada bir tünelden geçerken karanlıkta 2 kuş başımın üzerinden geçmeye başladı. Başta yarasa olduğunu düşünerek biraz tedirgin oldum. Fakat tünelden çıktığımda iki küçük kırlangıç olduklarını ve benimle oyun oynadıklarını anladım. Bir süre orda bekledim yaklaşık 15- 20 defa adeta savaş uçağı gibi karşıdan gelip yüzümün birkaç santim yakınından hızla geçerek beni baya bi eğlendirdiler doğrusu :) Yenice'ye doğru giderken sol tarafta kayaların arasından dağ suyu iniyor. Ben de sıcaktan kavruluyor olunca dayanamayıp kendimi yukarıdan akan bu küçük şelalenin altına attım. Oldukça güzel bir duygu tavsiye ederim :)  | | Yolun manzarasına ayrı bir renk katan tren yolu | Büyük boyut için tıkla! |  | | Yol kenarında bulunan küçük şelaleler | Büyük boyut için tıkla! | Ayrıca bu söylediğim yerden az ileride bir çeşme ve küçük bir parkı olan dinlenme yeri de var. Burada kahvaltımızı yaptıktan (burada yiyecek bulunmuyor) sonra yola devam ederek Yenice'ye vardık. İşte Turun tesadüfen bulduğumuz ve en güzel bölümü!!!
Yenice-Şeker Kanyonu Maceramız!!!!
Bu bölümü ayrıca anlatıyorum çünkü Yenice-Şeker kanyonu turun en güzel bölümüydü. Ayrıca bu bölgeyi özel olarak tanıtmak istiyorum. Yenice'ye varmadan birkaç km. önce Bir köprüden geçtik. Köprüde altından geçen derenin ismi yazıyordu "Şeker". Fakat herhangi bir tabela olmayınca Müfit abi ile önden Yenice'ye doğru devam ettik ilçe merkezine gelip arkada olan Bülent abiye telefon ettiğimizde Şeker kanyonunun girişinin geçtiğimiz köprünün yanındaki patika yol olduğunu öğrendik. Bir tabelası dahi yoktu!! Biz Müfit abiyle merkeze kadar gelince belediyeye bilgi almak için uğradık. Orada bizi oldukça iyi karşıladılar. Başkan olmadığı için o sıra danışmanıyla görüştük. Bölge hakkında bilgi aldık; kanyona bir rehber olmadan girmek oldukça sakıncalı. Zaten orayı tek bir kişi biliyor. İsmi Ahmet Şükrü ELBİR. Kendisi aynı zamanda orman mühendisi ve orayı keşfetmiş olan kişi. Kendisini telefonla aradılar fakat mesaide olduğu için bize bugün yardımcı olamayacağını fakat yarın gelebileceğini söyledi. Bizim planımız ise bugün kanyona girip aynı gün yola devam etmek.sonunda kanyonu görüp ona göre kalıp kalmayacağımıza karar vermek üzere geri döndük. Kanyona giriş yolunun hemen karşısında Şeker Piknik adında bir yer var. Burada kamp da kurulabiliyor. Demir atları yükünü boşaltıp patika yola girdik.Yol yaklaşık 10 km tırmanış.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Bölgeden o kadar etkilendik ki patika yoldan kanyonu ve çevredeki bitki örtüsünü görmemizle ertesi gün kalıp kanyona girmeye karar vermemiz bir oldu.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Timur abinin o gün aramızdan ayrılmasıyla tekrar 3 kişi olduk. Bu arada orada bisikletle derenin içinden karşıya geçme tecrübesini de yaşadım. :) Çok zevkli yalnız akorda biraz zarar veriyor. Tabi ıslanmayı da göze almanız lazım. :)  | | | Büyük boyut için tıkla! | Ben tekrar dönüp belediyeye kalmaya karar verdiğimizi haber verdim. Dönüşte Şeker Piknik'e kamp attık. Ağaçlık bir alan, iki küçük ev, bir tuvalet ve bir yemek yapma yerinden oluşan şirin bir yer.İlçede turizm amaçlı olarak yapılmış tek yer. Maalesef konaklama amaçlı bir pansiyon bulunmamakta. Fakat yakında buraya bir pansiyon açılacak. Kamp kurduğumuz yerin sahibi olan Şeker ACAR ve oğlu bizimle çok ilgilendi ve oldukça sıcak karşıladılar.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Akşama doğru bisikletlerimizin bakımını yaparken belediye başkanı Mustafa AKAY kamp kurduğumuz yere geldi. Bizimle oldukça ilgilendiler. Rehberimiz olan Ahmet abiyle birlikte yörenin, ormanın ve kanyonun özellikleri hakkında konuştuk. Dünya Ormancılık Örgütü FAO'nun dünya üzerinde belirlediği mutlak korunması gereken alanlar içinde 100 adet sıcak noktadan 9'u Türkiye'de bulunuyor. Bunlardan biri de Yenice ormanları. Bunun nedeni bu ormanlarda tropik bölgeler dışında, dünyada pek az ormanda görülecek kadar çok sayıda ağaç, ağaççık, bitki ve yaban hayvanının bir arada yaşamakta olduğundandır. Buna orman denizi özelliği de deniyor. Ihlamurdan tutun meyve ağaçlarına, papatyalara kadar birçok bitki çeşidi bulunuyor. Yöre halkından öğrendiğimize göre bundan yaklaşık 20-25 sene önce ormanda Alman usulü denilen bir kesim yapılmış. Bu teknikle orman katledilmiş, ağaçların türüne bakılmaksızın kesilmiş. Fakat bu kesim durdurulduktan sonra tahrip olan orman zamanla kendini yenilemiş ve tıpkı tıraş olunan sakal gibi daha bir gürleşmiş. Daha sonra da Yenice halkı ormana sahip çıkmış. Şu anda doğal hali korunmakta ve milli park statüsüne girmesi için verilen teklifin sonucu beklenmektedir. Daha önce bölgede National Geographic Channel 2 defa belgesel çekmiş. Yakın zamanlarda da TRT bir belgesel yayınlamış. Bu bilgileri aldıktan sonra kanyona girmek için daha bir heyecanlandık. Belediye Başkanını uğurlayıp Şeker ustanın yaptığı kömürde kızarmış tavukları mideye indirdikten sonra bir sonraki gün 9:30 da şeker kanyonuna hareket etmek üzere uykuya daldık.
7. gün Ertesi sabah saat 8 gibi uyanıp kahvaltıyı yaptıktan sonra Ahmet abi de belediyenin gönderdiği kamyonetle birlikte geldi. Kamyonete atlayıp Kanyona gireceğimiz yere geldikten sonra Bülent abiyi bisikletiyle fotoğraf çekmek üzere gönderdikten sonra rehberimiz Ahmet abi Müfit abi ve ben kanyona girişi yaptık.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Kanyona giderken yanımızda sudan etkilenen herhangi bir şey götüremedik. Çünkü bazı yerleri yüzerek geçmeniz gerekiyor. O yüzden esas harikaların içinde bulunduğu kanyonda maalesef fotoğraf çekemedik. Fakat gerçekten fotoğraflarla, kelimelerle anlatılamayacak kadar büyüleyici bir yer.  | | Şeker Kanyonu girişi | Büyük boyut için tıkla! | Ben "bisikletçiye başka şey yakışmaz" diyerek bisiklet taytımla daldım suyun içine!!!(bakmayın öyle dediğime mayomu yanıma almayı unutmuşum...:)) Suyun içinde ilerlerken gökyüzünü göremiyorsunuz. Çünkü orman her yerden fışkırıyor.Kendinizi Afrika'daki yağmur ormanlarındaymış gibi hissediyorsunuz.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Kanyon diğerlerine göre daha genç olduğu için dar geçitler bulunuyor. Kayaların görüntüsü adeta birer sanat eseri!! Bir yerde gördüğümüz görüntü ise çok ilginçti. Uçurumdan düşen bir kaya iki duvar arasına sıkışmış ve havada duruyor. Adeta bir köprü gibi. İnsan onun altından geçerken "ya benim üzerime düşerse." diye düşünmeden edemiyor. Ayrıca bir yerde de doğal bir kaydırak var!!! Ahmet abinin mecbur olarak geçirttiği iki yerden biri bu kaydırak. Üzerinden geçen sulardan dolayı kayganlaşmış olan kayanın tepesine çıkıp kaygan yüzeyinden kendinizi aşağıya bırakıyorsunuz. Gerçekten çok güzel bir duygu. yaklaşık 1 saat sonra güneş gören bir yere varıp orada titremekten birbirine çarpan dişlerimizi durduruyoruz.:)  | | | Büyük boyut için tıkla! | Kanyondan geçerken gördüğümüz bir diğer ilginç yer ise kayalar üzerinde oluşmuş yan portreden bir insan silueti. Hatta bu siluet Atatürk'e de çok benziyor. Yaklaşık 1,5 saat sonra bir su kaynağına varıyoruz. Girmek zorunda olduğumuz ikinci yer.!!! Ahmet abi buraya kafasını sokmayana geçiş yok diyor ve biz de kendimizi yeraltından çıkan su kaynağının buz gibi sularına atıyor daha sonra da bağıra bağıra çıkıyoruz :) Bu kaynak bize yolun yarısına kadar geldiğimizi gösteriyor. Yol buraya kadar oldukça tehlikeli geçişlerle doluydu. Ben şahsen bir defa kuru bir dala güvenince iyi bi tehlike atlattım. Buradan sonrasında daha az riskli. Fakat bu sefer de su kaynağından dolayı suyun kireci azalıyor. Bunun anlamı buz gibi kaygan taşlar. Tabi bunun yanında ayakları ağrıtacak dercede buz gibi bir su. Zamanında köye su götürülmesi amacıyla kaynağın önüne bir set yapılmış ve kanyon boyunca borular döşenmiş. Fakat zamanla ne set kalmış, ne de borular. Daha bir damla su bile götüremeden doğa seti yıkmış. Bereket ki bazı borular halen duruyor. Biz de yolun bir bölümünü o boruların üzerinden giderek buz gibi sulara girmeden geçmiş olduk. Yoksa daha dişlerimiz birbirine çok çarpacaktı :) Kanyonun sonuna vardığımızda kısa bir süre için de olsa güneşin altında olmak oldukça iyi geldi. (sonra yanmaya başladık tabii) Fotoğrafta da gördüğünüz gibi kanyonda yanmamak için kabak yaprakları çok iyi bir giysi. Dedik ya kanyon modası!!! :)) Bu kanyon diğerlerine göre daha genç ve suyu daha az olduğu için özel bir teçhizat olmadan geçilebiliyor. Fakat buraya yolunuz düşerse yanınızda suda kaymayan lastik ayakkabı, kask, eldiven (kaygan kayalardan elinizin kaymaması için) riskleri daha aza indirecektir.  | | | Büyük boyut için tıkla! | Kanyon macerası bittikten sonra tekrar Şeker Piknik'e dönüp eşyalarımızı toparladık. Malzemeleri yükledikten sonra sürdük demir atlarımızı. Önce teşekkür etmek için Yenice belediye başkanına uğradık. Kendisi her zamanki misafirperverliğiyle bizi yemeğe davet etti, fakat bizim o kadar vaktimiz olmadığı için yemeğe kalamadık. Bizi kapıya kadar uğurlaması da ayrı bir jest oldu.  | | Yenice Belediye Başkanı Mustafa AKAY ile... | Büyük boyut için tıkla! | Aslında biz Yenice'yi tam anlamıyla gezemedik. Yenice'de Şeker Kanyonunun haricinde Göktepe Tabiat Parkı, Fındıkaltı Bağbaşı ve Sorgun Yaylası bulunuyor. Ayrıca ormanda çok güzel tırmanış rotaları var. Yenice mutlaka her doğa severin en az bir defa gitmesi gereken henüz keşfedilmemiş bir doğa harikası. Eğer doğayı gerçekten seviyorsanız Yenice'ye mutlaka uğramalısınız. Sonradan yaptığımız plan değişikliğiyle Zonguldak'a doğru demir atlarımızı sürmeye başladık. Hedefimiz şehrin girişindeki Gökgöl mağarası ve Zonguldak'ta eskiden kullanılmış fakat şu anda turizme açılmış maden ocaklarını gezmek. Zonguldak'a yaklaşık 40 km kala bir arazide kamp attık. Kamp yeri bulmakta zorlandığımız tek gündü diyebilirim.
8. gün Ertesi gün saat 10 civarı Zonguldak'a doğru yol aldık. Diğer geçtiğimiz yollara göre bu yolun çok güzel olduğunu söyleyemem. En kötü tarafı diğerlerine göre daha kalabalık olması. ayrıca yol yapımı çalışmaları da var. Şehrin girişinde Gökgöl mağarası bulunuyor. Yaklaşık 4 km uzunluğunda. Fakat sadece 875m lik kısmını gezebiliyorsunuz. Diğer bölgelere giriş aydınlatılmamış olduğu için yasak. Benim fikrim mağarayı düzenlerken doğal görünümünün bozulmamasına fazla önem verilmemiş. Ayrıca ışıklandırma da oldukça amatörce. Çevredeki taşlara yönlendirilmiş olması gereken ışıklardan bazılarının yönü düzgün olmadığı için insanın gözünü alıyor. Tabi tamamiyle doğal ve az bilinen bir kanyondan geçtikten sonra bu şekilde suni bir görüntüsü olan yere girmek çok da fazla ilgi çekmiyor. Yalnız hakkını yemeyelim oldukça ilginç yapıya sahip bir mağara. Zonguldak'a vardığımızda ilk işimiz biletleri almak oldu. Daha sonra bahsettiğim eski maden ocaklarına bakmaya karar verdik. Fakat ya böyle bişey yok ya da yöre halkı bundan haberdar değil. Çünkü burayı tarif edecek birisini bulamadık. Bu haberi de aldıktan sonra Yenice'de bir gün daha kalıp orayı daha fazla gezdikten sonra Ankara'ya dönmediğime pişman oldum. Bundan dolayı tavsiyem Yenice'ye gidiyorsanız en az 2 gününüzü ayırın. Şehirde biraz gezindikten sonra terminale gelerek toplam olarak 370 km'lik bir turu noktalamış olduk.
Genel olarak oldukça eğlenceli olan, arada yağmur ve benzeri durumlardan dolayı sıkıntılar yaşadığımız, iyi tesadüflerle dolu bir tur oldu. Planımız Ilgarini mağarasından dolaşıp Safranbolu, oradan Karabük'e gidip dönmekti ama tesadüfler bizi çok daha farklı ve güzel taraflara yönlendirdi. :)
Karadeniz gerçekten çok güzel. İnsanın içini okuyor. Dertlerini alıp götürüyor. Ne varsa silip atıyor. Kafasını dinlemek isteyen tüm doğa sever arkadaşlara tavsiye ederim.
Bu arada tur sırasında aramızda bulunamayan fakat bize rotamızı çizmekte ve planları yapmakta büyük yardımları dokunan Bisiklet Sevenler Derneği Ankara temsilcisi Berk BAYSAL'a, Yenice'de bizi sıcak ve misafirperver karşılayan Yenice Belediye Başkanlığına, kaldığımız zaman boyunca elinden gelen her türlü imkanı sağlayan Şeker Piknik'e ve bize Şeker Kanyonunun harikalarını gösteren Ahmet Şükrü ELBİR'e çok teşekkürler.
Y.Ergun
|