Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
23 . Kasım . 2017  
Brentjens'ten Nasıl 4 Saat Fark Yedim?
Ischgl Ironbike 2005

Brentjens'ten Nasıl 4 Saat Fark Yedim?

Yazar: Cüneyt Kazokoglu
8.8.2005

Galip sayılır bu yolda mağlup.

Namık Kemal

Kabaca şimdi 20-40 yaşları arasında diyebileceğimiz benim kuşağıma bir soru: Popomuza yediğimiz şaplağın etkisiyle bağırarak başlayıp „taht misali o musalla taşında“ biten 70-80 (hadi Allah uzun ömür versin hepimize) 90-100 yıllık ömürlerimizde sonu gerçek ve kalıcı bir tatmine çıkan kaç hayal kuruyoruz? Neresinden tutulacağı belli olmayan kaypak bir mutluluğu sağlayacağına inandığımız para, kariyer, iktidar gibi geçici hırsların hüküm sürdüğü hayatlarımızda hayaller süpermarketinin yat-kat-araba reyonundan ne kadar çıkabiliyoruz? İnsanı hayvandan ayıran belki en büyük özellik olan muhayyilemizi hayvanî hırsların ötesine ne kadar götürebiliyoruz? Oysa Cemal Süreya’nın dediği gibi:

Hayat kısa,
Kuşlar uçuyor…

Trenin yemekli vagonunun penceresinden yeşilin onlarca tonu bir ırmak gibi akarken aklımdan bunlar geçiyor, bir de önüme yemekle gelen siyah ekmekte ne kadar karbonhidrat olduğu. Ömrümün son demlerinde arkama yaşlanıp mutlu-mesut yudumlayacağım gerçekleşen hayaller şarabının fıçısına rüyalarımın bağından bir avuç üzüm daha atmaya gidiyorum. Hedefim dünyadaki tek günlük dağ bisikleti yarışlarının en zorlarından biri: Ischgl Ironbike, 77km, 3607m irtifa çıkışı. Fakat iyisi mi filmi başa saralım…

Ironbike

Ironbike yolculuğu aslında Temmuz ayında başladı denilebilir. Mayıs ayında katıldığım 38km ve 1240m irtifa çıkışlı Babenberger Trophy yarışından sonra arada gitmek istediğim ve yine UCI dünya kupası kapsamında yer alan Salzkammergut Trophy’yi atladım. Oysa sezon planım giderek artacak bir şekilde Babenberger Trophy (38-1240), Salzkammergut Trophy (54km-1934m irtifa) ve Ironbike (77km-3607m irtifa) idi. Yaklaşık olarak aradaki yarışı atlamamla birlikte başladı Ironbike hedefiyle idmanlarım, MTBTR Forum’da da bunu paylaştım.

Ironbike bu yıl 11. defa yapıldı. Her yıl üç kategoride gerçekleşiyor. Kısa tur Ischgl kasabasından başlayıp gene orada son buluyor, 27km / 698m irtifa. Orta tur aynı zamanda Avusturya’da Tirol eyaletinin maraton şampiyonası, 46km / 1978m irtifa. Ironbike’ı Ironbike yapan ise elbette uzun tur, 77km ve 3607m irtifa. 77km kulağa bir yarış için o kadar fazla gelmese de 3607m irtifa maraton yarışlarında fazla rastlanan bir ölçü değil. Karşılaştırılabilecek bir yarış Salzkammergut Trophy’nin maraton mesafesi idi: 101km, 3617m irtifa çıkışı. Ironbike o yarıştan 24km daha kısa olması nedeniyle daha dik yokuşlara sahip. Çok fazla iniş çıkış içermeyen profilinde iki tane çok zor tırmanış var. Genç Alp silsilesinin vadisinde 1300m rakımdaki Ischgl kasabasından başlayıp 2800m’nin üzerine çıkılıyor, bu birinci tırmanış, sonra tekrar 1500m’ye inip tekrar 2750m’ye çıkılıyor, bu da ikinci tırmanış. Akabinde gene 1300m Ischgl’a inen kelimenin tam anlamıyla öldürücü bir rota.

Açıklamalı parkur kesidi
Açıklamalı parkur kesidi
Büyük boyut için tıkla!

Ironbike’in uzun parkurunu zaman sınırı içinde bitirenlere Ironbike Finisher trikosu hediye ediliyor. Her yıl yaklaşık 150-200 kişiye verilen, piyasada satılmayan bir triko bu.

Bir Gün Önce

Yarıştan önceki Cuma günü hava çok güzel. Mavi bir gök, arada pamuk gibi dağıtılmış beyaz kümülüs bulutları, ılık bir hava. Avusturya Alplerinin kartpostallara konu olacak derecede güzel resimler çizdiği manzaralar sarmış her tarafı.

Bir gün önce hava gayet güzel
Bir gün önce hava gayet güzel
Büyük boyut için tıkla!

Ischgl
Ischgl
Büyük boyut için tıkla!

Ischgl
Ischgl
Büyük boyut için tıkla!

Ironbike Avrupa’daki en büyük organizasyonlardan biri ve Ischgl belediyesi tarafından fazlasıyla destekleniyor. Bunun yanında geçtiğimiz yıla kadar Giant firması yarışın en büyük sponsorlarından biriydi, bu yıl Giant’ın yerini Alman bisiklet markası Haibike/Winora almış durumda. Dolayısıyla organizasyonun büyüklüğü gerçekten göz kamaştırıcı. Cuma günü kasabada düzenlenen kısa bir turdan oluşan gösteri amaçlı yarışta Bart Brentjens, Karl Platt, Roel Paulissen, Mannie Heymanns gibi dağ bisiklet dünyasında en tepeye oynayan kim varsa yarıştılar. Yine Cuma günü program dahilinde bisikletle akrobasi gösterileri yapıldı, makarna partisi verildi. Genel olarak havanın da güzel olması nedeniyle atmosfer son derece sıcak. Şehirde her taraf bisikletli kaynıyor, kasabanın etrafındaki yollar yarış öncesi ön yüklenme idmanı yapan bisikletlilerle dolu. Sırtıma ve bisiklete takacağım 2 tane numaramı, çipimi, katılımcılar için hazırlanmış zarfımı alıyorum. İçinde çipin montaj kılavuzu ile daha önce mail adreslerimize gönderilen 3 sayfalık bilgi, kablo kelepçeleri, çengelli iğneler (numara için) ve yarış sonrası havuz, yemek, içecek vs. kuponları var.

Mannie Heymanns, Bart Brentjens, Roel Paulissen
Mannie Heymanns, Bart Brentjens, Roel Paulissen
Büyük boyut için tıkla!

Sağdan sola: Brentjens-Platt-Paulissen
Sağdan sola: Brentjens-Platt-Paulissen
Büyük boyut için tıkla!

Aynı üçlü yarış esnasında
Aynı üçlü yarış esnasında
Büyük boyut için tıkla!

Cuma günü gösteri
Cuma günü gösteri
Büyük boyut için tıkla!

Buna göre en önemli bilgi saat sınırları ve beslenme istasyonları. 0830’da başlayacak yarışta birinci turu bitirip yol ayrımına gelmek için son saat 11:00. Bu saatten sonra gelenler orta ve uzun mesafeye bırakılmayacaklar. Kezâ orta tur ile uzun tur arasındaki yol ayrımına gelmek için de 4 saat var, 12:30’dan sonra o ayrıma gelenler uzun parkura bırakılmayacaklar. Dolayısıyla ilk hedef: 12:30’dan önce uzun parkur ayrımına ulaşmak. Bu da ilk 37km için yaklaşık 9km/s’lik bir ortalama hız demek.

Beslenme istasyonları km/irtifa olacak şekilde:

10/1600
30/1600
36/2500
57/1860
63/2615
Ve bitişteler.

Buna göre beslenme planımda istasyonlar haricinde 2 litre Isostar long energy, 7 tane powergel, 1 tane de powerbar bulunuyor. Yarışın başlamasından yarım saat önce powerbar yenecek, yarış esnasında 45 dakika ara ile powergeller yenilecekler, ayrıca bunlar beslenme istasyonlarının noktaları ile koordine edilecek. Zaten pedal çevirmekten halimin kalmayacağı bir ortamda fazlasıyla kontrol isteyen bir program.

Cuma gecesi nispeten erkenden yatıp uyuyorum.

Büyük Gün Cumartesi

Cumartesi uyanış saatim 06:00. Dışarıda havaya bakıyorum, dünle alakası yok, çıkacağımız zirveler sis ve bulutla kaplılar, sağanak var, her taraf ıslak, soğuk, sanırsınız tarih 6 Ağustos değil 6 Kasım. 08:30’daki çıkıştan iki saat önce kahvaltı etmiş olmak amacındayım, dolayısıyla aşağı iniyorum fakat ayaklarım geri geri gidiyor. Son 1 haftadır hava durumunu takip ediyor olmama rağmen dünkü minik umutlarımın boşa çıkmış olması asap bozucu elbette. Kahvaltıda tahıl gevreği var bolca, portakal suyu, sütlü kahve… Akabinde tulum dolduruluyor, çantaya iki adet yedek lastik, pompa, zincir aleti gibi parçaların yanında besin maddeleri konuluyor. Biraz daha yatakta yatıyorum televizyon karşısında, içimde bir umut, belki güneş acar, lâkin heyhât. Yağmur üstüne üstlük hızlanıyor gibi geliyor bana.

Cumartesi sabah gidon bölümü
Cumartesi sabah gidon bölümü
Büyük boyut için tıkla!

Cumartesi sabah dağlar
Cumartesi sabah dağlar
Büyük boyut için tıkla!

Cumartesi sabah sağanak
Cumartesi sabah sağanak
Büyük boyut için tıkla!

08:00 gibi çıkıyorum, amacım yarışa kadar olan sürede biraz ısınmak. Havanın soğukluğu düşünülürse (Ischgl’da 12°C civarında, zirvelerde 2-3°C) ısınmanın önemi daha iyi anlaşılır. Yaklaşık 20 dakikalık bir ısınma turundan sonra çıkışta yerimdeyim, etrafım gene binbir renkli trikolar, bisikletlerle dolu. Yağmur dinmiş durumda. Ve bir anons geliyor: Hava muhalefeti nedeniyle birinci zirve, Greitspitze’ye çıkılmayacak, Idjoch’tan doğruca Salaaserkopf’a geçeceğiz. Yani 2850m’ye çıkmadan 2750m’den dönülecek.

Çıkış öncesi
Çıkış öncesi
Büyük boyut için tıkla!

Çıkış sırasındaki uygulama gene profesyonellerle amatörlerin bir arada olduğu bütün yarışlardaki gibi: En önde çıkış numarası ilk 30’a kadar olanlar mevcut, Brentjens’ler yani. Onların arkasında UCI lisansına sahip olanlar, en arkada da biz amatörler. Çıkış hareketli olacak. Yani öndeki polis arabalarının arkasından kasabanın içinde tur atacağız, akabinde kasaba çıkışına gelince polis arabaları ayrılacak ve asıl yarış başlayacak. Geri sayım anlarında her zaman olduğu gibi insanın içinde bir gıcıklanma… tatlı bir heyecan, sevinme, coşku. Hoparlörlerden bangır bangır Anastacia bağırıyor ama herkesin müzik zevki farklı, benim aklımdaki şarkı:

Ground control to Major Tom
Take your protein pills and put your helmet on

Ve çıkış anı. Ischgl’ın içinden geçerken insanlar yol kenarlarında toplanmışlar, alkışlıyorlar. Amatör bir bisikletçinin bile kendini Fransa Turu’nda pelotonda hissetmesini sağlayan bu anlar için geliyoruz belki de buralara. Yüzlerce kişiden oluşan canlı bir vücut gibi kasabanın sokaklarında kayarken seyircilerin coşkusunu yaşamak gerçekten çok güzel. Sonradan öğreniyorum, çıkışta kasabadan 12 dakika 28 saniyede 122. sırada çıkmışım.

1. Tur

Birinci tur yarışın en kolay kısmı denilebilir. Ischgl’dan çıktıktan sonra yaklaşık 10km boyunca hafif bir şekilde başlayıp sonra dikleşen yokuş 10.km’de beslenme istasyonundan biraz sonra son buluyor. Yağmur arada çiselese de hava sabaha oranla daha açık, daha aydınlık. Kafamdaki plan doğrultusunda birinci turun sonuna 1,5-2 saat arasında gelmem gerek. Bu tarz yarışlarda katılanların %70’inin sizden daha iyi kondisyona sahip olduğunu ya da uzun rotada değil de kısa ya da orta rotada yarıştığını, geri kalanların %20’sinin sizin yaptığınız üzere uzun vadeli bir plan dahilinde yarışmadığını baştan kabul etmek yol boyunca sürekli olarak birileri tarafından sollanıyor olmanız gerçeğini kabul etmede ve bu duruma isyan edip planı programı bir kenara atmayı önlemede oldukça etkili.

Daha önceleri de yaptığım gibi amacım kendime tavşanlar bulmak. Hızı benim planıma uyanların peşine takılıp kendimi çektirmek. Birinci tavşanım taytında bir inşaat firmasının reklamı olan bir adam. Gayet güzel bir tempoda gidiyoruz. O kadar ki yaklaşık ilk 8km boyunca adamın arka lastiğinden ayrılmıyorum. Yalnız ilk zirveye tırmanışta bir ara hızı çok düşüyor, arkadan gelenler, sağdan soldan sıkıştıranların olduğu bir ortamda geçmek zorunda kalıyorum. Bu kısımda lastik patlatan birinin yanından da geçiyoruz. İlk powergelimi yutuyorum, akabinde birkaç yudum sıvı almak gerek, tek başına yenilir yutulur birşey değil, ayrıca mideye sıvı ile gitmezse hazmı güçleşiyor.

10.km, ilk beslenme istasyonu. Ormanın içinde bir virajı döner dönmez karşımızda. Yaklaşık 20 bisikletçi kümelenmişler, birşeyler atıştırmakla meşguller. Ellerinde bardaklarla parkur görevlileri hemen geliyorlar, mönüde içecek olarak kola, powerbar, çeşitli aromalarda ve normal maden suyu, yiyecek olarak da Milka çikolata, muz, karpuz, elma var görebildiğim kadarıyla.

Beslenme istasyonundan biraz sonra ilk iniş başlıyor ve yarış esnasındaki –çok şükür- ilk ve tek düşüşümü de gerçekleştiriyorum. Virajın tekinde geçmek isterken geldiğimi görmeyip ideal çizgimi kapayan birine çarpmamak için yüksek hızla yolun sol kenarındaki hendeğe girip sağa devriliyorum. Aklıma ilk gelen şey vites kulakçığı. Yarıştan birkaç hafta önce düzelttiğimiz için acaba kırıldı mı, acaba eğrildi mi korkusu basıyor, neyse ki hiçbir teknik arıza yok. Çok sonra fark edecegim, sağ kalçamda oldukça büyük bir bölüm soyulmuş ve kanıyor. O anda hiç bakacak durumum yok.

İnişten sonra patika bölümü geliyor, burada da sorun önümdekilerin yolumu tıkaması. Haliyle sağ taraf yar, sol taraf duvar şeklinde yarım metre eninde bir patikada sollamak imkânsız, 5 kişi en öndeki birinin peşine takılmış halde kalıyoruz, en sonunda yolun biraz genişlediği bir yerde insaf ediyor, kenara çekiliyor, hepimiz geçiyoruz.

Büyük boyut için tıkla!

Birinci turun bundan sonraki kısmı son derece hızlı geçiyor. 15-27.km’ler arası sırf yokuş aşağı, kısmen asfalt dolayısıyla ortalama 45-50km/s’lik bir hızla geçiliyor çabukça. Ve yine Ischgl’dayım. Birinci tur zamanım 1 saat 47 dakika 13,96 saniye. Şimdiye kadar plana uygun gitti herşey.

Zaman Sınırı Yolunda

Ischgl’da yol ikiye ayrılıyor. Bitiş çizgisine 100m kala ya devam ya tamam seçeneği çıkıyor karşıma, elbette devam. Yol Ischgl’ın içinden geçip yarışın ilk ciddi yokuşuna geliyor, şimdi 1300 rakımdaki Ischgl’dan 2750m’deki Idjoch’a çıkacağız, arada hiç düz kısım yok, durmadan çıkış.

Yaklaşık 37.km’de Velillscharte’de orta ve uzun mesafe parkurlarının yollarının ayrıldığı kontrol noktası bulunuyor. Buraya yarışın başından itibaren 4 saat içinde gelemeyenler uzun parkura bırakılmayıp doğrudan orta parkura yönlendiriliyorlar. Dolayısıyla Ischgl çıkışında tırmanmaya başladığımda en büyük hedefim saat 12:30 olmadan Velillscharte’deki kontrol noktasına ulaşmak. Buraya kadar herşey yolunda gitmiş durumda, kâğıt üzerindeki planla uyum içindeyim. Yalnız bu çıkışların kâğıt üzerinde durdukları gibi durmadıklarını, kontrol noktasına kadar bir defada 1300m irtifa çıkmanın ne manaya geldiğini birazdan anlayacağım.

Tırmanma oldukça dik. Tepeye kadar ortalama eğim yaklaşık %11 civarında. Yürüyenler var, fakat henüz yürüyecek kadar yormuş değilim kendimi. Yalnız ilginç birşey: Ben pedal çeviriyorum, 100m önümde bisikletini iterek çıkan adam sürekli olarak farkı açıyor gibi geliyor bana. Yaklaşık 45 dakika sonra ikinci beslenme istasyonundayım. Tırmandığımız dağlar kışın kayak merkezleri. İkinci beslenme istasyonu da bu kayak merkezlerine çıkan teleferiğin 1600m rakımdaki orta istasyonunun yanında hemen. Yokuşun ortasında olması dinlenme fırsatı vermesine veriyor da dolu mide ile yokuş çıkmak oldukça güç haliyle. Dolayısıyla kendimi dizginlemeye çalışıyorum. Yaklaşık 10 dakika sonra tekrar tırmanmaktayım.

Arada hiç iniş ya da düz yol olmaksızın sürekli olarak tırmanmak, bir defada 1300m’den 2750m’ye tırmanmak ilginç bir deneyim ve insanın sabrının sınırlarını zorluyor. 180 derecelik virajlarla yükseldikçe yükseliyoruz ama hâlâ görünürde bir sonu yok bu yükselmenin. Kafamı kaldırıyorum, teleferik nereye gidiyor diye, bir tepenin ardında kayboluyor teller, önümdeki yolun nasıl bir yılan gibi kıvrıla kıvrıla devam ettiğini, benden yüzlerce metre yukarılarda ve aşağılarda renkli trikolarla ağır ağır ilerleyen noktaları görüyorum, hiç umut verici bir manzara değil, aklıma ilk defa „ara istasyona 4 saatten önce ulaşamazsam…“ şüphesi geliyor.

Yaklaşık 2100m’de (parkur kesitinde Hohe Zirbe civarı) fotoğraf molası. Fotoğraf işin bahanesi aslında, oldukça yorulmuş durumdayım, fakat aşağıda Ischgl, yolun yarısında teleferik istasyonu, karşıda dağlar o kadar güzel bir manzara çiziyor ki durmamak elde değil. Beni gören başka biri daha duruyor.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Soldaki okun altındaki ağaçların arkasında 30.km ve 1600m’de ikinci beslenme istasyonu bulunuyor. Sağdaki okun gösterdiği ise çıkış yaptığımız Ischgl kasabası

Bu noktalarda konuşmalar genel olarak aynı insanlarla. Haliyle yokuşlarda sürekli olarak 4-5km/s hızla yan yana giderken insanın nefes nefese de olsa sohbet edesi geliyor ve çoklukla sorulan soru: „Orta parkur mu uzun parkur mu?“ sorusu. Nedense sorduğum herkes orta parkurcu, anlaşılan uzun parkura girmek isteyip de bu kadar yavaş giden bir tek ben varım.

Ağaç sınırını geride bıraktığımız son bir virajın ardından iç açıcı bir manzara: Teleferiğin son istasyonu, asıl rotanıngeçeceği Greitspitze karşımda.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Bir virajdan sonra karşımıza çıkan asıl rotanın geçeceği Greitspitze zirvesi. Maalesef görünen binalardan hiçbiri zaman sınırından önce ulaşmam gereken istasyon değil.

Yalnız ara istasyon sandığım beyaz lekenin orası olmadığı ortaya çıkınca oldukça hayal kırıklığına uğruyorum. Çünkü zaman daralıyor, burada yaklaşık 40 dakika kaldı 4 saatin bitmesine ve istasyon görünürlerde yok. Etrafımdakilere sorum hep aynı: Ara istasyona ne kadar kaldı biliyor musunuz? 35 dakika kala ara istasyon gözüküyor ama o kadar uzakta duruyor ki, cidden korkmaya başlıyorum. Kalkıp onca yol geldiğim yarışta en istemediğim şey çünkü orta parkura mahkum bırakılmak.

Son bir gayret, son bir gayret. Zamanın dolmasına 10 dakika kala ara istasyondayım, inanılmaz bir rahatlama, ama diğer taraftan biraz şaşkınlık da var, daha doğrusu gerçeğin suratıma attığı tokat canımı acıtıyor. Kafamda yaklaşık 45 dakika önce burada olmak vardı. Yorgunum. 2600m’deyim, hava soğuk, rüzgâr esiyor, durduğum anda üşümeye başlıyorum. Birşeyler atıştırıyorum istasyondan, bir powerbar, bir muz, iki bardak maden suyu…

Uzun Parkur

Uzun parkura giren sondan ikinci kişiyim. Giriş zamanım 3 saat 56 dakika 51,96 saniye. İstasyondan biraz uzaklaşınca o sevinçle durup geriye bakıyorum, istasyon gözüme o kadar çarpıcı görünüyor ki karşı zirvelerin önünde... Buraya kadar çıkmış olmak o anda yarışı bitirmiş olmamla eş değer o anda bence.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Ara istasyon geride kaldı, artık uzun parkurdayım.

Tabii burayı çıkmış olmak birşey demek değil, önümdeki zirveye, yani Idjoch’a kadar bayağı bir yol var. Yine tırmanmaya başlıyorum, yolda iki tane dağcıyla karşılaşıyorum ama dilim bir karış dışarıda kimseye selam verecek halde değilim.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Sağdaki ok asıl planlanan rotanın geçeceği Greitspitze. Soldaki ok ise hava muhalefeti nedeniyle değiştirilen rotanın geçeceği zirve. Ortadaki ok oraya çıkan yol.

Idjoch’a son tırmanışta gücüm yetmiyor artık, inip itmeye başlamadan önce bir resim daha çekiyorum, önümde benden önce uzun rotaya girmiş olanlar varlar, onlar da bisikletlerini itmekteler.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Idjoch’a çıkan yol. Bir önceki resimde ortadaki okun gösterdiği yolun üzerindeyim şimdi.

Bu aşamada bu kadar bitkin olmayı beklemiyorum, daha bu birinci büyük çıkış, buna benzer bir büyük çıkış daha var ne de olsa. Tepede, yarışın iki zirvesinden birinde parkurun bundan sonraki kısmında ara ara beraber gideceğim olan bisikletçiyi yakalıyorum, yarışın en yüksek noktalarından birindeyken poz vermeyi de ihmal etmiyorum. Ara ara beraber gideceğim dedim, oysa yarışın bundan sonraki kısmı çok büyük bir yalnızlık içinde geçecek. Özellikle sonradan yaşayacağım, çıkışlarda 100-200m önümde ve arkamda birer bisikletçi görebileceğim tek insanlar.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Mutlu son. İlk tırmanış bitti, Idjoch’tayım. Arkamda bir önceki resimde çıktığım yol gözüküyor.

Bu yükseklikte hava oldukça soğuk. Sabah yarış başlarken hava durumuna göre 2-3°C idi, şimdi de herhalde ondan fazla değil, üstelik işin kötü yanı son derece şiddetli bir rüzgâr esiyor.

Bu resimlere bakanların aklına yarış ortamında son derece lakayt olduğum konusunda düşünceler gelebilir elbette. Rahatlıkla temin edebilirim ki çektiğim bütün resimler adım atacak halim kalmadığı anlarda durmak zorunda kalınca ortaya çıktılar, hiç fazladan resim çekmek için durmadım.

Idjoch’tan iniş başka bir âlem. Haliyle bir defada 1300 rakımdan 2800 rakıma çıkmak nasıl zorsa, bir defada 2800 rakımdan 1700 rakıma inmek de o derece zor. Frene basmayı bıraktığım anda kilometre saati 40-50-60 diye atlamaya başlıyor, oysa aynı çıkışta olduğu gibi inişte de virajlar 180 derece ve sürekli fren yapmak şart. Yolda virajlardan bazılarının başlarında ikişer ikişer sağlık ekibi bekliyorlar.

Salaaserkopf bölgesinde bir kulübenin önünden geçiyoruz, verandada 6-7 kişilik bir dağcı grubu var, el çırpıp tezahürat ediyorlar biz geçerken.

Belki bu yüksekliklerde havanın etkisi, belki Idjoch’a kadar olan zorlanmamın, Idalpe’de 4 saatlik zaman sınırını ucu ucuna yakalamamın rahatlaması çok ilginç bir durum çıkarıyor ortaya: Salaaserkopf-Alp Trida arasında sevinç naraları ile karışık kesik kesik ağlama nöbetleri geliyor, niye bilmiyorum. O kadar rahatlamış durumdayım ki birinci zirveyi aştığım için, uzun parkurda bulunduğum için, saatte 60km ile yokuş aşağı indiğim için…

İnişin en alt noktası, Laret. Tatile gelmiş insanlarla dolu, asfalt yollardan geçmek biraz olsun rahatlatıyor fakat tekrar tırmanmaya başladığımda inişin yeteri kadar dinlendirmediğini anlıyorum. Kendimi zorlayarak 57.km ve 1860m rakımdaki Samnaun’daki beslenme istasyonuna geliyorum. Burada yaklaşık 10 bisikletçi var. Herkesi bir bezginlik sarmış, herkesin yüzünde bir yorgunluk, herkeste bir „battı balık yan gider“ ifadesi… İstasyon görevlileri ile yolun durumunu konuşuyorum, buradan başlayarak yaklaşık 1000m irtifa çıkışı var çünkü. Söyledikleri yeni birşey değil, ağır ağır çıkılacak, 180 derecelik virajlar halinde durmaksızın çıkan bir yol.

Yaklaşık 15 dakika durmuşum istasyonda. İnsanın canı nasıl alışıyor o haldeyken birşeyler yemeye, birşeyler içmeye! Öte yandan şu anda ikinci bir zaman sınırı karşıma çıkıyor. Uzun parkurun bitirme sınırı saat 17:00. O saatten sonra gelenler klasmana giremeyecekler.

İstasyondan çıkarken istasyon görevlisi kadın arkamdan iterek koşuyor 10-15m. İkinci çıkışın başlarında eğim fazla değil, kendimi frenliyorum, devamlı kafamda „5km/s’ten hızlı gitme“ uyarısı. Idjoch’a çıkarken özellikle son yokuştaki yorgunluğumun tekrar edeceğine eminim, ama ne kadar geç, o kadar iyi.

İkinci çıkış, Zeblasjoch’a yani, herhalde benim o andaki halimden olsa gerek, birincisinden zor geliyor. Eğim dik mi dik, 180 derecelik virajlarda ağır ağır çıkışlar, bitmiyor, bir viraj, bir viraj daha, sonra bir viraj, sonra bir viraj daha… dağ o kadar dik ki nereye çıktığımı da görmüyorum, bir süre sonra vadi de kayboluyor, aklıma, nereden bilmem, Haşim geliyor, gülümsüyor muyum bilmiyorum:

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak…

Herhalde bu yokuşları görse merdivenlerin yerini yokuş alırdı diyor içimden bir ses. Semâya bakıp ağlamak doğru, zaten birazdan sinirimden ağlayasım geliyor.

Bitkin vaziyetteyim. Artık bisiklete binmeyi bıraktım, itiyorum, adım adım, santim santim çıkıyorum. Ve bitmiyor o yokuşlar, ne zirve gözüküyor, ne vadi. Nereye gittiğimi bilmeden, altımda yılan gibi yokuş, üstümde gökyüzü, tırman, tırman, tırman… Arkamdan gelenleri göremiyorum, 3-4 viraj önümde biri var sadece. O da bisikletini itiyor, yalnız bakıyorum yalınayak, ayakkabılarını çıkarmış.

En sonunda bir medeniyet emâresi, parkur görevlilerinin kamyoneti. Kamyoneti geçerken „bravo“ diyorlar, „birşey kalmadı, dayan“ diyorlar. Lâkin o kadar yorgun ve tükenmiş haldeyim ki kamyonetten 20m sonra bisikleti atıp duruyorum. Geriye bakıyorum, ne çıktığım yol gözüküyor, ne başka birşey. Uzaklarda bir yerlerde son beslenme istasyonunun olduğu Samnaun vadisinin ucu, çıktığım yükseklik belli olsun diye bir resim çekiyorum. Bunun coşkusu bir taraftan, daha çıkmam gereken yol diğer taraftan gülsem mi ağlasam mi bilemediğim bir an.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Zeblasjoch yolundayım, aşağıda Samnaun vadisi, o vadide bir yerde beslenme istasyonu var.

Büyük boyut için tıkla!

Resmin açıklaması: Ok ikinci tırmanışın sonunu gösteriyor. Bir önceki resmi çektiğim yerdeyim hâlâ, okun gösterdiği gitmem gereken beslenme istasyonu. Ondan sonra sola çıkış var tekrar.

O kadar uzak gözüküyor ki tekrar inmeye başlayacağım yer. Ayakta duracak halim yok, birkaç derin nefes alıyorum, başım dönmeye başlıyor. Diz çöküyorum. İlk defa olarak ciddî bir şekilde dönmek, bırakmak isteği peydâ oluyor. Yapamayacağım düşüncesi içimde bir iğne gibi. Diz çökmüş vaziyetteyim, başımı kaldırıp gitmem gereken yere bakıyorum tekrar ve o andan sonra bisikleti hep itiyorum, başka türlü yapabilmemin imkânı yok. Havadan da etkilenmiş olmalıyım, genel olarak bu çıkışlardan da. Son powergel paketini açıp yutuyorum, üzerine birkaç yudum Isostar sırtımdan. Bundan sonrası hep adım adım, 10 adım atıyorum, duruyorum, bisikleti gidonundan tutarken tek elimle, yana doğru seleye vermeye çalışıyorum ağırlığımı. Bir taraftan rüzgâr esiyor, üşüyorum.

63.km’de parkurun son beslenme istasyonu var, 2615m yükseklikte. Oraya ulaşmam lazım. Adım adım bisikleti itiyorum. Kendi kendimle konuştuğum anlar oluyor, sonra kendi kendime „konuşma, nefesini bozuyorsun“ diyorum.

Beslenme istasyonuna çıktım. Nasıl çıktığımı bilmiyorum. Artık o haldeyim ki oradan manzara muhteşem olmasına karşın resim çekecek halim yok. Ne bulursam yemeye başlıyorum, powerbar, muz, karpuz, çikolata… Telsizle haber geliyor, arkamdan 3 kişi daha geliyorlar. Onların arkasında da parkuru kontrol eden motosikletler. Çok üşüyorum, çünkü korkunç bir rüzgâr var zirvede. Bizi koruyan ne bir ağaç var, ne bir duvar ve işin kötü yani henüz tam zirveye ulaşmadım. Daha tırmanmam gerek buradan sonra. 10 dakika durduktan sonra tekrar yola çıkıyorum, yaklaşık 100m pedal çevirebiliyorum, sonrasında yine bacaklarım beni terk ediyorlar. İnip itmeye başlıyorum, zirveye kadar 50m’de bir durularak yapılan son bir mücadele. Kilometre saatinde rakamları sayıyorum, 63,15 - 63,16 - 63,17… O kadar bitkin haldeyim ki duruşlarımın planını yapıyorum düşünmeden, 50m’de bir duracağım diyerek. 63,20 gösterdiğinde duruyorum, sonra tekrar itmeye başlıyorum bisikleti, 63,25 gösterdiğinde duruyorum, sonra tekrar itiyorum, 63,30 olana kadar…

Zirveye arkamdan gelenle beraber ulaşıyoruz. O da en az benim kadar bitkin. Şampanya şişelerinden ve çıplak kadınlardan bahsediyor fakat cevap verecek halim yok. İlginç bir de korku bürüyor benliğimi, buraya kadar çıkıp da bu adama geçilmek istemiyorum şimdi.

Ve iniş. nasıl tatlı bir iniş, nasıl bir kurtuluş bu iniş. Pedal çevirmeden, hızlı bir şekilde. Gerçi inişte bir basamak daha var çıkmam gereken ama olsun, en azından oraya kadar pedal çevirmek yok. Lâkin şu adamı bir türlü silkeleyemedim, yapıştı arkama gitmiyor.

68.km’deki Höllboden’a beraber geliyoruz. Basamakta yaklaşık 2km’lik bir tırmanış var. Sanırım 500m bisikletin üzerinde tırmanıyoruz, sonra kör bir virajı dönüp de artık son inişi beklerken karşımıza duvar gibi yükselen bir yokuş çıkınca tekrar iniyoruz bisikletlerden. Hohe Zirbe noktasına kadar itiyoruz beraber bisikletleri. Parkur burada birinci büyük tırmanışın rotası ile birleşiyor. Yokuşun sonunda o sağlık görevlisini göründeki mutluluk inanılmaz. Orada iniş başlıyor işte ve ondan sonra hiç çıkış yok. Son bir gayret, son birkaç adım.

Hohe Zirbe’den sonra inişte kafama koyduğum şey şu adamdan kopmak. O halde bile insan insanlığını bırakmıyor, daha önceki yokuşlarda beraber bitiririz diye sportmen düşünceler geçmişken kafamdan simdi tekrar şeytan dürtüyor, „geç onu, geç!“ diye.

İnişte kaybediyorum zaten, o kadar hızlı iniyorum ki, artık gözüm kararmış, „düşerim, çok dik, tehlikeli, yan taraf yar“ gibi düşünceler gelmiyor aklıma. Bitişe 3km kala bir ırmaktan geçiyor rota, yolun biraz düzelir gibi olduğu her yerde her yerde başımı çevirip arkama bakıyorum, gelen var mı diye, ve çevirebildiğim her yerde sürekli pedal çeviriyorum.

Günün en güzel anlarından biri herhalde parkurun sonunda, tekrar Ischgl’ın içinden geçişim. Saat yaklaşık 16:30, insanlar sokaklarda, ben geçerken alkışlayanlar, tezahürat edenler. O kadar mutluyum ki doğrulup yumruğumu sıkıyorum, gülüyorum. Bitişten önce yaklaşık 100m’lik bir yokuş var, sanırsam vücudumda kalan son güç kırıntılarını o yokuşu tırmanmaya harcıyorum, ve sonra bitiş gözüküyor, bitişin üzerindeki taç. Hâlâ bekleyen insanlar var, hâlâ tezahürat yapılıyor. Çizgiden geçtikten sonra duruyorum, ve dizlerimin üstünde yere oturuyorum, adımı duyuyorum hoparlörlerden, „Ihsan Cüneyt Kazokoglu, Viyana’dan“, birkaç kez tekrar ediliyor, çünkü yarışa Viyana’dan gelen tek kişiyim.

Bitti. Dizlerimin üstünde asfaltta otururken bunu düşünüyorum, bitti. 4 saatlik sınırı yakalayamayacağım diye korkularım, yokuşlardaki şimdiye kadar hayatımda tatmadığım bitkinlik, yorgunluk, bacaklarımdaki ağrılar, sızılar, hepsi bitti.

Uzun rotaya geçtikten sonraki zamanım 3 saat 59 dakika 45.13 saniye. Yani toplam zamanım 7 saat 56 dakika 37,10 saniye. 8 saattir bisiklet üzerindeyim ya da bisikleti ittim. 8 saatte 1300m’den başladım, 2800m’ye tırmandım, sonra gene 1600m’ye indim, gene 2750m’ye tırmandım, gene 1300m’ye indim. 8 saatte 77km yaptım. Ortalama 10km/s bile değil. 8563kCal yaktım. Ama bitti.

Yarış sonrası çipi geri verip trikomu aldığım an herhalde dağ bisikleti üzerindeki en mutlu anlarımdan biri. Ironbike Finisher trikosu... Sonra oradaki birinden rica ediyorum, resmimi çekiyor.

Finisher trikosu ile mutlu son
Finisher trikosu ile mutlu son
Büyük boyut için tıkla!

Duş aldıktan sonra tekrar şehre iniyorum, elimdeki kuponlarla iki tabak makarna yiyorum, sonra ödül töreni var. Ortam bir şenlik havasında. Bart Brentjens’le yanyana seyrediyoruz ilk 5 ödülü, sonra onun sırası geliyor, gidiyor.

Fuar(cık) sahası
Fuar(cık) sahası
Büyük boyut için tıkla!

Hai Carbon
Hai Carbon
Büyük boyut için tıkla!

Pazar sabahı mutluyum kahvaltı odasına inerken. Dışarıda hava yağmurlu ama umurumda değil. Yarışın birincisi Karl Platt olmuş, 3 saat 41 dakika ile. Bart Brentjens ise bitişe az kala lastiği patladığı için 5. olabilmiş, 3 saat 44 dakika ile. Yani ben daha 4 saat sınırını yakaladığım anlarda, birinciler yarışı bitirmiş durumdalar.

Brentjens jant üzerinde bitirdi
Brentjens jant üzerinde bitirdi
Büyük boyut için tıkla!

Brentjens
Brentjens'in jantı
Büyük boyut için tıkla!

Karl Platt yeri öpüyor
Karl Platt yeri öpüyor
Büyük boyut için tıkla!

Bunlar önemli değil tabii. Önemli olan hayallerimden birini gerçekleştirmiş olmam. Önemli olan yarışı bitirmiş olmam, teknik bir arıza olmadan, sağ salim, yolun ortasında vazgeçmemiş olmam...

Ha bir de ayrıntı: Zaman sınırlaması içinde yarışı bitiren son bisikletçiyim, ismim sonuçlar listesinde sonuncu sırada. Hayatımda hiçbir zaman sonuncu olduğuma bu kadar mutlu olmadım.

Dönüş yolunda gar
Dönüş yolunda gar
Büyük boyut için tıkla!

Pazar günü trenle tekrar Viyana’ya dönerken yine yemekli vagondayım. Yine yeşilin onlarca tonu pencereden bir ırmak gibi akıyor. Bu sefer içimde geliş yolundaki heyecanı bir tatmin kaplamış, bir mutluluk. Gözlerimi kitabımdan kaldırıp pencereden dışarıya bakıyorum, uzaktaki zirvelere... Aklıma Frank Sinatra’nın mezar taşında yazılı cümle geliyor:

”The best is yet to come...”

Genel sonuçlar

Ironbike resmî sayfası

 

 
Yayın Sponsoru
  Yarış Dünyasından

Torku'nun Eski Antrenörü Lionel Marie ile Röportaj
Geçtiğimiz Aralık ortasında Torku Şekerspor'un eski antrenörü Lionel Marie ile IAM'a geçmesinden sonra bir röportaj yaptık. ... Devamı » » » 

Lionel Marie - Biraz Daha Zaman...
Aşağıdaki satırları bu yazı dizisine başlamadan önce bir girizgah olarak yazmayı düşündüm, sonra yazılanların önüne geçmesi, ko ...
Devamı » » » 

Mehmet Şafakçı - Ağlasak da, Gülsek de Beraber
Hayatımın ilk yıllarını Ankara'da geçirirken, 80'lerin başında 4 yaşında Anıttepe 100. Yıl Yüzme Havuzu'na başladım, Ring kulüb ...
Devamı » » » 

May.15 Ahmet Örken - Çumra'dan Cavendis...
May.15 TUR2015 - Start Alanı Nasıl Kuru...
May.15 TUR2015 - Yarışta Bir Gün Nasıl ...
May.15 TUR2015 - Kürsü Formaları Nasıl ...
Nis.15 TUR2015 - Etap Biterken Foto Fin...
Mar.15 2015'te Milli Takım - Aziz Sırna...
Auğ.14 Semra Yetiş ve Erkan Sakallıoğlu...
Şub.14 Mustafa Önder Atik ile Samsun'da...
Ksm.13 Yol Bisikletinde Köklü Değişikli...
Ksm.13 Saat Rekoru Kırılacak mı?
Eyl.13 UCI Başkanlık Seçimleri
Eyl.13 Vuelta Üçüncü Hafta Top 5
Eyl.13 Vuelta İkinci Hafta Top 5
Eyl.13 Vuelta İlk Hafta Top 5
Auğ.13 Dünya Masterlar Şampiyonası Fina...
Tem.13 100. Fransa Turu, Üçüncü Hafta, ...
Tem.13 100. Fransa Turu, İkinci Hafta, ...
Tem.13 100. Fransa Turu, İlk Hafta, Top...
May.13 TUR2013: Doping (?), Yarışın Gel...
Nis.13 Türkiye Bisiklet Turu: Takımlard...
Şub.13 Torku Şeker Spor'un Yabancı Peda...
Şub.13 UCI 2013 Yol Bisikleti Takımları
Yarış Dünyasından Arşivi

 

  Bu yayın 5565 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015