Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
25 . Kasım . 2017  
Sakarya'dan Antalya'ya - 1
Karar Verme, Yola Çıkış ve 1. Gün

Sakarya'dan Antalya'ya - 1

Yazar: Kenan Hazar
15.7.2006

Bir yılı aşkın süredir elimde harita Afyon’dan Antalya’ya bisiklet turunu gerçekleştirmek için çeşitli güzergahlar düşünmekteydim. Bir kaç yıl önce Atlas yazarı Hüseyin ÜRKMEZ trenle Afyon’a gittikten sonra bisikleti ile Eğirdir, Kovada, Yazılı kanyon, Gebiz üzerinden dört günde Antalya’ya gitmişti. Bu yazıyı okuyunca Fevzi ile böyle bir faaliyet yapmayı hayal etmiş ama bir türlü gerçekleştirememiştik.

Geçen sene Fevzi bu hayali daha da geliştirmiş ve Bursa’dan Antalya’ya bir arkadaşı ile gitmeyi başarmıştı. Bende bu sene birkaç arkadaşımla bu faaliyeti yapmak için yanıp tutuşuyordum. Afyon’un rakımının 1100 metre olduğunu ve ufak tefek rampaları saymazsak sürekli aşağıya doğru gideceğimizi söyleyerek aklını çeldiğim dağcı arkadaşlarımdan Savaş IŞIK ve Mustafa CAN da bu faaliyete katılmak istediler. 16 Yaşına basan ve artık bir çok konuda beni geçmeye başlayan oğlum Ahmet’i de ekleyince grubumuz 4 kişi olmuştu.

19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı tatilinin Cumaya gelmesi önceleri dört gün düşündüğümüz faaliyeti üç güne sığdırmamızı gerektirdi. Bu durumda yolu kısaltmak için trenden Afyon’da inmek yerine biraz daha devam edip Akşehir’de inebilirdik. Ama bu sefer de çok kısa olacaktı. Bunun bir orta yolu olmalıydı. Detaylı haritaları inceleyince Çay ile Yalvaç arasında bir dağ yolu olduğunu gördüm. Yol hakkında fazla bilgiye ulaşamadım ama çok yüksek bir geçit olmadığını tahmin ediyordum. Çünkü hemen yolun yanı başındaki Palazlının tepesinin rakımı 1811 idi. Bizim geçit bu tepenin yanından geçtiğine göre yüksekliği olsa olsa 1300-1400 metre olabilirdi. Hadi bilemedin 1500 metre olsun.

Diğer arkadaşlarımın güzergah konusunda bana güvenmeleri beni daha dikkatli olmaya itti. Hepimiz ilk defa böyle uzun bir geziye çıkacaktık. Yanlış seçilmiş bir güzergah bizi çok zorlayabilir, hatta faaliyeti bir gün uzatabilirdi. Bütün bunları değerlendirerek günlerce kısa ve garanti bir güzergah mı, yoksa uzun ve maceralı bir güzergah mı olsun diye düşündükten sonra başlangıç noktası olarak Çay üzerinde karar kıldım. Evet pek, hatta hiç bilinmeyen bir yoldan gidecektik ama böyle bir yolu ilk keşfedenler olma zevkini de yaşayacaktık.

Yolculuğa birkaç gün kala tren biletlerini aldık. Antalya’dan bir arkadaşımız da dönüş biletlerini aldı. Mustafa, trene bisiklet alıyorlar, eminsin değil mi diye sorduğunda bir yıl önce TCDD’den bu konuda aldığım E. mektuba güvenerek evet dedim. Dedim ama içime de kurt düştü acaba yük vagonları kalkmış olabilir mi diye. Bu saatten sonra geri dönüş olmayacağı için kafamı kuma gömmeye kara verdim. Nasıl olsa aksi durumda bir çözüm bulacaktık.

Güzergahımız Çay’dan başlayıp, Yalvaç, Gelendost, Eğirdir, Aksu, Kasımlar, Köprülü kanyon, Beşkonak üzerinden Antalya ulaşıyordu. İşler istediğimiz gibi giderse rafting yapmayı dahi düşünüyorduk.

Trene binmek için Perşembe akşamı saat 21:45 de Arifiye’de buluştuğumuzda bizi hiçte hoş olmayan sürprizler bekliyordu. İnternetten aldığımız sanal bileti gerçeğe çevirmek için geç kalmıştık. Gişe 21:30 da kapanıyordu. Daha kötüsü gar sorumlusu meram ekspresinde yük vagonu olmadığını ve trene bisiklet alınmayacağını söylüyordu. Meğerse geçen süre içinde trenler modernize edilmiş, müştemilatını değiştirip, vagonların rahatlığını arttırmışlar. Trenin düdüğü duyulduğunda elinde bileti olmadığı halde, trene alınıp alınmayacağı belirsiz bisikleti olan bizlerin kalp atışları dışardan duyulur hale gelmişti. Tek şansımız tren baş kondüktörünü razı etmekti.

Tren durur durmaz baş kondüktörü bulup bir çırpıda amacımızı ve derdimizi anlatarak trene binme izni aldık. Bilet çok sorun değilmiş, elimizde internetten verilen numaralar olması yeterliymiş. Ama bisikletleri bu halde taşıyamayız dedi, yerimiz yok. Tamam abicim sen merak etme biz onu anında parçalarız dedim.

Bisikletleri bindirir bindirmez tamir çantasını açtım ve başladı hareket. 5 Alyeni ver, tornavidayı al, 10-11’i ver derken kısa sürede bisikletleri söküp girişteki raflara yerleştirdik. Gelen geçen bize takılmadan edemiyordu, bize takılan kondüktöre “lokomotif bozulursa bize haber ver hallederiz” diye cevap veriyorduk.

 Bisikletler trenin yük rafında.
Bisikletler trenin yük rafında.
Büyük boyut için tıkla!

Bisikletler içinde toplam 10 YTL ücret aldılar. Otobüslerde bile bisikletlerden ücret alınmazken trenlerde alınması biraz garip ama helalı hoş olsun TCDD’mize.

1. Gün

Rahat bir yolculuktan sonra sabah 5:30 gibi Çay’a vardık. Treni bekletmemek için hızla çanta ve bisiklet parçalarını raylar üzerine attıktan sonraki görüntü daha çok bir tren kazasını andırıyordu.

Büyük boyut için tıkla!
Acele etmeden bisikletlerimizi topladık, ayarlarını yaptık, çantaları yerleştirdik. Bu arada sabah erken kalkmış birkaç vatandaşla da sohbet ediyorduk. Yol hakkında sorular sorduğumuzda herkes yolu az çok biliyordu ama çok dik olduğunu söylüyorlardı. Hepsi ağız birliği etmiş gibi çok uzaklarda görünen dağı işaret edip, zirveye çıkacaksınız diyordu.

Büyük boyut için tıkla!

Biz metanetli davranıp duymamazlığa geliyorduk. Zirve demek ne demek kardeşim, kaç metre ola ki bu zirve? Arabanın çıktığı yere bizde çıkarız.

Çorbamızı, çayımızı içip 8:30 gibi yollara düştük. İlk zamanlar eğim çok iyi idi. Gayet neşe içinde gidiyorduk. Gittikçe eğim artmaya, dağlar önümüzü kesmeye başladı. Sürekli yolun nereden geçeceği hakkında tahminlerde bulunuyorduk. Yol kenarı çamlarla kaplı, suyu çok bol bir yoldu. Doğrusu güzel manzara tahminimin tutmuş olması hoşuma gidiyordu. Yükseldikçe ağaç örtüsü kalktı yerini kayalıklar aldı. Hepimiz dağcı olunca bu manzara da çok hoşumuza gitmişti.

Bu arada gözüm sürekli altimetredeydi. Çay tren istasyonunda 950 metre olan rakım çoktan 1500’lere çıkmıştı ama bizim geçit hala ortada yoktu. Ah akılsız kafam, sen bilmiyor musun Türkiye’dekisivil haritaların yetersizliğini.

Yavaş yavaş yorulmalar başladı, özelikle virajlar çok dik olduğundan virajları yürüyerek geçmeye başladık. Mustafa’nın kondisyonu çok iyiydi, bisikletinden hiç inmeden gitmesi bize teşvik oluyordu. Ben de, şu virajı dönünce tamam, yok bir de şu viraj var onu dönünce kesin bitti, bak ne kadar yol tırmanmışız, kendinizle gurur duymalısınız, gibi tatlı sözlerle grubun umutlarını kaybetmesini önlemeye çalışıyordum.

Büyük boyut için tıkla!

Bir süre sonra 1800 metreye ulaştık, yani haritada gösterilen tepenin yüksekliğine. Tüm tahminlerim alt üst olmuştu. Neyse ki en sonunda geçit görünüyordu ve çok uzak değildi. Biraz bisiklet bizi taşıdı, biraz biz bisikleti derken geçide vardığımızda altimetre 1910’u saat da 1’i gösteriyordu. Plana göre 3 saat geç kalmıştık. Saat 10’da burada olup, öğle yemeğini Yalvaç’da yiyecek ve kampı Aksu’da, yada en azından Eğirdir’i geçtikten sonra atacaktık.

Büyük boyut için tıkla!

Etrafımız zirvelerle dolu idi. Manzara yine çok güzeldi. Bu arada hava bozmaya başlamıştı, bir iki hatıra fotoğrafı çekip hiç dinlenmeden yola koyulduk.

Daha birkaç yüz metre gitmeden dolu bizi yakaladı. Etraf da sığınacağımız ne bir yayla evi ne de bir ağaç altı vardı. Çadır altılığı olarak getirdiğimiz naylonun altına sığındık. Dolu ile birlikte şimşekler de çakmaya başlayınca paratoner görevi görmemek için daha uygun gördüğüm bir noktaya kadar gittik. Bu dolu hiç hesapta yoktu. Hava raporları yağış ihtimali göstermiyordu ama hava bu, rapor falan tanımaz işte. Sende rapora güvenip gerekli önlemini almazsan sıçana dönersin.

Islanmak çok da önemli değildi, hepimizin yanında yeteri kadar yedek giysi vardı. Ama bitirmek zorunda olduğumuz bir yol vardı ve daha fazla oyalanmanın anlamı yoktu. Dolu yavaşlayıp yağmura dönünce ya Allah deyip bisikletimizi dağdan aşağıya sürdük. Çamurlu suların içinden hızla aşağıya giderken bir yandan da sığınacağımız bir yer aramaya devam ediyorduk.

Bir süre sonra direksiyonu yol kenarında gördüğümüz çoban kulübesine çevirdik. Ben biraz geride kalmıştım, köpek seslerini duyunca arkadaşlarımın korkacağını düşünerek hızlandığımda gördüğüm manzara süperdi. Köpekten korktuğunu bildiğim arkadaşlarım kuru yer bulma aşkı ile öyle doluymuşlar ki 3 tane kangalın koruduğu kulübeye, köpekleri hiçe sayarak girmişlerdi bile. İnsan aşk ile isterse yapamayacağı bir şey yok derler ya, doğruluğunu bir kere daha anladım.

Büyük boyut için tıkla!

Kimimiz yedeklerini giyerken bende her ihtimale karşılık yanımıza aldığımız sucuğu orda bulduğumuz piknik tüpü üzerinde pişirmeye başladım. Karnımızı doyurduktan sonra da tekrar yola koyulmadan önce Mustafa’nın ısrarı ile çoban kardeşimize kullandığımız malzemeleri için bir miktar para ve teşekkür notu bıraktık. Adam notu alınca bizim oraya girmemize çok şaşırıp işe yaramayan köpeklerini kovmuştur sanırım.

Artık kuruduk, yol iniş, köyler gözükmeye başladı, yani her şey yolunda derken büyük bir sürprizle karşılaştık. “ÇAMUR” Killi toprak uzun süre yağan yağmurun etkisiyle öyle bir hale gelmişti ki bizi tutuyor, bırakmıyordu. Dağ bisikletine neden çamurluk takılmadığını bu sayede çok iyi anladık.

Büyük boyut için tıkla!

Köylü bir vatandaşla karşılaştık, biraz konuştuk. Hadi bize müsaade deyip yola koyuluyoruz en fazla 3-4 yüz metre gidiyoruz saplanıp kalıyoruz. Köylü yine bize yetişiyor. Böylece uzun uğraşlar sonucunda Yarıkkaya köyüne girdik ama o köylü vatandaş bizden önce oradaydı.

Yarıkkaya köyü ismini bizim konakladığımız çoban kulübesinin önünden başlayıp köyün üstlerine kadar uzanan kanyondan alıyor. Bölge çok güzel, köylüler çok misafirperver. Bizi misafir etmek istediler ama yolumuz uzun, zamanımız kısıtlı idi. Bizim dolu yediğimiz bölgede, mağaralar, derinliği bilinmeyen kuyular varmış, kısacası keşfedilmeye açık çok güzel bir bölge. Özellikle kanyon çok ilginç gözüküyor. Daha önceleri köylerine gelen iki Avrupalıdan bahsettiler. Biri bayan bu turistler 7500 km yol yürüyerek buraya gelmişler. Sadece İstanbul boğazını geçerken vapura binmişler. Misyonerlik eğitimi alıyorlarmış.

Büyük boyut için tıkla!

Büyük boyut için tıkla!

Köyden ayrılıp yola devam ettik, bir iki köyden geçtikten sonra Yalvaç’da kısa bir dondurma molası verdik. Yalvaç geniş yolları ve meydanları ile bölgenin en büyük yerleşimi. Kaybettiğimiz zaman yüzünden buraya da fazla zaman ayıramadık. Halbuki yola çıkmadan gezilecek yerleri hakkında bilgi toplamıştık ve en az 2-3 saat gezmeyi planlamıştık. Bir dahaki sefere inşallah.

Bir bakkalda dondurma yiyerek gerekli enerjiyi depolamaya çalıştık. Yediğim dondurmalardan üst üste iki kere bedava çıkınca “oğlum şansın döndü, bundan sonra işlerin rast gidecek” diye sevindim.

27 km’lik bir yolu da geçince Gelendost kasabasına geldik. Hava kararmak üzereydi. Bir lokantada karnımızı doyurduk. Çay içip biraz dinlenip derken saat 9 olmuştu. Plana göre bu akşam en azından Eğirdir gölü kenarına ulaşmamız gerekiyordu ama artık bunun mümkün olmadığını anladık. Lokantacıya kamp yeri sorup tekrar yola çıktık.

En başta karanlıkta bisiklet sürmeyeceğimiz bir plan yapmıştık, gerçekten de karanlıkta gitmek hem tehlikeli, hem de zevksiz. Yol kenarında kamp yeri ararken bir polis otosu yanımıza yaklaştı. İyi akşamlar, nereye yolculuk diye sorunca kısaca amacımızı anlattık. Gece karanlığında fazla uzağa gitmek istemediğimizi yakınlarda kamp yapabileceğimiz bir yer olup olmadığını sorduk. Verdikleri tarife göre az ilerdeki meyve alım merkezi binasını bulduk. Bina sadece yazın kullanılan iki katlı bir yer. Alt katın kapıları kilitli olmasına rağmen kapısı açık olan ikinci katta ki odada bir çekyat ve yerde hasır vardı. Hasırın üzerine kendimizi attıktan bir süre sonra derin uykuya daldık.

Büyük boyut için tıkla!


 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 7123 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015