Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
20 . Eylül . 2017  
Sakarya'dan Antalya'ya - 2
2. , 3. Günler ve Dönüş

Sakarya'dan Antalya'ya - 2

Yazar: Kenan Hazar
16.7.2006

Sabah erkenden uyandım. Diğerleri uyuyordu. Hava çok güzeldi, dünkü havadan eser kalmamıştı. Sanırım bu gün sıcaktan şikayetci olacaktık. Birkaç fotoğraf çektikten sonra can sıkıntısı ile dolaşırken gördüğüm boş bir sandığı parçalayarak tahtalarını yükümüzü dengede tutmak amacıyla aldım. İlk gün bizi oyalayan diğer bir sorunda bagajdaki yükün kaymasıydı. Sürekli dengesi bozulan çantaları ayarlamak da en az 1-2 saatimizi almıştı. Çantaların altına koyacağımız bir tahta parçası bu sorunu halledecekti.

Kahvaltı olarak makarna ve toz içecek vardı. Mustafa’nın aldığı toz içecekler korkunçtu. Suya attığınızda çok kötü bir köpürmesi vardı. Yerleri temizlemek için yere kezzap dökünce nasıl köpürürse oda öyleydi. Çok mecbur kalmadıkça içmedim, Ahmet’e de içirmedim.

 Sundurma altında kamp
Sundurma altında kamp
Büyük boyut için tıkla!
Havanın güzelliği ile birlikte morallerde düzelmişti. Neşe içinde yola koyulduk. İlk gün o kadar çok şey yaşamıştık ki yola çıktığımız da bize sanki günlerdir yoldaymışız gibi geliyordu.

Nihayet Eğirdir gölü kıyısına ulaştık. Göl tek kelime ile muhteşem. Sadece göl mü, gölün tüm etrafı çok güzel. Bilhassa da bizim bulunduğumuz tarafın gerek kaya yapısı, gerek orman yapısı çok güzel gözüküyor. Tabii karşıdaki Barla dağının da hakkını yemeyelim.

 Karacaören barajından küçük bir kesit.
Karacaören barajından küçük bir kesit.
Büyük boyut için tıkla!
Sık sık mola vererek Eğirdir’e yaklaşıyorduk. Gözümüz sürekli yolda acaba karşımıza rampa çıkacak mı diye. Sütten ağzımız yanmış ya artık yoğurda bile tahammülümüz yok. Eğirdir yarımadasını görünce, eh artık geldik derken yol kıyıdan ayrılmaya dağa doğru yükselmeye başladı. İlerde görülen yokuşların diğer ilçelere giden yollar olabileceğini, bizim az ilerden tekrar göl kenarına döneceğimizi umudunu kaybetmesek de maalesef rampaları çıktık.

Uzun ve zevkli bir iniş sonrası nihayet Eğirdir levhasını gördük. Yol boyunca lastiklere hava basmak için benzin istasyonlarına uğramış ama hiç birinde hava bulamamıştık. Buradaki istasyonda bulunca havalarımızı tamamladık. Gerçi yanımızda pompa vardı ama üşenmiştik.

 Nihayet Antalya Savaş ve Mustafa
Nihayet Antalya Savaş ve Mustafa
Büyük boyut için tıkla!
Sanayi lokantasında yediğimiz pidelerin ardından Eğirdir’e girmeden kanal boyunca giden Kovada yoluna saptık. Plana göre Aksu yönüne gitmemiz gerekiyordu ama dünkü dolu ve çamur şoku ve de zaman kayıplarından dolayı güzergahı değiştirip en kısa yoldan Antalya’ya gitmeye karar verdik. Kovada yolu 25-30 km boyunca sıfır eğimde devam ediyor. Bu yazının nakaratı gibi olacak gibi ama yine manzara muhteşemdi. Bir taraf yüksek tepeler, diğer tarafta su kanalı ve tarlalar, daha ilerisinde de Dedegül dağları.

Yol kovada gölüne çok yakın ama göl yoldan gözükmüyor, gölü görmek için yoldan sapıp 1 km gitmeniz gerekti. Fotoğrafları çekip tekrar kendi yolumuza döndük. Fotoğraf 11

 Savaş, Ahmet ve Ben
Savaş, Ahmet ve Ben
Büyük boyut için tıkla!
Kovada yol ayrımından sonra tekrar iniş ve çıkışlar başladı. Çam ormanlarının içinden geçerken önüme sincaplar çıktı. Sağa sola koşturup duruyorlardı. Hiç bu kadarını bir arada görmemiştim. Hatta iki tanesini bir kareye sığdırmak şansını bile yakaladım.

Çandır yol ayrımındaki Akbelenli köyüne gelince inişlerin başlayacağını anladık. Hazırlıklarımızı yaptıktan sonra bisikletlerimizi aşağıya doğru saldık. Müthiş bir iniş vardı. Onlarca viraj, virajlar arasında en fazla 100-150 metre düz yol, ve toplam 500 metre yükseklik farkı. Üstelik yol yarıya kadar stabilize. Virajlarda bir sağa bir sola yatarken, dizlerimiz neredeyse yere değiyordu. Korku, zevk, heyecan ve adrenalin hepsi bir arada. Hani sırf buradan inmek için bir kere daha gidilebilecek bir yer.

Mustafa biraz arkamızdan geliyordu. Karşıdan gelen bir araç bizi geçtikten az sonra acı bir fren ve çarpma sesi duyduk. Bir anda şok geçirdim, araba Mustafa’ya çarptı diye. Döndüm baktım Mustafa ayakta duruyor. O zaman sadece bisiklete çarptı diye düşünerek sevindim, cana geleceğine mala gelsin derler ya. Bir yandan da bundan sonra ne yapacağımızı düşünüyor, faaliyet buraya kadarmış sağlık olsun diyordum.Mustafa ne oldu bir şeyin var mı? diye sordum. Yok abi bana çarpmadı dedi. Meğerse araç önüne fırlayan deli dananın birine çarpmış, dana kalkıp kaçmış.

Çamurlarımızı akdenize dökerken.
Çamurlarımızı akdenize dökerken.
Büyük boyut için tıkla!
Biraz sonra Isparta Aksu anayoluna çıktık. Bundan sonra anayoldan devam edecektik. 10 Yıl önce buradan arabayla geçmiştim. Hatırladığım manzaranın güzelliği ve yolun sürekli iniş olduğuydu. Sularımızı doldururken oradaki biri ile yolu konuştuk. Adama önünüzde daha çok rampa var deyince biraz bozulduk. Arkadaşlar merak etmeyin ben bu yoldan geçtim o kadar rampa yok , bize espri yapıyor dedim.

Akşam olmaya başlamıştı bugün planladığımıza yakın bir yol almıştık. Kendimize yemek yiyecek yer aramaya başladık. Çamlık yol ayrımındaki bir benzin istasyonuna girdik. İçime kurt düştü gidip pazarlık yapayım dedim. Adam merak etme biz buranın yerlisiyiz ve ben hacıyım, bizde öyle şey olmaz dedi. Ama tüm faaliyetin en pahalı yemeğini orda yedik.

Neyse ki adam “bu saatten sonra müşteri gelmez sundurmanın altına kamp atın” diyerek kendini bir nebze olsun affettirdi. Hava karardığı için teklifini kabul ettik. Masaları çekip kampımızı attık. Gece kamyon sesi ile uyandım. Bir daha da uyumak nasip olmadı. Yoldan gecen her araç sanki çadırın üstünden geçiyormuş gibi geliyor, her seferinde sıçrıyordum. Fotoğraf 12

Yemek sonrası keyif
Yemek sonrası keyif
Büyük boyut için tıkla!
Sabah kahvaltısında bu sefer çorba vardı. Erkenden yola çıktık ve az sonra Karacaören barajındaydık. Burası da çok güzel. Göl kıyısında gazinolar ve her gazinonun birkaç tane salı vardı. Müşteriler bir yandan yiyip, eğlenirken bir yandan da salla gezi yapıyorlarmış. Ayrıca balık havuzları da vardı. Canlı balık, eğlence, doyumsuz manzara salla gezi...İnsan daha ne ister. Sıcak ve nemli Antalya’dan buraya kaçanlara burası cennet gibi geliyordur. Fotoğraf 13

Antalya’ya iyice yaklaşmıştık. Amacımız ilk gün karlı dağlardan geçerek gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzu Akdeniz’in sularında tamamlamaktı. Böylelikle Sultan dağlarının çamurlarından da kurtulacaktık. Vaktimizin yeterli olmasını fırsat bilip Kurşunlu şelalesine de gördükten sonra Antalya’ya girdik. Fotoğraf 14, 15

Şu ana kadar bisikletlerin hiç sorun çıkartmamasının ne kadar büyük bir şans olduğunu konuşuyorduk. Derken son metrelerde bir yandan bisikletini sürerken bir yandan da nerden ses geliyor diye tekerleğine bakan Mustafa’ ya bir “çöp tenekesi” çarptı! Gerçi Mustafa’nın bir kabahati yoktu, çöp tenekesi yola sinyal vermeden çıkmıştı.

Bisikletin maşası eğilmişti. Vurarak eğilen maşa, tekrar vurarak düzelir mantığıyla yaptığımız çalışma neticesinde maşayı idare edecek hale getirmiştik.

Mustafa’nın ablası Antalya’da yaşıyordu. Bisikletleri onun evine bırakıp Fener denilen bölgeden denize girdik. Sırf bu an için 3 gündür yanımda taşıdığımı sandığım mayomun çantadan çıkmaması da beni durdurmadı. Kısa pantolonumla suya atladım. Yıllarca önce bir belgeselde bölgeye gelen bizonların toprağa bulanıp üzerlerinde 10-15 kilo kadarını götürerek bir çeşit erozyona yol açtıklarını izlemiştim. Biz de o kadar olmasa bile bolca miktarda Sultandağı toprağını Akdeniz’in sularına bıraktık. Fotoğraf 16

Misafir olduğumuz evde yediğimiz harika bir yemekten sonra şehrin diğer ucunda bulunan otogara kadar hızla gittik. Otobüsün muavini bisikletlerimizi koymak için bize küçük bir yer gösterince tekrar bisikletlerimizi sökmek zorunda kaldık. Bu işlemi yaparken büyük bir kalabalık etrafımızı çevirmiş bize bakıyordu. Daha sonradan Fevzi’lerin bisikletlerini otobüse koyarken sadece gidonu düz hale getirdiğini öğrenince doğrusu bize bu zorluğu çıkartanlara kızdım. Neşeli bir yolculukla Adapazarı’na vardık. Tekrar bisikleti toplayıp hızla eve, evden de fabrikaya gittim. Fabrikada kart bastığımda saat 08;20 idi. Planladığımız gibi üç gün içinde toplam 300 km’nin az üzerinde bir yolu kat edip bu faaliyeti işyerinden izin almaya gerek kalmadan başarmıştık.



 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 5360 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015