Anasayfa
 MTBTR'de Bugün 
 Fotoğraflar 
2014 Bisiklet Katalogu
   
 
 Kurallar   IK   Biz Kimiz   İletişim ve Yardım   Hoş Geldin, üye girişi yapın Üye Girişi
 
23 . Eylül . 2017  
Hereke-Erdek Turu
Beni Bursa'ya Gömün

Hereke-Erdek Turu

Yazar: Bilal Arkan
11.10.2006

İlk başlarda İzmit(Hereke)-Çanakkale olarak planladığım yolculuğumu maalesef Erdek’te noktaladım. 38°ye ulaşan sıcaklık, güneş yağı almadığım için yanan bacaklarım, ikinci gün sonunda ağrıyan bileğim ve artık tek başıma bisiklet kullanmaktan sıkıldığım için Erdek’ten otobüsle dönmeye karar verdim. Şimdi sanırım en başa dönmeliyim.

03 Ağustos 2006

Körfez ile Gebze arasında küçük bir belde olan Hereke’ye 7 km uzaklıktaki kendisine bağlı Yukarı Hereke Köyü’nden , 06:45’te Hereke’den Karamürsel’e hareket edecek olan vapura yetişmek için 06:00’da hareket ettim. Sabah köy biraz serin olduğu ve sürekli rüzgar estiği için yanımdaki yağmurluğu giydim. 20 dakika sonra iskeleye varıp vapuru beklemeye başladım. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi vapurlarda Kent Kart adı altında İzmir’deki manyetik kartlara benzeyen kartları kullanıma sokmuş. Vapuru en son 3 sene önce kullanmış biri olarak doğal olarak bundan bihaberdim. Klasik yöntem olarak başkasının kartını her zamanki gibi bozuk para olmadığı için biraz daha fazla para vererek geçtik. Kahvaltımı 45 dakikalık vapur yolculuğunun ardından Karamürsel’de su böreği ve limonata ile yaptıktan sonra pedallara asıldım. İlk gün sonunda Bursa veya eğer mümkün olursa Mudanya üzerinden Bursa’ya varmayı düşünmüştüm, ilerleyen saatler bana direk Bursa’nın en mantıklı durak olacağını söyleyecekti.

Erdek Yolu Üzeri
Erdek Yolu Üzeri
Büyük boyut için tıkla!

İlk turuma yalnız çıkmam beni konaklayacağım yerlerin mesafelerini kısa tutmak zorunda bırakıyordu. Yanımda çadır ve uyku tulumu almamam istediğim yere ulaşamasam bile müsait bi yere yayılıp yatmama engel oluyordu. Her şey den önce birazda kedine güven söz konusu, ülkenin hali malum.

10:00 civarında Yalova’ya vardım. Çiftlikköy’de Kara Kilise’ye gitmeyi daha önce planlamış olsam da yolculuğun zannettiğimden daha yavaş olması, bilmeyerek belki yanından bile geçmiş olsam da bu durağı es geçmeme sebep oldu. Yalova’dan sonrada öncesi gibi yol kenarında bisiklet kullanabilecek yeterli mesafe var ve yol çok düzgün. Tam olarak ne zaman ve nerede hatırlamıyorum ama Yalova çıkışından sonra bi yerde bi köpek saldırısına uğradım. Köpekler konusunda öğrendiğim bişey varsa bisikletle onlardan kaçmak anlamsız ve tehlikeli ve bi köpeğin 50 km/sa’te ulaşabilmesi göz önüne alınırsa gereksizde olabilir. Hemen durup köpeği uzaklaştırmaya çalıştım. Uzun yıllar köyde yaşadıktan sonra köpeklere haliyle alışıyorsun fakat sonra bi kaplan havlaya havlaya bana doğru koşmaya başladı. Bi kaplanla köpeği ayırt edebilirim ama bi köpek neden bu kadar büyük olurki… Buna benzeye bi köpeğin 50-60 kg olduğunu biliyorum. Hemen bisikletten inip bisikleti kendime siper olarak kullandım artık elimi kolumu değil bisikletin ön tekerleğini kaldırarak hayvanları uzaklaştırmaya çalışıyordum. Allahtan fazla ısrar etmediler ve 20-30 m sonra sıradan hayatlarına bensiz devam etmeye karar verip çıktıkları deliklere döndüler. Bir iki saat sonra bi benzin istasyonunda bi çay içip yoluma kaldığım yerden Orhangazi’den devam ettim. Orhangazi’de yollar inanılmaz düzgün, saatte 40-50 km/sa’tin altına neredeyse düşmedim. Öğlen Gemlik’e girip bi pidecide yemek yiyip pidecinin karşısındaki dayıdan iki tane şeftali alıp yoluma devam ettim. Gemlik’ten sonra yollar bozulmaya başladı. Bursa’dan önceki son tepede –km sayacına bakmadım ama 7 km olduğunu öğrendim sonradan– öğlen sıcağına yakalandım. Her ne kadar yol üzerindeki tek dinlenme tesisine girip yaklaşık bir saatlik bi mola vermiş olsamda saat 18:00’a kadar havada hatırı sayılır bi sıcaklık düşüşünün olmadığı değerlendirilirse yolculuğumun en sıcak 3 saatini bu tepede geçirmekten kaçamayacaktım ve öyle oldu da. Moladan sonra yol üzerinde bi çeşmede –iki km sonra– 15 dk.lık bi mola daha verip son kilometremide katedip Bursa’ya doğru süzülmeye başladım. Bursa’ya doğru giderken sürekli “Beni Bursa’ya gömün” deyip durdum. TRT’de yayınlanırken yakaladığım “Kuruluş” adlı bi filmde, Sultan Osman bi tepede eliyle Bursa’yı işaret ederken oğluna, geleceğin Sultan Orhan’ına ve oğlunun yardımcılarına “Beni Bursa’ya gömün” diyordu.

 Güne Bakanlar
Güne Bakanlar
Büyük boyut için tıkla!

18:00’da Bursa’ya girdim, daha doğrusu çıktım. Şehirlerin merkeze doğru ilerledikçe daha düzgün zeminde olması alışılmış bi durum fakat ilk kez Bursa’ya girip bunun tam tersi ile karşılaşınca şaşırdım doğrusu. Şehir bi kubbe gibi sürekli yükseliyor. Bursa’dan önceki tepe yetmiyormuş gib bide Bursa ile uğraşmak zorunda kaldım. Bir saat sonra bi otel bulmuş, duşumu almış, temiz elbiseler giymiş, üzerimdekileri yıkamış ve asmış olarak maalesef çok yorgun bi şekilde şehri gezmeye koyuldum. Ulu Camii, Orhan Gazi Camii, Sultan Osman ve Sultan Orhan türbelerini gezdikten sonra Tarihi Bursa Kebapçısı’nda hayatımın en güzel olmayan iskenderini bitiremeyerek Pirinç Han’da nargile içmeye gittim. Aklımda sürekli o cümle “Beni Bursa’ya gömün”. Bursa değilde borsa der gibi telaffuz ediyordu, hatta boursa gibi. Neyse hayatımda nargile içemeyecek kadar bitkin olduğumu hatırlamıyorum. En azından nargile içmeye giderken öyle olmadım. 22:00’da uyumak için otelin yolunu tuttum.

Kat edilen mesafe : 112,71 km

Bisiklet üstünde : 06:03 sa

04 Ağustos 2006

Uluabat Gölü-Manyas Kuş Cenneti-Bandırma-Erdek rotasını izlemek üzere yola koyuldum. En çokta Manyas’ı merak ediyordum. Uluabat Gölü’nün Bursa’ya 60 km uzaklıkta olduğunu saat 11:00 civarında öğrendiğimde izleyeceğim rotayı tekrar gözden geçirmem gerektiğini düşündüm. Uluabat Gölü’nü görmek için köye girdiğimde gölün söylenenden çok daha uzakta olduğunu ve yolun çok kötü olduğunu ve nihayetinde gideceğim yerin –öğrendiğime göre– ıssız bi göl kenarı olduğunu düşündüğümde gitmemeye ve Uluabat Deresi’nde tüm yolculuğum sırasında çektiğim en güzel fotoğraflar ve köye tatile gelmiş, derede balık yakalayan bi polis memuru ile 15 dk goygoy yapmak ile yetinmeye karar verip köyden bi bardak çay içip, suluğumu meydandaki çeşmeden doldurduktan sonra yoluma koyuldum. Gece Erdek’te konaklayabilmem için Manyas’ıda gidemediğim yerler arasına eklemek zorunda kaldım. Ama eğer Uluabat Gölü’nü gezmek isteyenler varsa Uluabat Köyü’nü değilde yaklaşık 10 km önce Ağlayan Ağaç-tı galiba- tabelasını gördüğünüz yerden içeri (5 km) girmeniz daha iyi olur. O köyün tarihi yapılarla dolu olduğunu ve göl kenarına kurulu bi köy olduğunu-bunu yoldan geçerken görmüştüm- bahsettiğim polisten öğrendiğimde gerçekten üzülmüştüm.

 Yıkık Köprü
Yıkık Köprü
Büyük boyut için tıkla!

İkinci gün ilk güne nazaran daha sıcaktı ve öğlen ve sonrasında artık gördüğüm her benzin istasyonunda ve çeşmede duruyor kafamı ıslatıp yoluma öyle devam ediyordum. 14:15 civarlarında Karacabey’e girdim. Hız göstergemin maşadaki sensörü oynamaya başlamıştı ve viteslerimin ayarları da bozulmuştu. Bi bisikletçi bulmama rağmen gerekli tamirlerimin hepsini bisikletçide kendim yapıp bisikletçinin tavsiyesi ile gittiğim bi çorbacıdan istediğim mercimek çorbayı bitiremeyip yoluma devam ettim. 6 km sonra bi tavukçuda hala aç ve yorgun olduğum için durdum. Garson masama gelip muhtemelen beni mutasyonu geçiren birine benzeterek “İsterseniz siz biraz dinlenin ben biraz sonra gelirim” diyip telefonu ile meşgul olmaya devam etti. 15 dakika sonra normalde mönülerinde olmayan benim isteğim üzerine yaptıkları fakat yaparken kendilerini domateslere tavuk muamelesi yapmaktan alıkoyamadıkları ve domateslerle aynı miktarda biber koymaya özen gösterdikleri domates-biber saç kavurmayı menemen adı altında getirdiler. Farklı bi lezzetti kesinlikle ve domatesler yenebiliyordu. Amasyalı bi arkadaşımın daha önce buna benzer bişi yaptığını ve adının menemen olmadığını söylediğini hatırlar gibiyim. Daha önce Bandırmalı arkadaşlarım olmuştu fakat etrafımda sadece onlardan olması ve neredeyse her cümlenin sonuna “Be yaw” eklemeleri hoşuma gidiyordu. Miskete Karacabey’de “Şırın” diyorlarmış –Bandırma’da da başka bişi diyorlarmış ama onu hatırlamıyorum şimdi– ve motorlu bi arkadaşları yolda kendisini taciz eden kamyonculardan intikam almak için sürekli cebinde taşıdığı bi düzine misketten birini kamyonun önüne geçip misketin yere çarptıktan sonra sekip kamyonun camını kırması için yere bırakıyormuş. Haliyle sonra topukluyormuş arkadaş.

Yolculuk giderek zorlaşmaya yollar giderek bozulmaya başladı. Bandırma’ya 20 km kala yol kenarında sulu diyar-dı galiba-diye soğan satanların yanında muhtemelen etraftaki tarlaları sulamak için kullandıkları suyu -plajlardaki duşlar gibi- aynı boru üzerinde açılmış 6-7 delikten akan sürekli akan bi su gördüm. Önce serap sandım fakat inanır inanmaz bisikleti yol kenarına atıp kaskımı, gözlük ve eldivenlerimi çıkarıp ayakkabılar dâhil üzerimdeki elbiselerle suyun altına girdim. Kendime geldiğimi hissettim o an. Saat 17 olmasına rağmen havanın nasıl hala bu kadar sıcak olabileceğini ve üzerimdekilerin nasıl olurda 15 dakikada kuruyabileceğine bi türlü ihtimal veremiyordum, daha doğrusu inanmak istemiyordum. 18:00 civarlarında Bandırma girişindeki Gross Markette akşam yemeğimi İnegöl köfte ile yaptıktan sonra geride kalan 22 km’nin 19:00’dan sonra karanlığa kalmadan sağlıklı bi şekilde normalde olması gereken sürede gidilemeyeceğini en azından benim tarafından -ki arkamda bıraktığım 115 km’den söz etmek istiyorum burada- düşündükten sonra geceyi Bandırma’da geçirmeye karar verdim. 19:30 gibi merkezde bi otel bulup yerleştim. Dışardan ihtiyacım olan bi kaç şey –ki bunlar daha çok atıştırmalık bişiler- odama dönüp televizyonun keyfini çıkarmaya başladım. Kanal D’de yayınlanan “Mustafa Hakkında Herşey” adlı filmi ilk defa ve zevkle izledim. Yerli filmde kaliteli yapımlar arayan herkese tavsiye ederim. Ayak bileğimde öğlen civarlarında başlayan ağrı Bandırma içerisinde topallayarak dolaşmama sebep olduğu için yarın için kesin hiçbir plan yapmadan uyudum.

Kat edilen mesafe : 121,76 km

Bisiklet üstünde : 08:10 sa

05 Ağustos 2006

Her ne kadar telefonun saatini her zamanki gibi 06:00 değilde 07:00 kurmuş olsamda kuzenimden 09:00’da gelen telefona kadar yatağımdan kalkmayı reddettim. 10:00’da otelde kahvaltımı yapmış, gene ne yaptığını bilmeyen-ilkinden daha iyi- bi bisikletçiye uğramış olarak Erdek’in yolunu tuttum. Öğlene yakın yola çıktığım için Bandırma’dan beni çıkaracak yokuşlar bile zor gelmeye başladı bana. Allahtan bileğim pek ağrımıyordu fakat yola çıkar çıkmaz bunalmıştım. Yolda Lance Armstrong’un kitabında bi yarışı terk ederkenki halini düşündüm ve bende öyle yapmak istedim fakat yolun ortasında hiçbirşey yapamayacağım için devam etmek zorunda kaldım. Çanakkale’ye hala iki günlük yol vardı ve yolda konaklayacak görülmeye değer bi yer olmadığı ve yalnız bisiklet kullanmaktan sıkıldığım için son durak olarak Erdek’i seçtim. 2 saatlik bi yolculuğun ardından sadece 25 km uzaklıkta Erdek’e varıp İzmit’e ilk otobüsün 17:00’de olduğunu öğrendiğimde bir gece de Erdek’te konaklamak zorunda kaldım. Maalesef kalacak yer bulmak inanılmaz zor oldu. Sürekli kendi kendime “Neden çadır almadım ki yanıma” deyip durdum. Sonunda bi pansiyonda iki kişilik bi oda tutmak zorunda kaldım.

 Pirinç Han Nargilesi
Pirinç Han Nargilesi
Büyük boyut için tıkla!

Kaldığım yer denize çok yakındı ve 50 m uzunluğunda 20 m genişliğinde bi bahçe etrafına küçük barakalar şeklinde yapıldığı için bi otelden ziyade minyatür bi mahalleye benziyordu. Pansiyonda yemek verilmiyor onun yerine nasıl sığdırdıklarını anlamadığım birer mutfak, tüp vs. veriyorlar. Zaten böyle olması biraz mahalleyi andırıyordu. Kendi odama –evime– gittiğimde her odadan ayrı bi yemek kokusunun gelmesi, odaların önünde çamaşırların asılması, herkesin kendi odasının önünü süpürmesi bana çok farklı bi o kadar da hoş geldi. Güneş batmaya yüz tutmak üzereyken bahçe ortasındaki hamağa kendim yaptığım Nescafe 3 ü 1 (bi) arada ve daha önce Antalya’da bi rock bardan aldığım şarkıları mp3 playerımda dinlemeye başladım. Mükemmel bi andı. Tabi o sırada göz koyduğum komşunun kızı falan da oradaydı. Hatta onun için tatilimi Erdek’te uzatmayı falan da düşündüm ama sonradan vazgeçtim. Gün batımına yakın aklımda turun ilk belirdiği lise 2’den beri asıl amacım olan fotoğraf çekmek için dışarı çıktım. Sinema ve Kitap ile yaşayan bi arkadaşımın tavsiyesi üzerine F.Kafka’nın Dava adlı romanını da Erdek’te almak nasip oldu. Kitap acayip sardı ve 22.30’da bi grubun canlı performansını izlemek için gittiğim rock barda grup çıkıncaya kadar barda kitap okudum. Grup çok iyiydi ve İbrahim Tatlıses-hiç sevmem-‘in Yalnızım şarkısına yaptıkları mükemmel cover aklımda kalan en belirgin şey oldu. Öncesinde hayatımın en kötü nargilesini bara en yakın olan cafe’de içtim, iğrençti hemen bırakıp çıktım. 01:00 gibi odama dönüp biraz daha kitap okuduktan sonra sabah 08:45’te Efe Tur muavini ile yapacağım uzun bi tartışma sonrasında bisikletimi zar zor otobüse aldırabileceğimi bilemeden uyudum.

Kat edilen mesafe : 25 km

Bisiklet üstünde : 2:10 sa

 

 
Yayın Sponsoru
  Patika

Çocuk ve Bisiklet Yolculuğu
Bu senede 1 Temmuz – 26 Ağustos tarihleri arasında Avrupa’da Almanya, Danimarka ve İsveç'i kapsayan son bisiklet turlarından yeni ... Devamı » » » 

Londra'da bisikletle 10 gün

Küresel dünyanın en önemli başkentlerinden birinde, Londra’da, 10 gün boyunca, oralı olmayan biri olarak hemen her yere bisikle ...
Devamı » » » 

Serkan Taşdelen ile Tur Bisikletçiliği

Türkiye de hızla gelişen tur bisikletçiliğinin ilk isimlerinden Serkan Taşdelen’le bisiklet üstünde uzun yol yapacaklar i ...
Devamı » » » 


Tem.12 Kapadokya Bisiklet Festivali 20...
Nis.12 Gurbet Emekçisinin Notları 2...
Şub.12 Gurbet Emekçisinin Notları 1...
Eyl.11 Bask Ülkesi ve La Vuelta
Nis.11 Türkiye'den Japonya'ya Bir Bisik...
Şub.11 Bisikletle İstanbul'dan Paris'e
Ara.09 Bayramda 3 Gün Yenice
Auğ.09 Küresel Isınmaya Karşı Gelibolu ...
Nis.09 Gümeli - Bölüklü - Karatepe Yayl...
Mar.09 Adapazarı'ndan Adapazarı'na
Eki.08 Bisikletle Manhattan Turu
Tem.08 Dağ Köyleri Üzerinden Yalova'dan...
Tem.08 Küresel Isınmaya Karşı Ege Kıyıl...
May.08 Abi Anadolufeneri'ne Gidelim...P...
Mar.08 Yaz Başında Yedigöller
Şub.08 Derinoba Bisiklet Gezisi
Eki.07 Artvin 1 Meydancık'dan Macahel'e
Eki.07 Artvin 2 Macahel'den Borçka'ya
Eyl.07 Kemalpaşa’dan Buca’y...
Auğ.07 Silifke’nin Cezeryesi Meşh...
Haz.07 Ormandan Gemlik-Yalova Geçişi
Nis.07 Altınoluk - Assos Turu
Patika Arşivi

 

  Bu yayın 7148 kez okundu.
  Bu siteden yapılacak alıntılarda kaynak gösterilmesi ahlak kurallarına uygun olacaktır. Bu yazı yazarın sorumluluğundadır.
  Hukuki bir durumda MTBTR.com sorumlu tutulamaz.


 

 
  Yarış Dünyasından  |  Atölye  |  Panorama  |  Teknoloji - Donanım  |  Patika  |  Sağlık ve Antrenman  | 
  Biz Kimiz  |  İletişim ve Yardım  |  İnsan Kaynakları

Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları |  mtbtr.com™ 2001 - 2015